of 166

Hikmet Kivilcimli - Turkiye'de Kapitalizm'in Gelisimi

Published on March 2017 | Categories: Documents | Downloads: 28 | Comments: 0
303 views

Comments

Content

Dr. Hikmet Kıvılcımlı
Türkiye’de Kapitalizm’in Gelişimi

Yaynlar

Türkiye’de Kapitalizm’in Gelişimi

Dr. Hikmet Kıvılcımlı

Yaynlar Dijital Yayınlar İndir - Oku - Okut - Çoğalt - Dağıt

Bu kitap ilk defa: 1965 yılında Tarihsel Maddecilik Yayınlarında yayınlanmıştır. Bu kitap KöXüz sitesinin dijital yayınıdır. Kar amacı olmadan, okumak ve okutmak için, indirmek, dijital olarak basmak ve dağıtmak serbesttir. Alıntılarda kaynak gösterilmesi dilenir.

Yayınları Yaynlar

İÇİNDEKİLER
ÖNSÖZ 9

TÜRKİYE'DE KAPİTALİZMİN GELİŞİMİ
I. BÖLÜM: İSTİBDAT ÇAĞINDA KAPİTALİZM 15 16 18 20 22 24 24 26 28 29 32 34 37 .40 44 .45 .47 48 51 53 55

Batıda Kapitalist Sınıfı Türkiye'de Kapitalist Sınıfı Derebeyi-Kapitalist Çekişmesi İlk: Antika (Kadim) Sermaye Oyunu İkinci: Modern Kapitalizm Oyunu Tarihte İşçi Sınıfımız I. Kadim Tarih Bakımından II. Çağdaş Tarih Bakımından "Hayırlı Şirket" Osmanlı Bankası Saltanatı Düyunu Umumiye Saltanatı Sermaye: Hesap ve Garanti ister. Yerli Sermayeye Karşı: Devlet+Ecnebi Bankanın Dokunulmazlığı Müslüman'ı Tehdit İslâm Olmayana Güven Türk Mehmet Nöbete: Yüzde On Beş Türkiye'nin Kapitalizme Pazar Oluşu Her şey Şirket için Devletçiliğimiz: Kapitalist Fideliği Hürriyet ve Namusu Öldüren: Hırsızlık

II. BÖLÜM: HÜRRİYET ÇAĞINDA KAPITALİZM Sosyal Devrimde İki Sosyal Sınıfımız İşçi Sınıfının Sosyal Dilekleri Devletle Milletin. Arasını Açanlar. Konkret [somut]Bir İşçi Hareketi İstibdadı Aratan Hürriyet Avrupa Söylemiş Finans Kapitalin Kanlı Öcü Hürriyet: Şirketler Furyası Biricik Finans-Kapital ve Emperyalist Egemenlik Antika Devletçilikten Modern Devletçiliğe Devletçiliğimizin Görevi: Kapitalist Kayırma Yerli Finans-Kapital Özel Sektör İşçimizin Alın Yazısı Devletçiliğimiz ve Modern İşçimiz Yurtta Savaş-Cihanda Savaş Etken: "Kişi" mi, "Sınıf" mı? İaşeciliğimiz Vagonculuğumuz III. BÖLÜM: CUMHURİYET ÇAĞINDA KAPİTALİZM A) SOSYAL EKONOMİ Sanayi Neden Eksik 1913'te Sanayi Kapitalizmi 1913'te Sanayi İşçileri Kanun Dışı Sanayi Paryaları Tarım Kapitalizmi Kanun Dışı Tarım Paryaları Özel Teşebbüsün "Gizli Faaliyeti": Devletçiliğimiz Türkiye İşçi Sınıfının Sosyal Varlığı B) POLİTİK EKONOMİ Türkiye ve Atatürk İnönü ve Çakmak Atatürk'ü Öldüren Nedenler. "Zinde Kuvvetler" Simsarlar: Para Oyunu 124 126 128 129 132 103 107 110 112 114 116 119 121 82 85 87 89 92 94 97 99 59 61 63 65 68 70 73 75 77 80

Spekülatörler: Toprak Oyunu Sosyalizm Yaşantısı, Sosyalizm Düşüncesi Türkiye'de "Sınıfsız" ideologlar. "Neo-İdeolog"larımız Gerçek: Kemalizm'in Sosyalizmle İttifakı Cumhuriyetçi Finans-Kapital Finans-Kapital Vurgunu Cumhuriyetçi Devletçiliğimiz "İdeologlarımız ve Gerçeklerimiz SON SÖZ BİBLİYOGRAFYA EK: TÜRKİYE'DE KAPİTALİZMİN GELİŞİMİ ÜZERİNE

134 136 138 143 145 146 148 150 153 159 161

163

ÖNSÖZ Meselelerimizi en basit yurttaşın anlayabileceği kadar açık, duru ve belirli koymazsak, Demokrasi ye inancımız yapma olur. Anlaşılır konuşmanın ilk şartı, olay ların diline uymaktır. rükçü gibi, DOKTRİNSİZ akımlar: Millet dertlerini üfüokumakla iyileştire"Mernûş-Debernûş-Kefeştetayyuş" duâları

ceklerini sanıyorlar. Ama, DOKTRİN taslayan akımlar da; yabancı kitap sayfalarından kesilmiş reçeteleri ezberlemekle, millet hastalığını teşhis, hele tedavi etmeye kalkıştıkça, daha az "Mütetabbip" [hekimlik taslayan] düşmüyorlar. Dertlerimize gerçekten deva aranacaksa, ilkin toplumumuzun muayenesi: Kendi ekonomik ve politik yapısı içinde, bütünüyle ve olduğu gibi yapılmalı; oradan varılacak sonuçlarla ortaya çıkacak hastalığın adı ne olursa olsun, teşhis ikirciksiz ortaya atılmalıdır. Kendimizi veya başkalarını aldatmaya en elverişli özelliğimiz: Sosyal Sınıflar dışında ulusal veya uluslararası bir politika nın yeryüzünde bulunabileceği yalanına çok alışkın olmamızdır. İsmet Paşa'nın, "Sınıf esasına müstenit [dayanan] partiler kurmak serbesttir" buyrultusundan 20 yıl sonra, "Sosyal Devlet" prensibini Anayasaya geçiren 27 Mayıs'tan 5 yıl sonra, kalkıp da Türkiye'nin Tarih maddesi doğru incelenmeksizin, şundan bundan kapma, basma kalıp "Sosyal Sınıflar "dan, "Sosyal Adalet "ten "Devletçiliğimiz' den ve ilh.. dem vurmayı bir marifet, hele kahramanlık saymak, apaçık bir kuş beyinlilik ise, Türkiye'de sosyal sınıf ilişkilerinin duruluğunu bulandırarak, yahut "Sınıfları inkar" sözüm ona "TAKTİKA "sı ile sosyalizm kaçakçılığı yapılabileceğine inanmak da, başını kuma sokarak avcıdan korunacağını uman devekuşu mantığına develeri güldürmektir. 1- Batı ile karşılaştırma yapılarak, Türkiye'de "Sosyal sınıflar yok" demek her şeyden önce yalandır. Batıda sınıflar en çok bin yıldan beri varsa, bin yıldan beri Türkiye'de (Tarihsel Devrimler geçtikçe) en az beş altı

vardır.Tarih öylesine kalplaştırılamaz. Bizde sınıf yok değil, sınıf bilinci yoktur. Onun için her meselemiz kördüğüm, politikamız mide bulandıran bir kargaşa, düşüncemiz çıkmazdır.

2- "Türkiye'de Sermayecilik yok" demek de, gene olanı olmamışa çevirme kurnazlığı gibi öne sürülüyor, Sermaye, kapitalizmden önce de vardır. O, Kadim Toplumları batıran, kapitalizmin zıddı "PREKAPİTALİST" sermayedir. Sümer Kervanları Erciyaş ve Ergani'ye uzandığı günden beri, Türkiye'de SERMAYE vardır. Türkiye'de kadim KAPİTAL gibi, rünürler. Türkiye'de, modern KAPİTALİZM de ile, yok değiller, yok olma aşamasındaki biçimleriyle varoldukları için yok gibi göKadim Toplumun Tefeci-Bezirgân soysuzlaşması Modern Toplumun Tekelci Finans-Kapital dejeneresansından KARMA bir düzen, ezberlenmiş formülleri şaşırtır. 3- Batı Kapitalizmi: Daha yüksek Teknik ve Metotlarla silahlanarak, kendi Anayurdu içinde küçük üretmenlerin mülklerini ellerinden aldığı gibi, geri kalan dışarıdaki bütün cihan toplumlarının varlıklarını da çapul ederek, SERMAYE'sini "sözde" biriktirmiştir. Demek, sermaye, cibilliyeti iktızası (karakteri gereği), küçük özel mülkiyet düşmanıdır. Sosyalizme boşuna iftira edilir. Sermaye, ikide bir söylendiği gibi: "Dişten tırnaktan arttırılarak" birikmemiş, gerek kendi milletinin, gerekse başka milletlerin çalışanlarınca biriktirilmiş küçük ve dağınık mülkceğizleri, ilerlemeyle Büyük Sanayileşme ve sahiplerinden ekonomik veya Bayındırlık yaratışına politik ve zorla aşırarak gasp etmiştir.Yalnız bu gasp ediş, Batıda: Anayurdunu hızlı bir yüceltmiş, kendi milleti içinde hayat standardını nispi de olsa yükseltmiş olmak gibi tarihsel bir görev başarma haklılığı ile mazeretlenebilmiştir. 4- Türkiye Özel sermaye sinin: Dışarıda, yabancı toplumları talan edip kendi varlarını ve zenginliklerini Anayurda başkalarının varlığını aktarıp yığma şansı, kökten yok olmak şöyle dursun, Batı etkisi altına düştüğü ölçüde, kendisinden çok usta ve üstün yabancı sermayeye kaptırdığı için, tam tersine orantılıdır. İçerde kendi milletinin küçük üretmenlerince sahiden alın teriyle biriktirilmiş küçük mülkleri ekspropriye etmeye gelince, iki ucu tutulmaz bir değnekle karşılaşılır: a) Batının 500 yılda yaptığı küçük mülk sahipleri "katliâm "ını 5 hattâ 50 yılda yapmak, kılıçtan geçirilecek halkı ayaklandırabilir. b) Bütün o kılıçtan geçen küçük üretmenlerin sermayeci elinde "biriken" aşırılmış mülkceğizleri yığınından aslan payının yabancı sermaye adlı kurt boğazına kaydığı düşünülürse, milletçe duyulacak öfke ve dayanç, on kat, yüz katken, bin kata çıkar. 27 Mayıs Devrimi bu gerçekliğin en yeni ispatıdır. 5- İşte o tarihsel ekonomik ve sosyal nedenlerle, Özel Sermayemiz yahut kapitalizmimiz, "Cin olmadan insan çarpmaya" kalkışmış bir monster [canavar] oldu: Modern olamadan (daha doğrusu: 19. yüzyıl Batı Sanayinin prosper [başarılı] kalkınmasını hiç bir zaman yaratamadan), ultramodern oldu (Yâni; Tekelci finans-kapital emrine girdi). Böylece Tarihsel görev yokluğu ve millet önünde haklı çıkma yokluğu, kapitalizmimizi "yüzük taşı" gibi göze batar etmiş; kendi sosyal sınıfını bile inkâr edip ezen ultramodern tekelci finans kapitalistlerin sayıca ve kalitece düşüklükleri, aşağılık kompleksini

andıran en ters tepkilere yöneltmiş oldu: a) Bir yandan kendi milletine karşı insan hakkı tanımaz bir keskin yırtıcılık kazandı; b) Öte yandan, millet önündeki zaafını telafi etmek için, uluslararası yabancı finans kapitale kul köle olmak zorunda kaldı. Kapitalizmimiz genellikle DEMOKRASİye, özellikle VATAN ve MİLLET'e kolayca ihanet etti. Tanzimat, Birinci Meşrutiyet, İkinci Meşrutiyet, Kuvayimilliye Hareketi ve son Demokrasi denemesi, hep Türk milletine kapitalizmin ihanetlerini ispatlamakla geçti. Kırk yıldır söyleriz. Vurduklarına değil, dinlemediklerine yandık. Biraz acele de olsa, gene diyeceğiz. Lâf anlayan beri gelsin!

DOKTOR HİKMET Salacak, İskele arkası 13 (1/5/965)

"İnne'şşerre'ddevâbiind'Allahi'ssum-mül-bûkmülleziyne



ya

'kılûn!" (Hiç şüphe y o k ki, ayaklarıyla yürüyenlerin Allah indinde en kötüsü, aklını kullanmayıp sağır ve dilsiz kalan iki ayaklı hayvanlardır.) (Enfâl Sûresi, 22. Âyet) KUR'AN'ı Kerim

TÜRKİYE'DE KAPİTALİZMİN GELİŞİMİ

Yazan: DOKTOR HİKMET

I. B Ö L Ü M İSTİBDAT BATIDA ÇAĞINDA KAPİTALİZM

K A P İ T A L İ S T SINIFI kırk yıldır sürer. ya dışarıdan Nedenleri üzeBu kanıyı öne sürenler, çok defa alt-üstlüklerin, aldanırlar, 1908 yılından beri g e l m i ş , yahut

T ü r k i y e ' d e "sınıfsız t o p l u m " sözü rinde d u r m a y a l ı m . Türkiye'de dışarıya gelen şey: talizmdir. soktu. patlak v e r m i ş Coğrafya 1908

karşı olmuş b u l u n m a l a r ı n a Hürriyet Kuvayi

"Dışarı" denince akla 250 yıldan Büyük

b a k ı m ı n d a n "Avrupa", t o p l u m b a k ı m ı n d a n "KapiDevrimi, A v r u p a Milliyecilik savaşı, hareketi oldu. kapitalizminin Mustafa Böylece

beri ö n g ö r d ü ğ ü düzeni, T ü r k i y e ' y e bir değerli İTHAL malı gibi dışarıdan 1919-1923 karşı" Kemal'in Millet Meclisinde defalarca pitalizme s ö y l e d i ğ i deyimle, " E m p e r y a l i z m e ve Ka1908 yılı A v r u püskürtme demek demek 1 9 1 9 - 1 9 2 3 yılları, geri için bir "Ecnebi konuldu. İşi

bir kurtuluş

pa'dan "İthal" ettiğimiz kapitalizmi, ter ihraç edelim, Türkiye'de açıkça ve bir sınıflı mantıkla kapitalizm T ü r k i y e bir mal toplumdu. ele alan

biçiminde, sanki A v r u p a ' y a "ihraç" etmiş gibiydik. İster ithâl edelim, ismetah", yoktu, öyle aydın bulunmayan yerine Avrupa bizde bu kapitalizmi,

Mâdemki

kapitalizm bu

T ü r k i y e sınıfsız bir t o p l u m d u r , s o n u c u n a varıldı. kuru siyasilerimiz, sarıldılar ki, başka türlü

kadar m e k a n i k dört elle kapıkulolduk-

görünüşe

d ü ş ü n m e y i yersiz kılmak için, Kimse de sosyal

larından " Î d e o l o g " l a r çıkarttılar.

gerçeklerimizi

ları gibi inceleme z a h m e t i n e kalkmadı. Soyut tartışmalar bir yana: karşılaştıralım. (hatta bizim 1789 "Îdeolog"ların Batı A v r u p a ile T ü r k i y e ' d e n iki örnek alıp olan bildiği "Ulu Devrim" nedir? Herkesin 1923 "Burjuva Devrimi "dir.

Fransa'sında bile)

Cumhuriyet Devriminden 15 yıl önce Türkiye'de yapılan Devrimi ile,

1908 Meşrutiyet

1789 Fransız Devrimi arasında bir fark var mıdır? Bunu an-

lamak için, bir Burjuva Devrimi olduğunda kimsenin kuşku beslemediğini sandığımız Fransız Devrimindeki Kapitalist sınıfının kimliğini, açıkça belirten bir Tarih kitabını okuyalım:

18. (finans) neraller, konto Bu etmiş renin de tiyat ansızın dayandığı danında "O caklıları yapılmıştı. temişlerse, milletin ca pek bildirdiği tuyordu. kapımızı nöbet jim er)leri

yüzyıl sonunda burjuvazisi büyük Sandığı bulunan yeni para gibi çıkarlı veya ordu

burjuva

sınıfının

tepesinde, muazzam başlıca Hindistan

bugün zengin

yüksek

mâliye İs-

kapitalisti

denilen

(fermier geyahut vardı. mutlak idave karşı içinihcüzteşebbüsleri "Sinsi Kasası etmişlerdi. Devlet düzen alaisolan anlamNecker'in kadar tuVe iflâs iflâs"ın

(fournisseur)leri, eski

Kumpanyası, hissedarları ve halde, gibi

imtiyazlı aristokrasisi, tekelleri karşı, yer

kumpanyaların düzenle muhafaza tuttukları kaprisli (maliye) ve Krallık

yaşadığı Bankası

kendisini zengin

etmek istediği İskonto sorumsuz hazinesinin deneticileri, çoğu

keyfi güdümüne koca ortadan tedbirleri olan yaldızlı Şurası

bir çeşit Fransa

demek olan

sermayelerin almak

Sandığı

kaldırıveren finans

bir bürokrasiye kapısına İskonto

istiyordu.

sıralarda,

varı zorla

ödünç alarak, altında diyor eğer kralın borcu,

kez çapul bile kalabalığı,

burjuvazinin

(rentier)ler ki:

bulunuyorlardı. sırf kamu sözlerdir. göre 230 4

Rivarol borcunu, Kamu milyon

Devrim

(rentier)ler daha kesin

tarafından

muhakkaktır ki, koymak için

çok burjuvalar bir yeni garantisinden Bu 1789 yılı

sağlam sözler,

garantisi altına derin tabloya Her yıl, çalıyordu! sözü devlet bütün

istemişlerdir. günkü

Kurucu 9-10

Meclise milyar)

buçuk milyar (bu

faizler hesabına Tehdit kendi edilen

tahsis Millet Onun

ediliyordu. Hazinesi için,

"Rivarol'ün tutan değişikliğini

dupdurudur. alacaklıları, güçleriyle Gene

çevresinde bir rebirkiburdu (renti-

iflaslarını irad) için,

önlemeye

elverişli Paris

çağırıyorlardı. onun

-o zamanlar Paris ineceklerdir. mülklerini müsadere

(rente: edecektir.

başkenti idiDevrim, (Pierre daha iktidarını

varoş halkıyla başlangıcında tutan Historié elinde

likte sokağa lisenin juvazi,

Finans

biricik ticaret ve sanayi iktidarı idi de.

Brizon,

Travail Et Des Travailleurs, Bruxelles,

1926, s.302-303)

TÜRKİYE'DE

K A P İ T A L İ S T SINIFI

1908 yılı değil, ondan 31 yıl önce, Türkiye Parlamentosunda Milletvekili Vasilâki Bey şöyle seslendi: "Ekonomi politik ziraatın, gemilerinin rimizi bi çıksın, ve sermaye biz ticaretin, adı verilen ve ihale bilimin başındaki ve tembihi işlemesiyle altındaki budur. ormanların, yerli ve "Gelirler tüccar ecneortaya "Bir sanayinin ve zanaatın, çoğalmasıyla ve kayıtsız yerin edelim, madenlerin,

ilerlemesiyle ormanlarımızı sahiplerine de

artar. "Madenle-

külfetsiz

kolay bir yolla memleketimize

zenginliğimiz getirelim.

yabancıların

zenginliğini

devletin

ehalisi

ne

kadar zengin

olursa

o

kadar

kuvvetli

ve

ulu

olur."

(Meclis'i Meb'usan Zabıt Ceridesi, 2 Haziran 1877, 41. oturum) (Zabıtlardaki cümle yanlışlıklarına d o k u n m u y o r u z . ) Demek, değil 1923 T ü r k i y e Cumhuriyet yılı, ondan yarım yüzyıl (46 yıl) önce, Türkiye'de madenleri ve ormanları ele geçirecek yalnız yabancı değil, yerli sermaye de vardı. Ve bu sermayenin Meclis mümessilleri, Vasilâki ağır Beyin yukarıki nasıl Ekonomi Politik dersini, "Fevkalade alkışlar" ile 1789 Fransa'sında karşılayabilecek güçteydi. Abdülhamit'in topladığı Parlamentoda bu kerte basanlar, sermayedarlardı? Tıpkı, Tarihin bulduğu tipte: a) Fermier General'ler: Düzeni" adlı Türkiye'de "Devrim"den Kanuni beri, Süleyman şehirlerin ve çağında köylerin

yapılmış "Kesim

bütün zenginlik kaynaklarını, ZİM denilen kişilerdi. b) Fournisseur'ler: damarlarına

hele imparatorluğun

e k o n o m i k temeli olan

T o p r a k Üretimini tekellerine geçirmiş tefeci-bezirgân sınıfı içinde, MÜLTET ü r k i y e ' d e bu bağlı ve güne dek "Devlet Baba"nın kamu sektörünün aktarıp Frenkçe kanını, isteğinden daha can

göbek bağlarıyla

iliğini, te-

hep öyle olağanüstü alkış tutarak, Vasilâki'nin ve kayıtsız kolay bir yolla" kutsal feci-bezirgân adlı kişilerdi. sınıfı "Özel Sektör"e içinde A r a p ç a

"külfetsiz

Karunlaşan,

MÜTEAHHİT,

KONTURATÇI

Serfiçeli T ü c c a r eşraf çocuğu, mülkiye amiri Mehmet Ali Ayni Bey şöyle anlatır: "Kosova'da geliyordu: verilmemesi. alamıyorlardı. lüyor Ağa şa'nın küçük bul'a du. kimi ve Paşa daha teşkil Bu bir gaaile mezsiniz... ve bulunduğum çeşitli erzakı yüzden ediyordu... adamlar, toptan ikinci Bundan ikide Hükümet öldürmeye de Zira, Bu sonra zaman gördüğüm eden çirkin hallerin en başında ait bir şu Vilâyetin noktalarında TEAHHÜT bulunan askeri kıtalara haklarını erzakın türlü

şahıslar, önce Bu erzakı

MÜTEAHHİTLER Bu maksatla

erzakı

keseceklerini söydağıtabilmek büyük ile bilePadökülüyordu,

dediklerini yapıyorlardı. Paşa 'ya

MÜTEAHHİTDebreli İsmail Paşa İstanbul'da bu Serasker Rıza

ve Priştineli Şaban

ne kadar yüz suyu

ordunun

erzakını

himayesi ile doğruya halde,

taahhüt ederler, MÜTEAHHİTlere Paşa başka konağına

taahhütlerini edilmesini toptan

vilâyet içindeki erzakın İstanüste

ikinci MÜTEAHHİTLERE devrederlerdi. ihale erzakın Serasker Rıza bir de

Hafız Mehmet Paşa, üst

doğrudan

yazdığı Bu

verilmesi usulünden ödenemiyorPiriştine'de muhasebeci ve

vazgeçmemiş idi. sebeple subaylar,

er ve subayların gidip kılıçlarını

maaşları da Bir defasında, çekmişler, acele

hadiseler çıkıyordu. Kalemin

Raif Efendi'yi

kalkışmışlar.

kapısı

kapatılmış

arkasına Meselenin riştine'ye oradan vermeyen alınca Yapılan lardan sonra bu

bütün

masa ve

ve sandalyeler yığılmış! Bey'in orada babası tatlıya Mustafa Ordu İşi müşirliğine yollattım. Bir kandil günü, rast babası Saraydan Hasan gelerek Sarayda gelen Vasfi

O

tarihte, Kâmil

Piriştine'de tahkikat için

eski Pi-

Belgrat sefiri

Tevfik Kâmil

Bey

mutasarrıf idi. Muhasebeciyi maaşlarını kahaber İştip'e Bun-

Vilâyet kaldırarak

bildirilmesi üzerine, bağlamak

gönderildim.

istedim.

Selânik'e anlatayım:

"Bir olay daha dar dövmüşler! yollandım.

İştip'teki subaylar, adamcağızı tüfekçi sıkı Bey de imiş!

malmüdürüne Meğer bu arz

sokakta zâtın etmiş!

öldürünceye Olanı

Abdülhamit'e Bana tahkikat adamın

bir emir üzerine arkadaşlık ispatlandı.

Kurmay Albay neticesinde,

ediyordu.

kimi subayların üniforması

sorumluluğu Geçen ile

Halit Bey adında

birisi Bulgaristan'a Hatıraları,

kaçmıştı.

Büyük Savaştan dolaştığını şa1945)

Fransız Binbaşısı

Beyoğlu'nda İstanbul,

şarak görmüş idim. "(M.A.A.

s. 22,23,

1898 yılında görülen bu manzara, 10 yıl sonra kopacak Hürriyet İhtilâlindeki bekesi. bütün kahramanların şanlı orduya portrelerini özetlemiyor mu? suyu" Bir yanda: Başkentten ücra kasabaya dek ö r ü m c e k ağını kurmuş M Ü T E A H H İ T l e r şeÖnlerinde d ö k t ü r m e d i k "yüz bıraktırmıyor. A m a gene de hoşnutsuzlar. Çünkü, müflis hazineden alacakları vaktinde çıkmıyor... Ötede, rejimin biricik dayanağı olan orduda, aylık alamadıkları için daire basıp, devlet memurlarına meydan dayağı atan gözü d ö n m ü ş subaylar... Bir gün, o sosyal sermayeci sınıfı ile, bu siyasal silâh gücü, suçun muhasebeci veya malmüdürü zavallılarında değil, Derebeyi Devletinde olduğuna karar verirlerse neleri yapmayabilirler? Bu e k o n o m i k ve sosyal SINIF münasebetleri, daha termelik Millet Meclisinde, tahta yeni çıkmış altındaki yerini istiyordu. DEREBEYİ Rasim Bey KAPİTALİST ÇEKİŞMESİ (Edirne) bağırıyordu: Buradan "Şimdi ihtar ederim ki, KONTURAZa. 4 Haverildi. çıkarılmalı." (Mec. "62. Meb. 1877 yılı ilk gösgüneşin

Abdülhamit'ten

TO hâsılatı Belediyeye ziran, 43. oturum)

Hasan Fehmi Efendi (İstanbul) tekrarlıyordu: TURATO hasılatı Belediyelere terk olunmuş. ait olan bâzı şeyler terk olunmuştu" (Keza, Frenk burjuvaları den, gibi bizim

maddesinde KONnizamnamesine 49)

KONTURATO

13/6/1877,

oturum

Bizim mültezim ve müteahhitlere, A v r u p a ' d a B U R J U V A adı veriliyordu. Mültezim-Mütteahhitler de, "Mutlak idarenin keyfi idaresine karşı" idiler. Millet Meclisinde Derebeyi suiistimâlinmemur v u r g u n u n d a n yaka silkiyorlardı:

Astarcılar K e t h u d a s ı A h m e t Bakanlığınca tiler. me yolu bir MÜNAKAŞA tarafından ile keten Encümen (Kâğıt para) varken, altı

Efendi

(İstanbul)

söylüyor: için

"Bahriye Kaayi-

[Eksiltme, alıp kendi

ihalelerde

indirim]

şikâyet et-

bir müzekkere gitti. kuruşluk hâlâ

Bir etkisi olamamış. bükerek alınıyor. 1877, gümüşle

fabrikamızda satın Mayıs altın

halat yapmak Bunlar gözümüz oturum) oranlı 19 bir Mart

yüz elli bin halkta

önünde dururken "Büyükler yardım Osmanlı ve

nasıl güven ulular, karşı

olur." (12 evlerindeki

Naif Efendi (Halep) Devletlûların da kesenin ağzını açmalarını istiyor: saygıdeğer vermelidirler." (Keza) Devletlûları savunan da vardı.

burjuvalarına

1877 günü "Ezâni saatle iki buçuk sularında açılan" Millet Meclisi, başkan "Atûfetlû A h m e t V e f i k Efendi" 25 Mart 1877 günü "Devletlû A h m e t Vefik Paşa ben ise, ginleri o Hazretleri" olunca Her kimin ev yıkıktır. ve şöyle evi buyurmuştu: ona "Müsaade ederseniz bir de karışmam. ölüyorlar. Aylık Kimin Ben yeni zensöyleyeyim. onarılmamışsa Fakat 1877, doğru

Kendilerini zengin Mayıs

sayanlar açlıktan söylerim. oturum) iç gümrükler,

zenginliği sevmem.

alanlar hizme-

ti karşılığı alıyorlar." (12 1789

Fransız burjuvası, "Ticaret,

mururiyeler bir sürü

rüsumlar, mahşer gibi tedbirler, Ortaçağdan beri bir türlü kalkmamış alay alay engellerle bukağılanıyor" diye ayaklanmıştı. 1877 mültezim ve konturatçıları da aşağı yukarı aynı şeylerden yaka silkiyordu. Çünkü "Devletçiliğimiz" o zaman yalnız Devletlûların tekelindeydi. Hüsnü aşağıdaki ğum meye den larıyla tahsil hâlde, hazırım Efendi makaleyi (Takvim-i Vekayi, s.1935) okudu: çıkıp ki, miri bir "Şu âciz, bağlanırsa tüm Ve bu varımı fikirde söz bu hitabet kürsüsüne çıkarak en alçağı olduçoluk eş çocuğumla tüketelçıkacağına esef kulakzimmetleri olup, gecihetimemuriyetle sarf edip ki, bu millet kişilerinin veririm hayli Devlet uğruna adam

giderler sağlama diyebilirim. çare hâlâ ve

çıplak olarak evimden inanırım; fakat ne işitilmekte edilemez ve

bana

bir yandan malları Çoğu, taraftan

kimi memurlar gene bulundukları memur ve aşırısı ve

insafsızlığı

bırakmayıp,

öldürmekte hazineye iktidar aşırının

olanların ve

durmaktadır... gerek

zenginlik sahibi refah bütçenin (387)

rek İstanbul'da yaşayarak, nin Osmanlı ruyorlar, hakkıyla

taşralarda gidilmeyip

zimmetleri

istenilmeyip

kalmak

masrafları

kısılmasına

geçmekle."

burjuvaları da, hem istibdadın "Keyfi idaresine karşı" dumeyveli te-

hem de "Kendilerini z e n g i n l e ş t i r m i ş bulunan

kellerini m u h a f a z a e t m e k istiyor "lardı. V u r g u n c u ticaret, Cumhuriyet ve Demokrasi devrimlerini beklememişti. O zaman da, şimdiki gibi ecnebi imtiyazlarından yararlanarak, vergi ve döviz kaçakçılığını yoldaşları yabancı sermaye kadar beceriyorlardı.

Bir mebus: "Mısır Hidivliği ile ittifak üzerine pek ağır rüsum konmuş. Bizim tüccarımız ithal resminin ağırlığından dolayı, doğrudan doğruya gönderemiyorlar. En sonra Avrupa ürünlerine benzeterek bir takım kutularda Mısır'a gönderiyorlar. Bu durumda ne Mısır, ne de biz gümrük alıyoruz. Tüccar bu yoldan kazanmak için Avrupa adıyla kaçırıyor" (43. Oturum) Bu vurguncular, A n a y a s a d a : almamış olanın üyeliğe hakkı "İflâs ile m a h k û m olup da itibarını geri kuro l m a y a c a k " maddesinden yakalarını

tarıp, Millet Meclisine sızmak için "Seçim zamanı iflâs d u r u m u n d a bulunm a m a k " gibi rakik (ince) sözcük oyunlarına baş vuruyorlardı. Ve milletvekilliğini Mebuslar lâkırdının emlâk emlâk sahiplerinin Meclisi birbirine bunların uygunluğu olmak birisi nasp egemenliği Meclis olsun seçilsin, seçimiyle hasıl üzere olunsun altında tutma uygun seçilmiş geleneğini görülmüş, adamların Seçilenler Haziran şöyle bu içinde içinde temellendiriyorlardı: "Mademki bu yalnız Hükümet işidir. da, Mâdemki

yapılmış,

sahiplerinden

demişler...

emlâk sahiplerinden

[atansın]." (12

oturumu)

Şimdi, Türkiye'de mültezim ve müteahhitlere "Burjuva" denilmediği için, kapitalist sınıfı bulunmadığı ve ta 1877 yılı Millet Meclisini ele geçirmiş olan bu sınıfın, 1908 veya 1923, yahut 1933 yıllarında ne sihirdir ne keramet yok oluverdikleri, yahut yerli "ideolog"luğa ne ad verilebilir? İLK: A N T İ K A ( K A D İ M ) S E R M A Y E O Y U N U Ya "Hindistan Kumpanyası" yahut "İskonto Sandığı" ve "Bu yaldızlı burjuvazinin altındaki Rentier'ler ulusu, Devlet alacakları" denecek. Türkiye'de bulunur. geçinenler Frenkçe Kumpanyanın Arapça karşılığı ŞİRKET'tir. iratla " S a n d ı k " ise artık (Emniyet S a n d ı ğ ı ' n d a n başkası) " B A N K A " adını almış Devlet alâcaklısı denilir. " R e n t i e r " ler ulusuna, bizde İ R A T Ç I , kapitalist sınıfı olmaktan çıktıkları ve t o p l u m u ansızın sosyal sınıfsız imtiyazsız bıraktıkları öne sürülürse, bu

Türkiye'de Kumpanya, Banka ve İratçılar yok muydular? Elbet vardılar. Yalnız burada işin rengi bir azıcık değişir. Burada ansızın "Biz bize benzeriz." Ve batı toplumu ile Türkiye arasındaki yürekler acısı fark: "Sosyal sınıfları" da, "İmtiyazları" da en aşırı ve ayaklandırıcı biçimiyle göze batırır. Finans Kapital, 19. yüzyılda henüz serbest rekabetçi bankalar ve şirketler halinde iken de iratçı (rentier) idi. Onun için, Türkiye'nin antika tefeci-bezirgân sermayesinin iratçılığı ile çabuk, neredeyse kendiliğinden koklaşıp kaynaştı. "Hacı hacıyı Arafat'ta, it iti kalafatta" dediğimiz oluşla, iki hazır yiyici yerli-yabancı sermaye, daha ilk adımda Türkiye'yi

haraca kesmekte kolayca el ele verdiler. Bu "Menfaat e v l e n m e s i " idi. Evlenmede iki yan nasıl gerekliyse, bu gelin güvey oluşta da hem yerli hem yabancı çılgınca Bu sermayenin "iğfal" gönül bulunması için, kendiliğinden Yerli sermaye en anlaşılır. adlı Ecnebi sermaye ona kapıdan, Bir kaç (Madam Türkiye'yi etmemiştir. sermayemiz yosmamız

verdiği

yabancı

aralık bırakılmış köklü gerçektir.

Türkiye'de " h o v a r d a l ı ğ a " girmiştir. olay, Türkiye'nin eski geleneğinde yüzyıl önce, bir yol daha gene "Ecnebi" bir sermaye zamparası Roksalâna'ların, topraklarına sermayenin girmiştir. çoktan O zaman

Frenk Beyi'lerin " D o l a p " adlı Y a h u d i sermayesi) T ü r k i y e da T ü r k i y e içinde Tefeci-Bezirgân yerli olmasaydı, Kur'ânı Kerimin yasak herkehazırladığı zemin

(haram) ettiği fâizciliği Müslüman olmayanların paravanası ardında yapmak için "Sulu m u k a b e l e h â n e " l e r (Hamam âlemleri) işlettiren, sin bildiği bu şeriata aykırı fuhşu kitabına uyduran ünlü paşalarla beyler bulunmasaydı, yabancı sermaye, İspanyol Yahudiliği kılığında, Devlet kanalıyla bütün toplum topraklarına rahatça el koyamazdı. Türkiye toprak ekonomisindeki ilk Dirlik Düzeninin yerine, tefeci-bezirgân sermayenin şartsız kayıtsız e g e m e n olduğu Kesim Düzenini (Mukataaları) geçiren " D O L A P Ç I L I K " , görünüşte çok haklı tunmuştu. Devlet hazinesi bomboştu. bir gerekçeyle tu(Miri arazi) doKamu toprakları

lapçılığın emrinde " M Â L İ K Â N E " kılığına sokulursa, ömür boyunca (Kayd'ı hayatla) "kiralanmış" sayılacaktı. Mal gene mülk olarak milletindi, korkulmasın! Şeriatça "kiracı" d u r u m u n d a olan "Mâlikâne sahibi", ilkin peşin para (MUACCELE), sonra da taksitli kira (MÜECCELE) ödeyerek, Kamu hazinesini (Beytülmâl'i Müslimin'i) parayla dolduracaktı...

Bu alaverenin sonucunu biliyoruz. Allah'ın Şeriatı adına, erken ve geç ödemelerle "Kiralanmış çiftlik" sayılan geniş İmparatorluk toprakları, kapanın elinde kaldı; bu günkü anlamıyla "Mâlikâne" bir kaç nesil sonra kiracının özel kişi mülkü biçimine soysuzlaştırıldı. Şeriat (Anayasa) çiğnendi... Demek yerli s e r m a y e - y a b a n c ı sermaye oyunu: durmaktı". Araya Millet malını özel kişiuyharamdı ölçüsünde (yasaktı). egemen OrtaBatı lere aktarma gibi açık kanunsuzluğu (Şeriat düşmanlığını) "kitabına İslâm dininde "RIBÂ" (tefecilik, fâizcilik) toprakları değilse konularak, bile tefecilik ülke toplum

kılınırken, Allah

kullar aldatılmak isteniliyordu. haraca kesen Hıristiyan

çağında A v r u p a toprak ekonomisini

Kilisesi de,

İsâ dininde haram olan fâizciliği maskeleyip, kendi din derebeyliğini buna benzer gerekçeler ve yollarla kurmuştu. Modern Kapitalizm, Osmanlı t o p l u m u n d a dört yüz yıldan beri başarıyla oynanmış o Ali Cengiz o y u n u n u n sınangılı geleneğine uydu.

İKİNCİ:

MODERN

KAPİTALİZM OYUNU

(Biz Bize Nasıl Benzedik) Kamu Hazinesini sözde kazandırmak için uygulanan Kesim düzeni dolapçılığı Türkiye'yi çökerte çökerte, uçurumuna çoktan yuvarlamıştı. sefer Kamu toprakları da bu deve oldu " M â l i k â n e " adıyla verilmişti, "Hayırlı Tanzimat" "Batılılaşma" kanunlarıyla ni Devrimle talan 19. yüzyılda Osmanlı Devletini miri iflâs Kamu Hazinesi gene bomboştu. Ve bu topraklar altında, bir daha geri alınamamıştı. Avrupa zagonu Elde, EVKAF topraklarından s e r m a y e y e ak-

edilmişti. Yüzyıllar önce bittiyi, Batı

kiracılar elinden kesinleştirmişti.

başka yarı Devlet toprakları kalmıştı. Batılı Burjuva sınıfı, Kilise mülkleriedecek güçteydi. Bizde, evkafın özel tarılması 1908'den beri bu gün de t a m a m l a n a m a d ı . Devlet toprakları aynı t e m p o y u güttü. Derebeyi Devleti kartal gibiydi. Onu teslim almanın yolu, Batıda borca batırmaktı. Kesim Düzenindeki antika dolapçılar, hiç değilse "Muaccele" ve "Müeccele" paralarını kira biçiminde ödedikleri için, Devlete verdikten sonra, bir daha geri alamıyor, hele faiz falan isteyemiyorlardı. Modern Batı Kapitalizminin muyla hemen Devleti ve Milleti s ö m ü r m e sistemini "Hayırlı T a n z i m a t " reforirkilip benimseyen eski "dolapçı" yerli malı sermaye, batı sermayedarlığının finans kapitâl okuluna yazıldı. koku alırca omuzdaşı

Batakçı Devlet ondan " Ö d ü n ç " (istikraz) almaya görsün, önünde sonunda yakayı ele verip haraca bağlanacaktı. İki yüz elli yıldır depreşen "Modernleşme" (Çağdaş uygarlık) hareketlerinin öz temeli bu davranış oldu. Eskiden küçük derebeyilerle küçük üretmen ve mülkiyet sahiplerine karşı oynanan T E F E C İ L İ K , şimdi bir milletin bütün zenginlik kaynaklarından pay alabilen Derebeyi Devlete karşı: Şirket, banka, kasa vs. gibi adlarla, MODERN İ R A T Ç I L I K kılığına girdi. Abdülhamit, para bulmak, açmıştı. Bizi bize benzeten ilk g e r ç e k budur. sırf yerli yabancı sermayeden ödünç

ilk Millet Meclisini en başta "Dahili

istikraz" (İçerde ödünç) y a p m a k için büyük mücedditler (Yeni-

Sermaye;

bir yanda Abdülhamit'i "En

likçiler) sırasına koyuyor, tanrının gizli lütuflarının a ç ı k l a n m a s ı " sayıyordu. (Mebusların cevabı) Öte yanda, "Maliye d e n g e s i " konusuna gelince: "Şan ve büyüklüğünün korunma sebebinin, her işin başı para olduiçin m e m l e k e t i m i z d e ğunda ve adaletin emrinin gereği gibi uygulanması let ve Hürriyetin ise: kişi şartla

aranan şey olarak, kişi özgürlüğünün sağlanması gerektir" diyordu. Ada"Tabii zenginlik kaynaklarının işletilmesi"nde, "Özel kolaylaştırılması" dokunmayı (teşebbüsât'ı geçiren hususiyyenin y o k edilecekti. girişkenliklerinin Abdülhamit'in

teshili) d e m e k olduğunu (Âyânın cevabı) Padişaha anlatıyordu. A n c a k bu kılına aklından

"Padişahlığın yüksek, bağımsız şanına dokunur kısmi veya toptan eğilimler oluşması halinde, yasaklanıp y o k edilmesini işlerin en öncesi sayarak, kalben ve lisan olarak hepsi birden, her türlü fedakarlığı kabul ederler ve bu uğurda can vermekle iftihar ederler" idi. (Âyanın cevabı) Fakat iş paraya dayanınca, kızıştı. ötürü geçim Derebeylikle S e r m a y e arasında pazarlık Hüsnü Efendi: "Tüm sanayiin A v r u p a tekelinde b u l u n m a s ı n d a n işi ve idarece güçlükler ç e k m e k t e bulunan hoşnutsuzluğunu savunurken, Devlete karşı bir halk fukarası"nı

(51. O t u r u m , 16 hazır) öne sürdü. Özel S e r m a y e , T ü r k i y e halkının istibdat s o y g u n u n d a n çok faiz kullanarak, az parayla açıklamış oluyordu. üreSanayi, yâni kopartmayı gerçeğimizi

T ü r k i y e ' d e yalnız bezirgân ve tefeci s e r m a y e gelişkindi. ticaretin de, ğimiz bankacılığın da, tim temeli " A v r u p a t e k e l i n d e " idi. buydu. sosyal sınıflar ve

kâr ve iradını g a r a n t i l e y e c e k modern

Bizi bize b e n z e t e n ikinci g e r ç e -

Demek Türkiye'de

s e r m a y e y o k değildi.

Y o k olan

modern sanayi idi. Özel S e r m a y e m i z böyle bir üretim temelinden yoksun ve hazır yiyicilikte iratçı derebeyilerden farksız olduğu için, "Ziyb-evreng'i Hilâfet'i islâmiyye ve ziyver-efzây'i serir'i saltanat-ı O s m a n i y y e velinimet'i biminnetimiz eğiliyordu. çıkmadığını efendimiz görünce, hazretlerinin" bu pinti en az (Abdülhamit'in) iki katı fazla önünde gelen dört kat para Abdülhamit, vurguncu sermayeden güzellikle

ihtiyacın

memurları,

" T e n k ı y h â t " (kadroları azaltma) ile ürküten özel sermayeye karşı hafiyeleştirdi. 31 yıllık istibdat başladı. 1877 yılı "Atiyye", "ihsan" (bahşiş ve sadaka) diye selâmladığı siyasi lamıştı. Üçte bir yüzyıl sonra, iktidarı elinden kaçıran Özel S e r m a y e m i z , ikinci defa ekonomi iktidarını çoktan ele geçirmiş, Devleti ister istemez haraca bağayni A b d ü l h a m i t müstebidine "Hürriyet "i ve "Anayasa "yı ilân ettirene dek, yabancı sermaye ile yerli s e r m a y e m i z yapmadığını bırakmadı. Y a b a n c ı sermaye ile işbirliği nicedir almış y ü r ü m ü ş t ü . Yerli Sermaye, üretim rotasını tekelinde tutan yabancı sermayenin dümen suyundan gitti. "Con T ü r k " l ü k ister istemez "Kökü dışarıda" kaldı. Bizi bize benzeten üçüncü g e r ç e ğ i m i z bu oldu. O zaman derebeyilerimiz de, özel s e r m a y e m i z de bir noktada birleştiler: Güç, kuvvet Avrupa'dadır. A b d ü l h a m i t , "Osmanlı devletini A v r u p a devletleri topluluğuna bağlayan dostça ilişkiler ve iyi geçinme niyetini bir kat daha doğrular" u m u d u n d a y d ı . Özel S e r m a y e m i z ise kendisini "Avrupa t o p l u m u n a bağlayan dostluk m ü n a s e b e t l e r i ile iyi g e ç i n m e niyetini" pratikçe K U M P A N Y A = Ş İ R K E T biçiminde "bir kat d a h a " ilmikledi. 1850'den 1950'ye dek en az yüzyıldır sürüp giden her şeyimiz gibi, parmağını bulmak, yabancılara ŞİRKET serüvenimizde de yalnız yabancı

Türkiye'de sağlam yataklık eden asıl yerli kapitalist sınıfımızı hiçe s a y m a k gibi tek yanlılık olur. gizlenir. Sömürge'de: Sömürge Yabancı ile yarı-sömürge arasındaki kapitalizmin doğrudan fark burada kendisi doğruya

bir ülkeye zorla girip yerleşir. Y a r ı s ö m ü r g e d e : Y a b a n c ı sermaye, yerli antika sermayeyi kendisine aracı (ajan, komisyoncu) y a p a r a k bir ülkeyi kolayca sömürür. Türkiye'nin yarım sömürgeleşmesi, Osmanlı İmparatorluğunda yabancı sermayeye yataklık (yahut ortaklık) edecek bir yerli sermayeci sosyal sınıfın daha önceden v a r o l u ş u n u bulunmayan eşkıya, s o y g u n c u l u ğ u n u sürdüremez. suç ortaklığı yapan yerli sermaye bulunmasaydı, yabancı sermayenin, Türkiye'yi o denli elini belirtir. A n a d o ser-

lu'da her "cahil köylü" nün bildiği gibi, kendisine yataklık edecek kimsesi Boyuna yabancı mayenin " g ü n a h ı n a " gireriz; ona Türkiye'de yataklık ve işbirliği biçiminde haddine mi d ü ş m ü ş t ü sallayarak haraca kolunu

bağlayabilsin? Bizi bize benzeten d ö r d ü n c ü g e r ç e k budur. Bütün bu ve benzeri gerçeklerimizin "orijinallikleri" ne olursa olsun, Batı kapitalizmiyle sıkı fıkılığı, gerek ekonomi temeli, gerek sosyal sınıflar ve tümüyle üstyapı çıkan ulusal ve bakımından besbellidir. Yirminci yüzyıl Türkio gerçeklerimizi

ye'mizi, dünyadan ayrı bir yıldızda "sınıfsız" bir toplum gibi koyarak yola uluslararası "Dokt-İdeolog "larımız atlıyorlar, pas geçiyorlar. İŞÇİ S I N I F I M I Z

TARİHTE

Formül ezberlemeye alışık olanlara paradoks gibi gelecek ama, Türkiye'de işçi sınıfı belki modern A v r u p a ' d a k i n d e n önce vardır. Bunu, iki anlamda biz söylemiyoruz, Tarih belirtiyor. I- Kadim Tarih B a k ı m ı n d a n Marks, "İşin ne ka ve dern olan 7 Temmuz araçlarıyla insan onaylanıyor?" " S a v a ş ve onun aracı ordu teşkilâtı "askerlik sistemi, bir küçük ada kurulduğu 1867 günden neredeyse günü beri, Mogibi kalmış, Marks'a göre, teorimiz, 1866 günlü mektubunda Engels'e şunları yazdı: üzeribaşüretim nerede teşkilâtlanma öldürme determinasyonu olduğu (belirlenişi) kadar parlakça

endüstrisinde

"İnsan ö l d ü r m e sanayii": tekniğidir" Tarih Antika Ummanı ortasında,

çağ kurucusu kapitalizm için

taslağıdır." 25 Ağustos incelenimini

Engels'e

yazdığı başka bir mektubunda Marx, gözüne keskince çarpan fakat "Kompetansı" olmadığı içine giremediği, Engels kardeşinden Örneğin, tümüyle beklediği konuyu bir daha neşterler: "Genel olarak Ordu, gelişmiş gündeliği (işçi ekonomi gelişimi için ücretini) ilkin ordu önemlidir. içinde buluyoruz. Romalılarda

peculium mülkiyetini ki lonca ledir. Grimm'in taşıdıkları sünde şekillerinin

castiense tanıyan düzeni de Hattâ, Taş önem bütün çağı

(kamp ilk öyledir. bir açılışı, tarihi,

askerinin

ücreti) Fabri

âile

babası

olmayanın

taşınır da öyiçin göğ-

hukuk şeklidir. Makinelerin özel yol geçti

(askeri ve para

işçi)lerin olarak metallerin

loncalarındakullanımları, savaş dalının

büyük ölçüde aslında Gene

uygulanması

metallerin üzerine

değerleri miydi, benzer.

dayanıyora ilkin orada,

bir üretim

işbölümünün

ordu göze

içinde batarca

yapılmıştır. özetlenmiş

Burjuva

toplum

bulunuyor."

Acep, Türkiye'de işçi sınıfı var mıydı? Çağdaş proletarya mıydı, değil miydi gibilerden ince ince, sinek kaydı kıl kesen aydın baylarımıza düşünce pekliği çektirmesin. Göçebe ekonomi Osmanlılık, söz yerindeyse, ilkel sosyalist tolegücüyle halktan ransının, su gibi demokrasisinin yarattığı Yeniçerilik v u r u c u koparılıp, geçtiği

kurulmuş bir Devlet ve İmparatorluktur. Osmanlı ordusu, kapitalist orduhayatından ve T o p l u m edilmemişti. üretiminden sanıldığı kadar tecrit İlk T ü r k ordusu, toprakları,

yalnız sosyal ve e k o n o m i k mecaz anlamında değil, gerçek toprak işleme anlamında da buldozer gibi tesviye ede ede yol yapan, çığır açan, köprüler kuran, kervansaraylar, siteleri (câmi külliyeleri: hanlar, hamamlar, su yolları, Tapınak-Pazar-Bilim üçüzü) kaldırımlar, din kamu yararlı işçiler ve tekvb.

bayındırlıkları işleye işleye y ü r ü y e n , yayılan bir gündelikçi

nisyenler ordusu idi. Sonra, derebeyileşme azıtınca bozuldu. Türkiye sınıfı)nın gibi) Devletinin dört güdücü sınıfından ikisi: İLMİYE (Bilginler

büyük çoğunluğu

ile SEYFİYE (Kılıçlılar sınıfı)nın çelik çekirdeği ücretliler yığınıydılar. Devletin Mülkiye

olan Yeniçerilik, A L U F E (yulaflık) adı verilen (Roma askerinin peculium'u gündelik akçayla çalışan (İdare) ve Kalemiye (Maliye) sınıfları ile t o p l u m u n Tefeci-Bezirgân ser(EnfDe-

maye zümreleri gibi T O P R A Ğ A el koymuş, üretimi kontrol eden kümeleri Hazineyi t a m takır edip "Züyuf akça" (Kalp para) çıkardılar mıydı lâsyon) İlmiye ile Seyfiyyenin gündelikleri düştükçe, kendileri k a l d ı r m a k " ve Şeriat (Sosyal Adalet) a r a m a k zorunda kalıyorlardı. "Kazan

rebeyileşme y ü z ü n d e n aldığı soysuzlaşma biçimleri ne olursa olsun, o Şeriat uğruna Kazan kaldırmalar, T ü r k i y e ortaçağında kopmuş ilk ücretli işçi grevleri taslağı idiler. Marks'ın lum tohumu haklı olarak üzerinde durduğu, fakat incelemeye vakit bula-

madığı Ordu olayları bakımından, Yeniçeri teşkilâtı ve düzeni, modern Topkarakterini taşıyorsa, aşırılığa gitmeksizin denilebilir ki, Osmanlı Türkiye'si ücretli işçilerin A n a y a s a s ı (Şeriatı) ve V u r u c u gücü (Gündelikçi ordusu) ile yaratılıp örgütlenmiş bir devlet idi. Demek Türkiye'nin Tarihsel ve Ekonomik-Sosyal gelişiminde sermaye hiç bir zaman üretici ve

olumlu bir güce eremediği hâlde, modern gündelikçi işçiyi andıran yığınlar, hiç bir vakit eksik olmadı. Bu yığınların çağdaş proletarya kadar hür ve bilinçli bulunamayışları, o zamanki tekniğin seviyesiyle belirli olmakla birlikte, çalışma ve y a ş a m a şartları, örneğin maden işlerinde bugünkünden Keban, pek farklı değildi. Daha düne kadar Ereğli, Zonguldak madenlerinde anmükellefiyeti, tıpkı, 1212 (1798) yılı ile mütesellimlerine gönderilen şu fermanın ve yabani hayvan olanları ma kulesi tahrik ve (türü) güçsüz olan ve feyabaşiş

garyacılığı andıran çalışma Ergani, G ü m ü ş h a n e kadıları aralığından satçılar, rarsız ka sezilebilir: bazı bilinçsiz gâh "İçlerinden ikide

bir kendileri gibi hafif akıllı Âsi tane öteki zaman gitmek bu boş her an bu gereğince, dâvâlı fasıl sevdasıyla, lâfları ve sebep çeşit söz oldukta

maddeler için, yerlere ve

(İstanbul) madenciler

tarafına reâyâsı

gelmek arasında dahi

ve gâh işgal

dedikoduya idüp, her gün geçimleri MugemariÂsitâne Belediönve

kalkışmak düzenlerinin cevher için rek kataası yanına fetiyle

madenciler tayfasını ve furun aslında (halt'ı ve marifeti yakmakla gerek

bozulmasına iken,

olup

maden kelâm)

reâyâsı

çıkartıp, şartları

uğraşmak, birbirleriyle ve ile ve

gerekli

karıştırmak başka

sebebiyle...

madenciyan yerin

tayfası eyalete

başkasıyla hallerine

vilâyetlere

getirilmeyip

bulunduğu

İş-emini

Şeriat

verilmek.." (Osman

Nuri:

Mecellei

Umur'u

ye'den, H.A. lemeye

notu) kayıtları besbelli, taşradaki sivil işçilerin başkentteki doğabilecek tehlikeleri

asker gündelikçilerle tanışıp k a y n a ş m a s ı n d a n çalışıyordu.

Yeniçerilik kaçınılmaz derebeyileşme gidişine girdi. T o p r a k üretiminin aşırı çapulu, dolayısıyla züyuf akçadan Demoklesin kılıcı işledi. O nedenlerle gittikçe esnaflaşan Yeniçeri hareketleri, Ortaçağın bilinçsiz ve sonuçsuz esnaf ve köylü ayaklanmaları kılığına girince, kan ve ateşle bastırıldı. Yeniçeri Ocağı söndürüldükten sonra da kurulan Ordu sistemi, gene "Asker Ocağı" adını almakta d e v a m etti. Ordu sanayi, eski tarihsel özünü daha modern yeni şekillere kavuşturdu. Dört yüz yıllık sosyal gelenekgöreneklerde çok büyük değişiklikler olmadı denilebilir. T ü r k i y e ' d e Ordu, her m o d e r n l e ş m e hareketine motor ve öncü kesildi. Bu özellik, e k o n o m i k ve sosyal tarihimizin maddesine uygun, derin köklü ve anlamlı ulusal geleneklerimizdendir. Ve geleneğin temelinde, derebeyi kabuklu gündelikçi işçi sınıfının çağdaş uygarlığa el sallayan özü yatmaktadır.

II- Ç a ğ d a ş Tarih Doğrudan doğruya

Bakımından çağdaş proleterliğinde kuşku götürmeyen işçi

sınıfımızın sosyal Tarihi de, gene Türkiye de Modern yerli Özel sermaye

tarihinden çok önce başlar. "Bizde mut işleri geçmişe ilk defa yoğun harp Büyük inşaat devrinde çevresinde idi. kurulan bu

Bunu en ufak araştırmalar bile gösterebilir: bir durumda sanayi tarımın işçileri de saat Bu Bu ve işçilerin, sanayi demiryolları, demiryolları gibi ikinci Mahbir Dekötü hat çüyaişçilerinden daha eski

mâliktirler... çalışan gündelik Fon olan ile

gelişimi, bu

bayındırlık daha

tarz mevsim işçilere

işçileri

toplanmıştı. toprak para yordamla söz pek maliyet başına

Vaktiyle Anadolu işçilerinden veriliyordu. işçileri kuru ekmek,

miryollarında durumda zamanlarında müdürlerinden rük zeytin iş yapacak

Çalıştırılan

Dinlenme iki pek

işlemiyordu.

sömüren

Kölmann: Avrupa

"Yerli işçiler bir lokma fiyatı

geçinebilir" demişti.

meşhur

olmuş,

Anadolu'da

kapitâlistlerinin

hesaplarına

ramıştır." (Hüseyin Avni: lar, s.7,10, İstanbul

1908 de Ecnebi S e r m a y e y e Karşı İlk Kalkışma-

1935)

Demek, bizim antika Tefeci-Bezirgân yerli sermaye; henüz yabancı finans kapitalle kaynaşıp bir tek vücut olarak m o d e r n l e ş m e d e n önce, Ordumuzun, Batı Devletçiliğimizin.. ve yabancı sermayenin çalıştırdığı işçi sınıfımız vardı. "Büyük T a r ı m " denilen pamukçuluk da, madencilik de

kapitalizminin gelişen d o k u m a vb. sanayine ucuz h a m m a d d e yetiş-

tirme itkisiyle d o ğ m u ş t u . Orada da özel sermaye milli bir kılığa girmeden önce yerli milli Türkiye işçi sınıfı çağdaşlaşmıştı. "Mevsim görülür." usullerine lüsü madenlerde lübelerinin İşçilere Kadar labiliriz. 1856'da ların işçileri dışında, maden tüzüğü zorla daha çok sürekli Bu işçi yığını Dilâver göre, maden Paşa, sanayinde angarya 15 gün İş de

Zonguldak'ta göre bir işçi

müdürlüğü yapmıştı. kadar,

yapan

tüzüğe 15 gün tâbi (H.A.:

Zonguldak köysaatle-

13 yaşından

50 yaşına için

bir ayda,

tarlada, Keza,

çalışmak yanı

mükellefiyete

tutuluyordu.. s.2) daha uygun

ri gün doğuşu,

gün batışı diye hesaplanıyordu. başındaki ahırlar, hattâ doktor bile yoktur. Naim: Keza)

"İşçi kuyapılmıştı. binGüne buhatBu

sıhhat şartlarına Uzun İngiliz çeşitli bir işçi

özel hastane, Zonguldak

Hastalanan

işçi bir ata

dirilerek köyüne gönderilirdi." (Ahmet Havzası, ilk Bu Anadolu'da kurulmuştu. çevresinde "Gardöfren, ve ren bu az biçarelerdir. seçerler. seçim, önemli makasçı, İdareyle Bu

Mehmet'ten sermayecileri

"Daimi işçi beri,

tiplerini demiryollarında kapitalistlerce kalabalığı kurulan

Demiryolu, tarihten kertede

tarafından dolmuştu."

denecek ateşçi,

geçit bekçisi, çok, hattâ

hat muhafızı... daima ihtilâf çıkarsa, bir hakem Dersaadet

az ücret alan iki taraf birer İşcenapları

ücret almalarına

karşılık en

tehlikelere göğüs geseçemezlerse: Konsolosu

çalışanlar arasında üçüncü s.14,15) Devletinin

hakem

ikisi müttefikan Fehametli Av.: Keza,

Almanya

tarafından yapılır." (Hüs.

Türkiye İşçi sınıfının alın yazısı bir doktordur: "Ayağı ayağını çinin) dükten tanede mez. kerte du. yüzü, nasılsa bir vagon

ile ilgilenen tek aydın, T ü r k olmayan kaptırılarak işçi. üzere Bu (bin sakatlanmış bir yüz suyu altında Uzun duygu süre para saygı ve bir (işdehasverildeğil, o

tekerleğine olmak iki üç

yitirmiş, maaşını sonra)

üç ay hastanede kalmış.. kesmiş, hastane bir istisnâ masrafı kalır. işçilerin İşte de, bir gülle vesile bu gibi kemiklerinden verilmiştir... Yattığı idareye gibi

üç ay içinde idare kalır,

dökül -

Bir işçi tren tanesi kırılır. için gösterdiği ufacık

risi yüzülür,

kaburga ve

yatmak zorunda Memurların birikmişti ki, o duygusuydu.

zaman karşı duygular

kendisine

düşmanlık

memurların

yüreğinde

patlamasına

bir sebep

aranıyorvurmuş-

O sebep,

grev meselesinde

kendi kendini açığa

tu." (Dr. A r h a n g e l o s Gavril: 1908, Keza, s.16)

A n a d o l u - B a ğ d a t Demiryolları İdaresinin İç-

Bu gün aynı Zonguldak'ta kurşunlanırlarken bir doktrin "tahriki" ile suçlandırılan maden işçilerine, mutsuz ağabeylerinin bıraktıkları kötü miras t a m 58 yıl önceden kalmıştı. "HAYIRLI" örnekleme ŞİRKET

Sosyal ve e k o n o m i k gerçeklerimizi daha yakından g ö r m e k için bir kaç yapalım. imtiyazlarıyla ve resmen G İ R İ ilk "yardım" görüşü ile başEcnebi sermayenin Türkiye'ye bütün

Şİ, Türkiye'nin "Batılı müttefikleri "nden

ladı. Devlet hazinesi öylesine boşalmıştı ki, onu yerli s e r m a y e y e borçlanmakla k a p a t m a k elden gelmiyordu. İlk büyük dış ödünç (istikraz), Abdülmecit'in Londra ve Paris'te iki finans kapitâl (Mâliye) grubundan aldığı 3 milyon sterlinlik 1854 istikrazı oldu. Oysa Türkiye'nin içinde ilk Yerli Şirket ondan lin katılan dört yıl yardımı önce ve kuruldu. (l267 "Rahmetli Mustafa Reşit Paşanın başve1850 yılı) adı geçen Nuri: başvekiile "Türkiye ve Cevdet Paşaların (Abdülehad 1926) Ödünç"ünden gemi gidiş (vapur) gelişleri bir satın l260 habu bir girişkenlikleri killiği fâsılalarından Şirket'i Hayriye'nin birinde, kurulduğu tarihinde

rahmetli Fuat

bilinmektedir."

Seyr'i Sefain İdaresi Tarihçesi, s.15, İstanbul, Şirket "Tersane alınmış (1843) ris ulu işte girişkenliği önce 1243 de, için ise yılına de nereden Türkiye'ye (1827) kıyılarımızda yılı doğdu? Avrupa ilk buharlı önce Çünkü

İlk "Yabancı tekniği teknelerin ki, makineli

çeyrek yüzyıl

girmiş

çalışıyordu.

buhar

kadar geri kıyılarımızdan bize öncü

kalmıştır. bizden olmuşlardır.

İtiraf edelim

memleketimizin koyulmuşlar, şu uyanıklığı,

komşuları

yararlanmaya Tersanenin

iki

ecnebi

vapurunun

Boğaziçi'ne

yolcu s.l4)

götürüp

getirmekte

olmalarını

görmekle

hasıl

olmuştur." (AN:

Keza,

Bu "Uyanıklık" gene devlet eliyle Özel S e r m a y e d a r yetiştirmek prensibini güttü. Boğaziçi'yle Marmara'ya (Gemlik, İzmit, Tekirdağ'a) giden 2 vapur, çarçabuk T e r s a n e d e n (Devlet İşletmesinden) kızı ayrıldı. "Eski Mısır kovâlisi A b b a s Paşanın oğlu ve A b d ü l m e c i t Hânın Münire Sultanın

cası İlhami Paşa gözetiminde (nezaretinde), Mustafa Fâzıl Paşa ve Bogos Beyin idareleri altında" bir yarı derebeyi-yarı burjuva y e y i m yeri kılığında "Fevâid'i O s m a n i y y e " (Osmanlı yararlanışları) adlı şirket melezine çevrildi. Dikkat edelim, henüz yerli girişkenlik Devlet malına el koyuyordu. depreştirdi. "Gereği gibi adında idarenin bir yabancı hem ellere kendisi, Fevâid'i verilirse elde verilmesini hem daha arz de çok halkı faydalı s. 15) faydaişlemleolayolunu A r k a s ı n d a n , bu gediği daha çok genişletmek için yabancı girişkenlik ünlü " U Z M A N " hastalığımızı (Fevâid'i landırıyordu... ri Fransızca ve cağından bulup konu böyle Osmaniyye) Bonald olur, açarak

Fransız,

Osmaniyye'nin etmenin

idaresi

kendisine

bir padişah

buyrultusu

(irade)

etti." (Keza,

Bu bir antr-akt (perde arası) geçit oyunu idi. Padişahların ve ihtilâllerin üstünde veya altında oynanıyordu. O geçit konaklarının amacı, başlıca dört noktada toplanabilirdi: 1- Türkiye'de kapitalist mülkiyet münasebetlerini geliştirmek, 2- Türkiye'yi Batı kapitalizminin savunucusuz açık pazarı yapmak, 3- Türkiye'de ecnebi sermaye maşası bir yerli sermaye yaratmak, 4Türkiye işçi sınıfı ile çalışan halk yığınlarını sindirip sömürmek. tabında heyecanlı bir roman gibi okumak güç bir şey değildir. Bu hatlıkla buna sonuçlar hangi mekanizma işbirliği ile bu ve kadar çabuk, nasıl kaçınılmaz kolay ve oldu? raişleyebildi? Yerli ve Y a b a n c ı sarsılmaz değinelim. BANKASI SALTANATI kaba Y a h u d i düşmanlığı hikâyesinneden sermayelerin dünyaya ö r n e k olaÖnce Bütün bu genel sonuçların özel uygulanışlarını "Seyr'i Sefâin İdaresi Tarihçesi" ki-

cak kertede kısaca

OSMANLI

Kırım savaşına sokulan T ü r k i y e ,

deki "İğneli fıçı "ya düşmüş gibi oldu. Fıçının dört yanını Batılı kapitalist dost ve müttefikleri sarmıştı. T ü r k i y e ' y e , "Kaç ben iğnelerine gövdesiyle saplanıyor, başladı. 1854 yılı, Kırım Savaşının silâh arkadaşları olan Londra ve Paris finans gruplarından, Türkiye yüzde 6 faizle 3 milyon sterlin, 1855 yılı Roçilden yüzkanıyordu. Osmanlı k u r t a r a y ı m ! " diyorborçları tam öyle lardı. T ü r k i y e hangi yana kurtulmak için atılsa, orada sivrilen "İstikraz"

de 4 faizli 5 milyon sterlin borç aldı. O zaman bir sterlin 110 kuruştu. 1958 yılı bir Reşat altını 161,63 TL bir sterlin 177 TL.sı olduğuna göre, o ilk borç şimdiki kâğıt parayla 1,6 milyar TL'sı eder. Bu günkü ufacık Türkiye'nin 1962 yılı 18,5 milyar borç yaptığı düşünülürse, Koskoca Osmanlı İmparatorluğu için bir buçuk milyar borç küçümsenebilir. Fakat, "Batılı müttefiklerimiz" Padişahlara güvenmiyor, alacaklarını sağlama bağlamak için, verdikleri ödünçlere karşılık, Mısır vergisinden başka, Türkiye'nin genel gelirleri, hele İzmir, Suriye g ü m r ü k gelirleri karşılık tutuluyordu. Padişah ölür, paşa asılır: Devlet kalırsa geliri Batı bankerlerine yarardı. Üç dört yıl sonra, borçları önünde iflâs eden Türkiye, gene Batılı dostlara uyup çıkardığı kâğıt paralarının 3,5 milyonunu (Şimdiki 560 milyon) piyasadan kaldırmak için 600,000 sterlin (Bugünkü alınca, Batılı 120 milyon TL) borç "Hâmiller (borç biri gene savaş müttefiklerimiz, artık Türkiye gümrüklerini: İkisi Savaş masrafı,

senetlerini elinde tutan alacaklılar) mümessillerinden bir heyetin gözetimi altında tahsil" etmeye geldiler. ye'yi açıklarını " k a i m e " (kâğıt para) ile kapatmak için yapılmış üç borç, Türkiborçlar "Fâsit dairesi" içine hapsetti. sonra için hemen hemen -tefeci eline düşmüş köylü gibiborç alınan yeniden borçlanmalar birbirini kovaladı. Çünkü Ondan ödemek

ödünçlerin faizleri

bir yana,

bir de "İhraç kıymeti" denilen oyun vardı.

Hacı ağa köylüye yüz lira borç verir, senedine 200 lira borç yazar. Batılı dostlarımızın da 100 liralık borç senedi aldıkları zaman Türkiye'ye gerçekte 50 lira verdikleri oluyordu. İhraç kıymeti bu idi. Y ü z d e elliden düşük ihraç kıymetleri bile vardı. 1874 genel borç tahvilleri, yüzde 43,5 ihraç kıymetli idi: Türkiye 43 buçuk lira ödünç alıyor, 100 lira borçlu çıkıyordu. Y ü z d e beş faiz böylece yüzde 12'lere çıkmış oluyor, ayrıca alacaklı dostlara havadan her 100 lirada 56,5 lira fazla borçlanılıyordu. Böyle bir "Rezil ç e m b e r " içine düşülmek kimseyi rahatsız etmiyordu.

Çünkü, Türkiye'nin egemen sosyal sınıfları derebeyiler de, kendi toprakları içinde yerli tefeci-bezirgân sınıflarından aynı ağır şartlarla borç alındığını biliyorlar ve o sosyal düzeni savunuyorlardı. Türkiye içindeki bezirgân ve hacı ağalar, Türkiye çalışan halkından yüzde yüz, üç yüz, sırasında bin aldıkları için, "gâvurun" görünüşte yüzde beş altı faiz istemesini, dostlukların en fedakarcası bir davranış sayabiliyorlardı. Çünkü, yabancıdan yüzde beş, on faizle alınan paralar, Türkiye içinde sermaye edinilip, T ü r k üretmenlerinden yüzde yüz, üç yüz faiz sızdıracak biçimde işletilecekti. O yüzden, ecnebi tefeciliği bey ve efendilerimizin hiç birisine anormal veya olağanüstü bir vurgunculuk gibi görünmüyordu. İhraç kıymetlerindeki aşırı insafsızlığın Devleti iflâsa götürdüğüne gelince, aslında sermayedârlarımızın istedikleri de

bu Derebeyi Devletini bir an önce çökertip dize getirmek ve en sonunda teslim almaktı. Bu bakımdan yabancı sermaye dışardan, yerli sermaye içeriden elbirliği edip, Sebâ sedlerinin temellerini kazıyan fareler gibi, Osmanlı İmparatorluğu'nun temellerini aşındırmakta düşünmeden anlaşmış durumdaydılar. Sınıf determinizmi buydu. A l d a n m a k yok, elle tutulur hesap ve sosyal eğginlik vardı bu işte. 1860 yılı, Baron von Hirsch adlı bir "endüstri şövalyesi"nden adı 400, kendisi, yâni ihraç kıymeti 212 milyon frank ödünç alındı. Şarlatan hâpse girince, 240 1862 yılı gene adı 200, kendisi: ihraç kıymeti 136 milyon borçlu frank borca girildi. Her iki son ödünçle T ü r k i y e , bu günkü para hesabı

milyon TL eline geçirmiş g ö r ü n e r e k 392 Londra'da Otoman

milyon T ü r k lirası

çıkartılmasını batılı dostlarının bir lütfu saydı. O yıl T ü r k i y e ' n i n sırtından merkezi Bank, öküzün derisinden çarık çıkarır gibi çıkartıldı. Ertesi yıl aynı şartlarla, kalp paraları d e ğ i ş t i r m e k için 150 milyon frank (7 milyon altın, 1,12 milyar bugünkü T ü r k lirası), Galata bankerlerinin alacaklarını di: Osmanlı karşılamak için 50 milyon frank (2,2 milyon altın daha e g e m e n yetkileriyle T ü r k i y e ' n i n 3520 milyon bugünkü T ü r k lirası) borca girilirken, beklenen misafir gelB a n k a s ı , sultandan başına oturdu. karşısında sermayenin yerli yabancı ayırdı ile Devleti Batılı kal-

Böylece Türkiye halkı milyon kâğıt para oyunu

mamıştır. 3520 milyon alacaklı Galata Bankerleri (Yerli sermaye), 1.120 dost finans Kapitale yeniden borçlandırarak, kutsal İmparatorluğun hazinesine ortak çıkmıştır. Bu yağmanın gerisi çorap söküğü gibi gitti. 1865 yılı, Türkiye ansızın borç ödey e m e z duruma girince: "Birinci Tertip G e n e l Borçlar Tahvilleri", 1873 yılı: "İkinci Tertip G e n e l Borç Tahvilleri", 1874 yılı, Osmanlı Bankasına yeni imtiyazlar sunularak, 20 yıl kuponları ödeme kontratı ve "Üçüncü bir tek kumpanya: Osmanlı Tertip Genel Borç Tahvilleri" çıkarıldı... Ve 1789 Fransa'sındaki bir kaç şirket yerine, Türkiye'de "Allahuteâlâ" gibi Bankası "Her yerde hâzır-nâzır." Kurşuni devletlû "Eminance grise" oldu. Kurnaz Batılı Finans Kapitalin İngiliz-Fransız kalesi, Türkiye'nin bütün gelir kaynaklarına davul zurna çalarak sahip çıkmak için, İslâv Barbarlığını koçbaşı gibi kullandı. Doğu A v r u p a ' n ı n bütün lenduha Antika İmparatorluklarını 1866 Kandiya (Çar isyanı, Rusya'sını, Avusturya Kayzerliğini, isyanı, 1877 Osmanlı Sultanlığını) birbirine düşürdü; 1854 Kırım Savaşını dışarıdan içeriye soktu. Plevne Savaşı,

1869 Süveyş Kanalı

1885 Doğu Rumeli'nin Bulgaristan'a katılması... Türk'ün belini kırdı. Borçlar bütçe açığını, bütçe açıkları borçları kovaladı. Harp ihtilâli, ihtilâl harbi kışkırttı.. Osmanlıya ne istenirse yaptırılabilirdi.

DÜYUNU gereği gibi

UMUMİYE

SALTANATI yetersizlik gösterdikçe, yeni bir örgüt

Bir tek banka şirketinin şubeleri ve Kapitülasyon kuralları, Türkiye'nin sağmallaştırılmasında gerekti. Orijinal ilk "Karma Ekonomi" kuruldu: rinden derlenmiş: (Genel "Düyun'u (Türk, İngiliz, Fransız, M u h a s s a s a İdaresi" Osmanlı 1881 yılı Doğu

A l m a n , İtalyan, A v u s t u r y a ) İmtiyazlı Tahviller Hâmillerinin mümessilleU m u m i y e Varidat'ı doğdu. Borçlar Tahsisli Gelirler idaresi) Mısır vergisi,

Bankası kanalıyla İngiliz'e kaptırılmıştı. T ü t ü n - tuz d a m g a resimleri ipek âşârı, balık ve av resimleri "İstanbul tekellerine: Tünbâki Bankalarına"... resmi, önceki finans kapitâl Bulgaristan,

Rumeli, Kıbrıs gelirleri peşkeş çekildi. Gelirleri her yıl: artık hiç bir gerçek gücü kalmayan Devlet değil, yerli-yabancı S E R M A Y E hazretlerinin güvendiği fâizlere, D ü y u n u U m u m i y e toplayacak: 4 9 0 . 0 0 0 lirayı (Şimdiki 86 milyon T ü r k lirasını) Galata bankerlerine ödedikten sonra, kalanın 4/5'ini 1/5'ini Tahvilleri "İtfâ" (söndürmek) için ayıracaktı. çetesi sahneye girdi: Prusyalı Yunker (Ağa-Paşa) yapısıyla 1,65 milyon Sayd'ı mâhi (Balık avı) 1888 yılı, Batı dünyasının yeni olduğu ölçüde daha yırtıcı ve atılgan bir finans kapital Türkiye yapısına daha kolayca kaynaşıveren Alman Emperyalizmi, silah satmak üzere Doyçe Bank'tan verdiği ödüncü ile turnayı gözünden vurdu. 1890 yılı Düyûnu Umumiye İdaresi, çeşitli Türkiye Sancak (il) larının "Hububat âşârını" da ele geçirmeye girişti. Böylesine uslu "yağma Hasanın böreği", artık biricik Anonim Şirket geleneğini de çatlattı. 1888'den 1906 yılına dek Türkiye'de 94.885.000 frank sermayeli 3 ve 495.000 T ü r k lira sermayeli 2 olmak üzere 5 A n o n i m Şirket daha kuruldu. Bu günkü para ile 18 yılda 1 milyar liraya yakın (763,980 milyon yabancı sermaye, 79,20 milyon yerli sermaye) "yatırım"ıydı bu. "Hürriyet", yahut "Meşrutiyet" adını alan ca milyarlık finans kapital "Yatırım"larını 1908 Devrimini anlamak getirmek gerektir. için her şeyden önce bu 1 milyarlık ve ondan önceki ö d ü n ç biçimli onlargöz önüne 1854'ten 1903 yılına dek 50 yılda, T ü r k i y e 26 finans kapital "Ameliyatı"

geçirmiştir. "Hasta A d a m " a her iki yılda bir para ve e g e m e n l i k ampütasyonu! O 26 ameliyat içinde yalnız 3 taneciği, hiç değilse görünüşte "olumlu" bir amaç gütmüştür: hiç ayrılmadı. les'de Baron Hirsch'le Demiryol. Onların yapıldı. karakteristiği de ötekilerden Alınan 254.430.000 franka gibi "asil" 1870 yılı "Rumeli Ş i m e n d i f e r l e r i İstikrazı" için Bruxeibir anlaşma borçlu frank düşecektik. İdarecilerimiz "Endüstri

karşılık 792.000.000 olan Baron, indirince sırra kadem

100 liralık tahvilleri 42,5 liraya satarak 170 milyonu cebine bastı. parayla Şükredilmeli, 1 Baron, şövalyesi" milyar 850 milyon lira karşılığında 21

çıkmasaydı, bu günkü

milyar 300 milyon lira ödenecekti.

1894 yılı, bir finans grubu ile Doyçe Banktan "Rumeli Ş i m e n d i f e r l e ri A v a n s ı " olarak 40 milyon frank (Bugünkü: 470 milyon TL); gene Doyçe Bank ile A n a d o l u Demiryolları Şirketinden razı, Birinci Tertip" olarak 2 milyon 376 bin (bugünkü: 1903 yılı, "Bağdat İstik380 milyon) li-

ra alındı. Rumeli d e m i r y o l u : Girdiği yerde bir ihtilâl patlatarak, en sonra Balkan savaşı ile İmparatorluğun Rumeli topraklarını kopartmaya yaradı. A n a d o l u d e m i r y o l u : İngiliz grubu ile A l m a n grubu arasındaki Birinci cihan savaşını patlatarak, İmparatorluğun g ö m ü l m e törenini sağladı. Modern finans kapitalin ti: ga, yon) bir ülkede en "olumlu" davranışı da bu idi. O hengâmeler ortasında, Türkiye'nin varı yoğu S E R M A Y E ' y e teslim edilmişMısır vergisi, Hükümetin genel gelirleri, (özellikle: İzmir, Suriye güm[giriş vegisi], tütün tuz, damBulgaristan, artırımı, Doğu Rumeli, içki, deniz ve kara avcıları, ipek âşârı, gümrüğü rükleri), İstanbul gümrükleri ve oktruvası

Kıbrıs gelirleri, geri kalan g ü m r ü k gelirlerinden 390.000 (şimdiki 30 millira, T ü n b e k i şirketi, T ü n b e k i çeşitli toprakların öşürleri finans kapitalin elindeydi. Bütün bu alacakları ne A b d ü l h a m i t ' i n

kişiliği, ne sallanan hafiye teşkilâtı sağlama bağlayamazdı. Bütün bir millet, olmazsa bir çok milletler, finans kapital burjuvazisinin iratlarını ödemeye kefil olmalıydı. Fransız edilen "Şurası yeni için derebeyi Devletini yıkan burjuvaların alacağı 32 idi. milyarsa, Rivarol'un bir

1881 yılı Osmanlı Derebeyi Devletinin aldığı ödünçler, "Tenzilâta m a h z a r " 13 milyarla, t a m 30.4 milyar bugünkü T ü r k lirası muhakkak daha ki, (Yerli-yabancı) Hürriyet) olan Türk bir çok burjuvalar kamu garantisi 1789 Fransa'sı için söyledikleri, düzen (Meşruti 1908 Türkiye'si için şöyle tekrarlanabilir: (Türkiye'de) altında istemişlerse, borcunu Abdülhamit'in koymak

garantisinden

sağlam

milletinin

istemişlerdir." Türkiye 1854'ten 1914'e kadar 60 yılda 40 istikraz yaptı: Umumiye eli Saltanatını Türkiye içine Her 3 yılda 1874 ile pa-

2 Ödünç! İstikrazların uzun yıllar durduğu iki devir vardır: 1886 finans ondan da Düyûnu

İlki:

yerleştirme çağı

zarlığının sürdüğü 12 yıldır. Türkiye'nin belli başlı gelir kaynakları üzerine kapitalin sonra demir konulur ansızın konulmaz, istikrazlar göze yeniden 1896'dan açılmış, 1886'dan 1896'ya kadar 10 yılda t a m 9 istikraz yapılmıştır. Fakat gene epey bir tökezleme çarpar. 1909'a kadar geçen 13 yıl içinde, Finans Kapital hazretleri Türkiye'ye 2 istikrazdan başkasını yapamayıverir. Bu, o zaman için tesadüf gibi görünse bile, bu gün, olayların muhasebesi yapılırken açıkça görünüyor ki, Finans kapital tam o yıllarda artık A b d ü l h a m i t ' e resmen rest çekmiş ve koynunda yetiştirip beslediği Con Türklerin gölgesinde gizli gizli kışkırtılan 1908

Devrimini beklemiştir. miz, istediği düzen

1908'le birlikte "bekleyiş" biter. kadar sıkıca kapattığı

Sermaye efendiistikraz kesesinin

kuruluncaya

ağzını 1908 devrimi ile birlikte yeniden açar. Ve tâ 1914 yılına kadar hemen her yılda bir defa (hatta tikrazı", " H u d e y d e - S a n ' a Doklar istikrazı, İanc 1911 yılı 2 defa) ödünç verir. Türkiye'nin ovasını Türk sulandırma Millet istikrazı, Meclisi geriye nesi kaldıysa (gümrükler, âşârlar) ele geçirir. " S o m a - B a n d ı r m a isistikrazı," "Konya hissesi alır yürür. istikrazı". Milletini,

aracılığı ile yeni tipte borçlanmalara doğru iter. O sırada şirket yatırımları görülmedik ölçülerde ise, 93 anonim Türkiye'de 7-8 1883'ten 1 1908'e kadar 25 yılda yılda yalnız 6 a n o n i m şirket kurulmuştur. şirket kurulmuştur. 10'dan fazla şirket! Kamu borçlarının millet garantisi altında sokuluşu, Lozan Zaferinden 1909'dan 1914 e kadar 5 yılda yılda şirket yerine,1

sonra 13 Haziran 1928 Paris anlaşması ile Osmanlı mirasına konmuş milletler arasında şöyle üleştirilmiştir: 1 7 . 1 0 . 1 9 1 2 ' d e n önceki istikrazların y ü z d e s i Türkiye'ye Yunanistan'a Suriye'ye Yugoslavya'ya Irak'a Filistin'e Bulgaristan'a Arnavutluğa Hicaza Yemene SERMAYE: 62.25 0.57 8.17 5.25 5.09 2,46 1,62 1,57 1,13 0,89 H E S A P V E G A R A N T İ İSTER alacaklıların mümessili olan dev finans kapital 17.10.1916'dan istikrazların 76.54 0.55 10,17 6,25 3,03 0,16 1,39 1,09 sonraki yüzdesi

Türkiye ilk istikrazını 1854 yılında yaptı. A r a d a n 9 yıl geçmedi, biriken borçlar üzerine, yabancı şirketi Osmanlı Bankası, Türkiye'ye bir Fatih gibi girdi. Girdikten sonra 10 yıl geçmemişti ki (1879), Osmanlı Bankası, yeni imtiyazlarıyla Türkiye'nin en büyük E K O N O M İ K iktidarı kesilmişti. Fakat, sermayenin yalnız ekoSiyasi egeCon Türkleri nomi iktidarı y e t m e z d i . O, Devlet alacaklısı olarak S İ Y A S İ iktidarı ele geçirmezse, ekonomi gücünün garantilenmeyeceğini biliyordu. menliğini T a n z i m a t ' t a n onun için A v r u p a ' y a beri zorluyordu. Namık Kemalleri, kaçırıyordu.

Paşalar ve beylerle, sultanlar arasında

ikide bir patlak veren saray ihtilâlleri, en sonunda Abdülhamit'i, ilk Millet Meclis d e n e m e s i n e zorladı. Türkiye'de ilk Parlâmento girişkenliğinin genel olarak S E R M A Y E , kısacık ömrü ve özellikle DEVLET A L A C A K L I L A R I kampanyası olduğu, yapılmış başlıca içinde

Meclis müzakerelerinde apaçık okunur.

" M e b u s a n " top-

lantılarında A b d ü l h a m i t PARA, Milletvekilleri H E S A P ("Emniyet" dedikleri G A R A N T İ ) istiyordu. A b d ü l h a m i t ' i n eski kurt Devletlûları,101 gün sürecek Meclis toplantılarının 60 gününü; (Tören, Söylev, "Makale", A n d içme, iç tüzük - Vilâyet, Belediye, Basın kanun ve tüzükleri, Donanma ziyaretleri) ile geçirtti. Bu, asıl önemli para işini en sonda sıkıştırıp, acele oldu bittiye g e t i r m e k taktiği idi. Önce Karadağ, sonra "Milletvekilleri kanunlar ile EMNİYET kadar (sayı larının) sair mal ve verecek Heyeti, bir savaş Moskof savaşı iki aya patlayınca, Y e n i ş e h i r l i z â d e A h okudu: yalnız bir takım için, tüzükler halka ve düzeltilmesi ve memur fazla kimi ve cidden yarısı TENKİHİ (kapıkuluygunsuz aşar ve yetkonulmilyon hesap

met Efendi, d a y a n a m a y ı p "Makale "sini uğraşıyor. Maliye suret sonuna azaltılması) Dengesinin dek ile

yaklaşıyor,

bulunmasına

maaşlarından memurların

bir şeyin almakta

kesilerek, birlikte, lüzumsuz ve sokacak dengede bu

maaşlarının bunların elde

bendegâhının satın alışları ve ve posta yolda

oldukları

"tayın "lar

olduğundan, memesi masına liralık edilerek için ve

dahi düzeltilmesine hazineyi ziyana masraflar adıyla milyar) bir farkın

rüsumat bu

memurlarının olağanüstü 2,4 anlaşılmıştır."

özelliklere

güçlerinin bir kanun 14

bir kanun

bulunmadığından,

açık gösterilen

(bugünkü

suretle

kapatılabileceği

Meclis Başkanı, işi hemen " e n c ü m e n e havale" etti.

(Bu söz, on-

dan sonra T ü r k i y e edebiyatında bir konuyu atlatmak anlamına kullanılan tiryaki sözü olacaktı). Bir başka çıban başı daha vardı: "İstanbullu muâfiyetleri". Ona lerinin da Gerçekte, bu devletlûlarla Bey (Niş) ne kapıkullarının ve kodaman şehir "Padişahımız Efendimiz Hazretve ve mallarımızı misaak getirilmesinde bulundukları (milli özge fedâye (sözleşip Taşra ve (bu hazır an(İsdaha tasdik söztefeci ve bezirgânlarının askerlikten ve vergiden imtiyazlı tutulmalarıydı. Süleyman bütün dokundu: yolda adına değin çaba ve can ahd yerine meymenetli edilmişti. iller) besbelli kimsenin (servet uğurlarında Bu halkının olan

bulunduğumuz laşılmıştı) tanbul dışı hiç

Osmanlılar şimdiye yüce

teahhütlerimizin

göstermiş hamiyyeti Bu

gösterecekleri etmemek cüğü lik ve Nişli

onuru)

elinden ve

gelmeyeceğinden, edilerek,

fiiliyatta vatan genel

aynen

kullanıyor)

şâhit istemez... sâmân)

sayesinde zenginmuaflıkla

zenginlik

vergilerden

kayrılarak, zenginlerine fedakârlıkları

Yurt âit

hizmeti

şerefinden olan

şimdiye para

dek

mahrum bakımından

kalan

İstanbul

ve pek acele görülmüyor."

yardımı

henüz bir tek

Başkan- "Bunu da verin, öteki kâğıda iliştirilsin.. İngiltere Devleti hak tanır ve tarafsız bir devlettir" diye, Oturum) yedar: lar: Derebeyi: Kapıkullarının maaşlarını konuyu, İngiltere elçiliğine kesmek istemiyor; SermaMeclisin şükrân mektubu sunmasına çevirtiverdi. (12 Mayıs, 27. Toplantı, I. İktidarı ele geçirmedikçe kesenin ağzını açmıyordu. Kabak köylü-

nün başına patlarken, ağaya da dokunması akla geldi: "Ağnâm" (Koyunhayvan vergisi) ele alındı. Halil Bey (Suriye)çeker." Manok Efendi (Halep)- "Ağır değildir." (O kapitalist gibi hesaplıyordu.) Yenişehirli ler niçin ekmeği Zade Ahmet gün Ef. kuru (İzmir)"Yarım çarıklı çiftçi savaş Buğday yardımını verirse, burada iki atlı arabaya (O zaman "Kadillak" yok) binenvermesinler? Bu yiyorsak arpa ekmek yemeye az razı olmalıyız. ekmeği yiyelim, harcayalım." " A ğ n â m vergisine bir misli zam etmek, şikâyeti

Manok Ef. (Halep)- " Y u r d u m u z ortak Vatandır. İstanbul'da daha zengin adamlar vardır. Onlar daha çok y a r d ı m etmelidirler." Başkan- "... Yalnız benim elimle kayıkçı, balıkçı gibi adamların, ellişer, altmışar, para olarak toplanan yardımına ben şâhidim." Astarcılar Kâhyası A h m e t Ef. (İstanbul)- "İstanbul ehalisi vergiden bir kaç kaçmadılar, verdiler... Oysa, şimdi y e d e k 60 paralık bir şey için ranti) ister. bakmadı." Mustafa runa şeyin ne herkes ne değin için sonra Bey malını (Yanya)değil, oraya olmayan A. edecek yalnız Ef.bir "Yurdu kurtarmak ve namusu ikmâl etmek uğfedaya hazırdır. ister. Fakat, Herkes işte bu sanırım." İstanbul'dan ki, başka BakanBirinidaâşâsuretGörsünler herkes herkes Savaş olmaz. vereceği için para Bugüharcanmasını bundan yol

takrir gönderdik; karşılığını alamadık. Ehâli bu gibi işlerde EMNİYET (GaEski Başvekil Mahmut Nedim paşanın bu kadar şeyleri var. Zimmetleri olduğunu gazeteler dahi yazdı. Y ü c e Kapı (Bâb'ı Ali) birisine

canını

alındıysa meşru Zâde teşvik da

verir de,

bir masraf yapılırsa çıkmıştır, düşünmeliyiz. yakasını İkincisi: Gazetelerde "Eğer iş

EMNİYETSİZLİK de

Yenişehirli yerler ahalisini lar önce cisi re ra ve İstanbul'da Tenkih mı,

yapacaksak,

Milletvekilleri

fukaranın yapalım.

tutmuyor... gelirlerimizi ne

Vilâyetlerden görsün... yolda sonra Bu

bir şey yapalım. bir kanun,

(Masraf azaltımı) ona göre

edecek isek, vergiye

bir tüzük yapalım.

Ondan

mi zammedeceğiz? Her ne

yapacaksak yapalım.

le

ehali dahi EMİN

(garantilenmiş) 2. Oturum.)

olur.

Bundan

önce bir şey veririz diye-

meyiz." (28. Toplantı,

Yardım, vergi tartışmasında, görüyoruz, yerli yabancı, Müslüman olan olmayan bütün Sermaye, Derebeyi Devletine karşı tek cephedirler. Çıkmaz, bu yönde yontulmaktadır. Meclisin bütün duygululuğu, Derebeyi Devletinin hesaplarına el koymaktadır. Derebeyi oyalamasına karşı 29. Toplantının 2. O t u r u m u n d a İstiyzâh [soru önergesi] yapıldı: 1- Beş on yıldır Devlet gelir ve giderleri nedir? 2- Yıllık gelir artıyor mu? Ne kadar? 3- "Artan gelirden ne yolda yararlanılıyor? İstikrazlardan bütçeye her yıl düşen faiz ve amortisman yıllık gelir artışıyla orantılı mıdır? Değilse aradaki fark nedir?" 4- "Faydasız memurlarla lüzumsuz masrafların çoğalmasının, bayağı gelirden üstün olduğu anlaşılıyor?" Denge düzeltimi (mali muvazenenin ıslahı) için hazine ne d ü ş ü n ü y o r ? 5- "Bu gidişle mâliyenin geleceğinin hangi sonuca varacağı üzerine bir istatistik ve maliye hesabı var mıdır? V a r s a nedir? Y o k ise, Mali durumların geleceğine EMNİYET ve GÜV E N Ç v e r e c e k kıyaslama Başkan- "Maliye yıllık bir iştir." 1877'den 12 yıl öncesi: Y ü z d e 50 "ihraç kıymetli" (yani bir verilip iki yazılmış ve "Londra'daki bir m ü e s s e s e d e n " yapılmış "Birinci Tertip Ge1877'den 15 yıl öncesi: Osmanlı nel Borçlar Tahvili" yılı (1865)tir. Bunlar, "Galata bankalarına âzami 24 yılda ö d e n e c e k çeşitli tahviller"dir... Bankasının Londra'da kurulduğu yıldır (1863)... T a m o yıllarda Yerli Devletinin Kapitalist Devletine doğru gidişinde HESAP nedir?" her yıl pek ayrıntılı, kitap kadar maliye

Bakanlığı

dengesi yayınlar. O kitaplar vilâyetlere geldi mi? Bu iş on, on iki, on beş

Y a b a n c ı (Galatalı-Londralı) Finans kapitalin Türkiye'de Bütçe hesaplarını yayınlatması, Derebeyi Sermayenin oynadığı rolü açık açık belirtmez mi? Böyle bir ülkede en az 19. yüzyıl ortasından beri "Sosyal sınıf "ların "Çağdaş Uygarlık" yönünde ne kadar yol almış bulundukları anlaşılmaz şey midir? Fakat, Neden Türkiye'nin böylece " Ç a ğ d a ş Uygarlaşma"sı, Batıdakinin tersine memleketi yükselteceğine alçalttı? Bu ayrı konudur. Onu, kuru mantığımızdan çıkıp olayların gidişine uyarsak kavrayabiliriz. Y E R L İ S E R M A Y E Y E KARŞI: DEVLET + ECNEBİ

Abdülhamit'in Derebeyi Devletine karşı tek cephe kuran yerli ile yabancı sermaye Türkiye'nin Batı A v r u p a uğruna kurban edilmesi konusunda farkına varmaksızın ayrılırlar. Gerçi Türkiye'deki antika Tefeci-Bezirgân sermayesinin yapısı "rezonans" bakımından Batının s e r m a y e s i n d e n çok "Finans kapital "ine yaklaşır. Onun için iki taraf çabuk anlaşmış, De-

rebeyi Devletini teslim almak taarruzuna geçmiştirler. A m a , bu taarruzda Batı finans kapitalinin amacı,Türkiye'de modern sanayii kurdurtuşakmaksızın, kendisine acentelik edecek bir müttefik kapitalist sınıfını

laştırmaktır. Onun

için, " t a v ş a n a " (Yerli sermayeye) "Kaç!", Tazıya (De-

rebeyi Devletine) "Tut!" der. Bir yanda "Con Türkler"i kanadı altına alarak A b d ü l h a m i t ' e karşı "Hürriyet s e v e r " görünür; ötede el altından Türkiye'nin y ü k s e k idareci kadrosunu görülmedik lüks ve rüşvetle kendi emri altına sürükler. Bu tezatlı davranış dış politikada da aynen güdülür: milletlerini "O ve Çar Rusya'sını Bir yanda Türkiye'nin T ü r k o l m a y a n (Düvel'i Muazzama) karşısına Osmanlı Batının

devleti üzerine saldırtır; ötede, Çar aşırı gitti mi, bütün "Yüce Devletler" çıkıp: kadar d e m e d i k ! " yollu, e k o n o m i k ve politik egemenliğini en iyi sağlayacak bir "Tarafsız h a k e m "

kürküyle ortalığı yatıştırır görünüp, parsayı toplar. Batı kapitalizminin bu alicengiz o y u n u n u n da en uysal maşası, Türkiye'deki T ü r k olmayan kapitalistlerdir. Yüzyıldır hiç şaşmaksızın sürüp giden "Batılı dostluk" politikasının (tipik örneklerle belgeleşmiş) en eski Devletinden alacaklılarına ispatı gene Türkiye'nin istenirken: ilk Millet Meclisi zabıtlarında bütün ayrıntılarıyla okunabilir. Derebeyi "Emniyet" Gâvur, Müslüman, yerli, yabancı sermaye bir olur. Derebeyi Devletinin her türlü ekonomik, sosyal ve politik güçlerimizi çökerten pahalı ve lüks, lüzumsuz ve baskıcı bürokrasisine karşı " T E N K İ Y H Â T " (Maaş indirimi) istenince, her kafadan Halil leştirilerek, ha suz sine 25 bir ses çıkmaya Bey (Suriye)herkesin Ama, (Halep)Oysa, başlar. "Ağnam Mecliste Paşalarla azınlık Milletvekilleri, ve âşâr vergileri ve askerlik bedelleri birbir şey yapma tenkihi yolunu ve fazla tutmak dave lüzumhele Müslüman olmayanlarla sarıklılar el ele verirler. üzerine mutedilce gerekli

uygun görülür. memurlukların Manok inmiş Halil bin şu Sebuh Ef. Ef.Ef.

ilk iş olarak maaşların "Kâyime dolayısıyla da memurun yıldan

kaldırılması

görülür." maaşlar zaten alamıyorlar." değil, Mühtâcın kâğıtlarının dahi erzaka vakit maaşı, faizleri yazıldı." beş ihtiyaç kaybePaşanın yeteri derece-

demektir. kadar kese

memurlar onu

"Kesilmesi istenen (İstanbul)KedhudasıEf. kişi hudut "İki

maaşı beri

çıraklık maaşı." konsolid

verilemiyor." Astarcılar Hamazasb altı yüz bin varken, diyorlar. na ihtilâsına "Zimmetleri bulunup, oldu, tenkih olduğu gazetelerde Vatan ve varsa (Erzurum)üzerinde şöyle çırpma), maaşları vaktiyle "Teessüf ederim. böyle etmek, çocuklarından

mühimmat bir şey

Milletvekilleri İhtilâs

olacak diye kimileri

(çalma, Kimileri

hırsızlık için sonra

başka zama-

bıraksınlar. bakmak

Mahmut

istiyorlar.

Bunlara

bakmalı."

Rasim dahi Başkan

Bey

(Edirne)biraz eksik

"Bir çobanın alsalar." Paşa)-

dört kuruş "Memurun

verdiği gibi, on

memurlar bin kuruş

maaşlarını

(Ahmet ki,

Tevfik

aylığından

keserseniz bilin Y u s u f Paşa siz mütâcinden de bu Tenkih elbet mez letinin laşılır? dahi

hazine (Maliye

üç yüz bin Bakanı)Lâkin vakit olan

lira zarar eder." bir usulü var ki, ilmühabergirdiğinden... ki, mütekaitler, Verilşimdi tevcihat sırasında nispetle gerek verir." Osmanlı Devne anFukaraların bundan

"Hazinenin var mı? gelirlere

olanlar Devletin

olur. Tetkike

tetkike muhtaç.

Yok mu? Kulunuz derim Vermek lâzımdır. kadim

ülkesinde aç kalır,

gerek mâzûller, olmaz.

gerek muhtaçlar için fukara (Bağdat)beş yüz

maaş

azdır.

Kimi

arzuhaller (dilekçeler) "Duâgûlar (duacılar) yukarı almalı. olursa

A b d ü r r e z z a k Ef. duâcılarıdır. Hiç duası olmazsa yüce Ziya

Yüz kuruş, Devlete Ef.

iki yüz kuruş alacağı kuruştan

Çünkü

lâzımdır." "Bunlar çalışarak mükemmelen uğraşırlar. Dört beş (işten çeşit ekmeklerini alanları mütekaBin ke-

Yusuf bulunur."

(Kudüs)işlerde

kazanabilirler... Mebusitlere se: olduğu burada zamıdır, Yusuf Onun beş

Başka "İşte

tahsisat

defter önümüzde. veriliyor. (kadı, nüvvâb Şu

Mâzüllere Ülemâ

çıkarılmış), nesi kuruş

(emekli) halde... onun

25 bin kese sınıfın

yalnız 19 bin kese... bilmem bin Bu

Asker içinde, Başkan-

hâkim)

içinde, falanın

hepsi içinde aldığı olsa,

kanununa kesmeye

dokunmaktadır." devletin nesini eski nikeselim? bi(ço-

"Adaleti

sorarsanız,

evkaftan

beş parasını

hakkımız yoktur. 30 kuruştur. (Meclisin Teb'anın

kesmiş." Paşa"Bir neferin verilecek." ki müddetimiz bırakmalı... miktar üçte maaş ne kadar süreceği!) iyâli hepsi Devletin "Mâdem Bir maaşı Onun çocuğuna

Abdürrezaklinmiyor. luk çocuğu) Ahmet BaşkanHeyet Rasim narak maaş BaşkanRasim bir çok "Mâzülin"dendir. isimleri

Bunu gelecek yıla demektir. Ef."Bunu "Geçtik. " "Mutlaka

vermemek gerekmez."

bir maaşlarından."

geçtik mi?" Haziran hem oturumu.) bulu-

"Bu aralık askere ilişmek câiz değil!" (II Beyalan "Bu Bey"Hemmâzüllük, memurlar kimselerin "Bu var." ismini söylemeye fâş etmek Bu memurların olurdu." (işten kovulmuş)

feâl işlerde sizi."

davet tam

ediyorum

memurları etmek

istemem." (Başkan

Paşa

da idi

Israr edince).. işaret

bir listesi bulunsa

mümkün

Yusuf kaldırılması... aşların

PaşaBüro

"Bu

listenin

hazırlanması yukarı savaşta azaltılması "Komisyon Haziran özel kanalı

uzun ve

zamana duagûlara bir

bağlıdır." tayınlarının mamesarıklı La ayrılan

Meclis'te:

"Binbaşıdan

olmayan kararı 1877

subay çok

masraflarının teklif edilince

kaldırılması"

puslar tarafından gazetesi) Böylece, man

itirazâ

uğradı." (13

tarihli

Turquie

bir az güneşin karşı

altındaki

yerini

isteyen hemen

yerli-Müslüyerli gayri-

Türk sermayeye başta

Yabancı

sermaye

m ü s l i m - g a y r i T ü r k sadık ajanları g ü ç l e r i n i (en bir az milli

ile bütün antika d e r e b e y i harekete geçirir. T ü r k i y e ' d e inmelen-

paşalar ile sarıklıları)

menfaat g ü t m e k isteyen cılız y e r l i - T ü r k s e r m a y e y i

dirip teslim o l m a y a zorlar. BANKANIN DOKUNULMAZLIĞI

Konu para ve banka işlerine gelince, bölünme ve çatallaşma daha çok artar. 21 Mayıs (30. toplantı) da: Hicaz, Batı Trablus, Bağdat, Basra ve Yemen dışı bütün imparatorluk için 2 milyon kayme (kâğıt para) kabul edildi. Rasim dengesi ya ne bir şey BaşkanHey'etBaşkansıkıştı. Acele Rasim (Üçüncü Bey yolda verecek "Bu "Evet. kayme Bey madde (E.)(Edirne)olduğuna miyiz?" kaymeler ne Çünkü bastı. vakit basıldı?" vakti geçmiş borçlar çoğaldı. verdi. " kaymelerin kese hepsi savaş için savaş mi?" masrafolağanüstü Devlet "Bu kaymeler üzerinde ulu Hazine ile Bankanın gelmedi: Bankadair sorduğumuzun karşılığı

"Geçen yıl. " bir takım Borçlarına

"Şu iki milyon 500.000

okundu:

larına, 4 0 0 . 0 0 0 kese gelecek olağanüstü masraflara, 4 0 0 . 0 0 0 kese gayrı m u n t a z a m rehinli borçlara, 20.000 kese bakır paralardan kuruşluğun beşer paralığa çevrilmesi Sebuh verilmemiş Rehinsizlere Başkan mayarak, rirseniz Biz gim hesap yok Ef. mi? de Bir de için sermaye olarak ayrılıyordu...) "Rehinli borçlara rehinli biliriz. verilecek deniyor. verileceğini Verilmiş mi, anlayamadım. bulaveyalnız borçlara (İstanbul)bir şey

verilmeli. " Devlet istikraz ede ede para ama şu kadar kâğıt rehin Şimdi biz ne her ne dâvâ buldu,

"Biz İstanbulluyuz, dediler. Ef. de, Rehin

en sonunda veririz, dâvâsı ise

bir yerde para

verdik aldık. "Kulunuzun takım

ediyoruz?

ediyoruz. sanırım,

Hey'et sorsun. " kadar gereği gibi bilborç etmiş. Bu bir bankalara Devlet

Hüdaverdi

(İstanbul)-

bankalarda Devletle rehinleri yük

Devletin yazışmışlar:

bir

takım (Şu

sehim Çünkü,

(hisse

sahip)leri

rehinlidir. yanımızda bundan

Bunlar bulunan bü-

kadar

kayme

verirseniz

satmayız)

demişler.

eğer satılacak

olursa

zarar

çıkacakmış."

"Bankalar" denilen kaç kişi? O bir avuç adam her şeyin üstünde güçlü görünen Devleti karşısına almış, şartlarını dikte ediyor. Koca Mecliste kimse bu trajediyi aykırı bulmuyor. Çünkü, orada "Herkes" değilse bile sözü geçenler "Bankaların adamıdırlar. Netekim "Reis" (Ahmet Vefik Paşa) karışır: Başkanki (Eğer paralar mı, di satalım bir şey "Efendim, verilmezse kurtaralım buna geçmişle savaşıyoruz. falan şey satılır!). çâre bakmalı." mı? Geçmişe Şubede Bundan Bu iş bulmalı. 8 ay önce denilmiş şimhiç olmuş, geçmiş; Mecliste

Fakat bu

yapılamaz,

"Şube" neden Meclis'in yerine geçiriliyor? Bunu I4 Haziran Oturumunda "Reis" şöyle anlatıyor: Başkangerek herkes betsiz iş ne sa dolu, cevap "... Encümen tayin ettiniz, gerek encümen İş görmek beş kişiden işi üyeleri Ben tarafını Vükelâ şikâyet (Bakan.. ediyorlar dedim. ki lar) geldi. ki, Bana Herkes ediyorlar. mi? Fakat, Bakanlar, Encümende bırakılırsa kaaŞimdi YokEncüme-

bir iş göremiyorlar. verdiler. o beş Encümeni Encümenden ise bildirin.

iş görelim ibaret

Üyeler münase-

tutmuyorsunuz. yaptık kimse da kalmadı. şikâyet

gördürürüm. Sonra soruyor. ne öyle

kişiden

söz söylemek

bil olsun. oyunuz

şubelerde

bitiremediklerinden var mı?" "Buyurduğunuz

Encümeni kapayalım Cevap

kimse girmesin

açık mı gitsin? Bey

Mustafa dine görebilir."

(Yanya)-

doğrudur.

Ancak

kendi

ken-

iş görmeli.

Fakat iç

tüzük müsaittir,

üyelerden

her kim

isterse gidip

İç tüzük Batı

Kapitalizminden t e r c ü m e edilmiş,

Batıda "Serbest re-

kabet" var. Türkiye'de ise Devlet işleri üç beş kişi arasında, üstü kapalı y ü r ü t ü l m e k gerek. Çünkü bir avuç finans kapitalist, 90 kişiyi bile kandıramayacağından korkuyor. Onun için, Millet Meclisi oldu bittilerin o n a y l a n m a değirmeni sayılıyor. Oldu bittileri kurcalayanların zabıtlarda adları bile geçirilmiyor: Bir manda garanti MİHALİÇ cak ve ri 100 karşılık Milletvekili20 bin madde başka, "Bakır paraları ne okunur: beşliğe var? çevirmek için, (Cevap yok)." GENEL ve GELİRlerle alınaAydın resimleİSPARMAÇET ve tedavülden bulunan AĞNAM karşılığı her yıl ve böyle zorlu zakese sarfında anlam

Dördüncü edildikten ve bin

"Kayımelerin

EREĞLİ KÖMÜR

MADENİnin

öteki

ÇİFLİKLER ÖŞÜR

karşılık gösterilip, dahi AYDIN ve Aydın gelirleri

keselik

kaimeler için

vilâyetinde Konya

Saruhan

sancakları

gösterilecek."

O zaman duğu

Devlet tümü,

Derebeyi sınıflarının

siyaset tekelinde bulun-

için, onun ancak böyle " p e r a k e n d e " olarak haraca bağlanması ge-

rekiyordu. Milletvekillerinden hiç birisi bunu y a d ı r g a m ı y o r d u . Ö n e m verilen tek şey, kefil tutulan Devlet parçasının daha önce başka yere ipotek edilmiş bancı öşürleri lirler olan olmasıydı: Ef. borca (İstanbul)rehin karşılık "Sanırım verilmiştir. göstermek henüz ki, Aydın sancağının O borç olur?" borca karşılık gösterilmemiş daha nasıl ÖŞÜRleri yabu karşılık bitmeden, Hüdaverdi ödünçlerine başka Bey varsa

Yanko gelirler

(Danıştay onu

üyesi)-

"Eğer Milletvekileri tasdik ederlerse gebaşka Mayıs) çalışıyorken, deyip yerliler de iyi

verilecektir;

etmezlerse bulup

göstermelidir." (21 atlatmaya sermayeyi

Belli ki, Y a b a n c ı s e r m a y e Büyük Devlet adamlarını kendi tarafına kazanmış karşı yerli sermayenin sezen alacağını Paşa, taarruza geçiyorlardı. Y a b a n c ı hep gayri T ü r k l e r i n

savunamayacağını çekilir: Bu Şeyh vekilleri tuyoruz. ni aralık

gayret başa

düştü,

başkanlıktan ikinci Başkan Millet-

Başkan Efendi

Paşa

hazretleri

Başkanlık

makamına kendileri

Behaetdin sırasına Bankaya Ef. Ef.-

hazretlerini A.E.

çağırarak,

kerâmetlû

oturdular." (İstanbul)"Birisini söylerken Fakat onun ötekisini unubir para geliribu kadar paralar "Bankanın Devlete veriyoruz.

Astarcı

Kethudası

görmüyoruz." Sabuh Manok (İst.)yoktur." üzerine diye BANKAnın herkes "Halk karşı numarası olur." var mıdır? Devkefil sansın" deniliyorsa, Banka ile olan MUolsaydı, bankaya kayimenin bedava Paşa olursa (Hazine daçıkaramaz) "Bankanın kadar olur." "Biz tahmin üzerine konuşuyoruz. itibarını gitmiyor. korumuş Öyleyse, bilemeyiz." "Banka İşte yok." çekilmiş bulunan EMİN görevi kayimelerin itibarını ve korumaktır." kredisini ko"Bankanın karşı gelecek iktifalet

rumaya ha let bu çok gene halkı İkinci KAVELEleri

iktidarı kayime Ef.istediği

SebuhManok

"Kayimelerin

Devlete

gelecek iktidarı bankayı

basabilir.

aldatmak BaşkanEf.

göremeyince gitmesi

Hasan 100 para kuruşa İş bu

(İstanbul)gerekirdi. hiç

kazandırmanın

faydası

kerteye dayanınca, demin "Riyaset"ten Paşa ki, Bu Hazretleri (İstanbul)paraya para için

ortaya atılır: A h m e t Vefik vardır. Birisi şu masraf binerdi. "Bankanın bir kaç hizmeti bundan önce yüzde başka, 14 yüvermedikten sancaklardan gelen

masraf olmamak

ze dan

yarım para

bile

Kâtibiyye işine

aldık. sarf etti.

Bankanın Çünkü

nerelerde bu hizmeti

şubesi bütün beri

varsa bütün

oralarbedakosiz ku-

alınırdı,

vaya

yapamazdı." Devletten da: Bu işi

"Göz hasmını tanıyor"du. Yerli sermaye, eskiden (BANKAYA) nezaketinde zaman Bir ler ve bankaya kaptırmak istemiyordu. meseleler böyle açık " B a n k a " adına konamazdı. İşin

parttığı yüzde 14'leri Yabancı s e r m a y e ile onun T ü r k olmayan ajanlarına Paşa yüzde yarım v e r e r e k yapamazdınız, d e m e k istiyordu. lağına çalınabilirdi. Fakat " P a r l a m e n t o " içyüzü milletin

Eşeğine v u r a m a y ı n c a , herkes semerine vuruyordu. O başlıyordu: şûbeleri bulunan İstanbul'a parayı para Daima yerler hep göndermek büyük mahalgerekirse, hiç "Bankanın Oralardan Koca Devlet,

meşhur kör dövüşü Milletvekiliiskelelerdir. ve mı masrafa

hacet yoktur.

havaleler bulunur."

Gerçek buydu. cek adamı

buluyor da, İstanbul'a göndere-

b u l a m ı y o r d u ? Bu gülünç bir bahaneydi. A m a , " B a n k a " o

zaman bir tekti; Osmanlı Bankası. O da doğru Batı S e r m a y e s i y d i . Yüzde yarım Bürokrasiyle " K â t i b i y y e " verdi mi, büyük Devlet paralarını işletebiliyordu. T ü r k i y e ' d e bugün İş Bankası rarak anlatan çıktı: Vefik söylüyorum. murları yüzde ka Rasim İskele diler. muriyet bul'a ye razı olan Bu poliçe Paşa 14 Beyyerlere olan tahsisatı Hazretleri türlüsünü veriyorlar. nasıl "Banka, yaptı. (İstanbul)bilen Ben iskele Konya varsa bunu Onu "Bunu ben çıksın gene vermemek için Banka yaptım da, bile bile meBanBaşka meydana!.. bilir." yapmadı için efendim. EdirmeİstanvermeOralarda yapmadı. Hazine bile, "Bu hizmeti bütün bütün de bedava y a p m a z d ı . " Hasan Efendi orasını k a v r a m a y ı n c a , kafasına vu-

böyle yaptım.

Konya'daki parayı

getirecek?

olmayan gibi iskele

yerlerde şube olmayan de yere

ne gibi iskele

yere yaptı. İstanbul'a 400.000 İskele kuruş

Geçen

yıl Serasker kapısı Edirne

tahsisat ver1 de.. ile kâr

ulaştırmak için biriktirmişti. olan yerlerde İskele

redif albayına

verdiler. oluyorlar. dahi

Sarraflar yüzde böyle değil ise

verecek oldular. şubesi

yerlerde sarraflar bile

olmayan

Bankanın yabancı

yoktur." daha kârlı olan, göze çapında büyük para işinde başını rekabeti

Yâni, yerli s e r m a y e ( S A R R A F L A R ) , eski tefecilikten sermaye (BANKA) alıyordu. Oysa, Batılı büyük finans kapitâl suyun tesi seslendi: Sebuh miş ise, Hey'et Geçelim." Ef."Güzel ama, feshederiz." Meclisi)"MUKAVELELER gelmeyince biz bankayı bugün

kesmişti. A c e n Vâdesi bitanlaşılmaz.

feshedemeyiz. bu iş

o zaman (Millet

MÜSLÜMANI Beşinci cağı."

TEHDİT "100.000 keselik kayimenin tedavülden kaldırıla-

Madde:

Altıncı Madde: "Kâğıt paralar karşılığı tahsil edildikçe, İzmir'de BANKA şubesine ve Konya'da BANKA m e m u r u n a teslim edileceği." Rasim şer, lirse, hâsılı Bey noksan Bunu da (Edirne)olur. Bu bir açıktan Madde: ve bir "Kayimeler öteden durumda büyük kâr sorduk. Banka Bankaya ettirilmiş Buna ile beri eskir, numara olur: ve ve yanar, Konsolide yok." bakmak için Ecnebi Sermayedarikratına suya işi düveridahi üzerine para

Bankaya

böyledir. Devlet larından

Mâliyeden üyesi

dahi cevap

"Yedinci

"Kâğıt para

hesaplarına Osmanlı

başkanından kurulu

komisyon

kurulacağı" kuruşunu orduyla

Yukarıda: kontrol

D E V L E T + B A N K A , onların gölgesinde Y E R L İ + Y A B A N C I SERücra köy fukarasının evine girecek rızkın o kontrole "Şimdiye bir türlü ortak edilemiyor; ve harcanan

MAYE, T ü r k i y e ' d e en ediyordu. A n c a k yerli korkutuluyordu: Rasim hesabı dediler." RasimTophaneye, O ki, hesap bizim "Gerçi İkinci Bey

Sermaye (Edirne)Onu

kadar basılan sordu. hesap

kaymelerin isteriz."

verilebilirdi. Başkan

niçin

vermediler? Bunu istizah "Encümen ayrıntılı iş için

[açıklama]

Efendiordulardan ne bankaya bu

Ordulardan gelmez. Bunun

hesap gelmedi, Nizâmiyeye, verebilir. anlaşılır da

Ama

Tersaneye asıl dileğimiz

verdikleri

kayıtlıdır. kaç kuruş

hesabını

sırasında

vermişsek o

budur."

Bu kadar açık sorulara hemen verilen karşılık, okul basanların istiklâl marşı söylemeleri gibi bir şey olur: Padişaha haneye okunup 7 güne oyların tebrik ariyzası: ayağının ile verilmek birliği en "Gazilik unvanını ve kimi tebrik için genel Hâki pay'i Şaariyza layihası dilekçelere olukeli(padişahın kadar karşılık toprağına) tüzük gereği sunulacak katlara iken,

onaylandı

gönderilen

şimdiye üzerine

dek havale biraz teâti'i

nan dilekçelerin

çoğuna

karşılık verilmediği

mâttan (lâf atıldıktan) sonra Meclis dağıldı." (27 Mayıs, 30. Toplantı) Y a b a n c ı s e r m a y e n i n gerekince derebeyi devleti ile suç ortaklığı yapması ö n ü n d e , yerli s e r m a y e n i n bu kerte kul köle oluşu yalnız korkusundan mıdır? Hayır. O suç ortağına Banka kendisinin de y a t a k l ı k ettiğindendir. Yabancı sermayenin biçiminde yaptığı v u r g u n u , Yerli S e r m a y e Çe-

nin S a r r a f l ı k biçiminde öteden beri fazlasıyla yaptığı içindir. S e r m a y e nin yerlisi de, yabancısı da, T ü r k milletini s ö m ü r m e k t e ortaktırlar:

kişilen, s ö m ü r g e n i n pay e d i l m e s i n d e d i r . Bunu 2 Haziran, 42. T o p l a n t ı d a " D ü y u n û u m u m i y e ve genel S e h i m l e r ve Demir Yolları gelirleri" okunurken pital, "BİR M İ L L E T V E K İ L İ " n d e n Muhtar Ef. sermaye) tahsisatı, Beymiryolları Rasim man düyunu Bir (Erzurum)ikincisi: dinleyebiliriz: Dış Borcun faizi, ve ve Varna faiz ve re'sülmâli, üçüncüsü: Demiryolları (kaRumeli Dekurumları." "Birincisi: Aydın diye verilen

Genel sehimlerin Bankası

dördüncüsü: "Osmanlı verirsek "Osmanlı komisyona yok,

komisyonu komisyon

ne zaman alacak?" akça, yolda

alacak? Ne zaRasim Beyin olan anKon-

umumiye Bu

Milletvekili: değil. gibi ise girer (?) Bey bir yol Bey Memurlar beis Onu

Bankasına

verilen

ladığı gibi komisyonu trata da Rasim incelendi. gereği gibi

paralar ne Bundan gelir mi?"

verilir?

Sarraflık

alabilir.

başka görülüp

bandrola encümen

kaldırmak elden Bankaya bir

(Edirne)daha da

"Mukavelename şey

tarafından Encümende, niçin karar

Vilâyetlerden

havale şimdiye

olunuyor. değin beri buna böyle

konuşulsun." "Encümen gelmemiş. Yirmi günden duruyor."

Vasilâki vermemiş?

(İstanbul)-

Başkan- "Vakit müsait değil." İslam O l m a y a n a G ü v e n 6 Haziran 45. Toplantı kime karşı ve kimlere yapıldığı sorulmaya değer "Gizli Celse" de Maliye Bakanlığından gelmiş tezkere: "Savaş için masraflara karşılık 5 milyon T ü r k lirasını temin için üç şekil ileriye sürüyor: para çıkarmak." MilletvekiliPaşa Bir "Yabancı ülkelerden para almak ümidi var mı?" edi(Maliye Bakanı)"Müzakereye rağmen meşru şiddetli karşı bir şey elde Bir lemedi." Başka ne nu Üçüncü tasvir Milletvekili"Meclisin "Memleketin cebri cevaplar, dileklerinden yoksulluk cevaplar hiç birisi yerive mutsuzluğuimkanı olgetirilmedi." Milletvekiliederek halktan (zorla) ödünç bulunmak 1- Dış ödünç, 2- Mecburi iç ödünç, 3- Y e n i d e n kâğıt

Yusuf

madığını" bildirdi. sürüp gidiyordu Hasan lini Bir madığını, çok

Müdahaleler,

kadar canlılıkla

ki, başkanlık eden İkinci Başkan Behaeddin Efendi intiEf."Ödünç işini acele "Halkın bile artık inceleyecek bir komisyon istitâati [takati, gücü] teşkikal-

zamı s a ğ l a m a k için güçlük çekiyordu. Fahmi dilerim." Milletvekillerikatma vergileri hatta vermediğini" söylediler.

Nikolaki kudretsiziz, larını sonra, Hükümete Türk lirası emrine son lokmayı

Ef.

(gayet y ü k s e k bir sesle)duruma dek sokulmuş akıttıkları bu

(Tarabulus Şam) biz

"Biz fakiriz, kanson yıldır 500

tâkatsiz damlalarına borçlu

olabiliriz... zamanda,

Askerlerimizin soframızdaki Kırk bugün Felâkete tasarruf, Bu

vatana hizmet

olduğumuzu zenginliklerimizi ve eve

unutmamalıyız... nereye yapmış olduğum

uğradıktan

varlıklarımızı, değerinde

harcayacağız?

etmekteyim, bir tek

sahip

bulunuyorum.

yapıyı

Hükümet

bırakıyorum." "Evet. kişilerin dörtte yetmez. halk da Biz son fedakârlıkları da yapmaya hazırız. de karşılık göstermesini Ve muhakkak istiÖyle birini bıraktılar. Maaşlarının hükümete birkaç beygir hedi-

Yenişehirlizâde A.E.Ancak yoruz: ye iktidar katında Bakanlar, olan aylıklarının gerektir ki,

ettiler.

Bu hiç bir zaman

hiç değilse yarısını... güvensin."

tedbirler alınması

" H ü k ü m e t tarafından teklif edilen kredi meselesini incelemek için özel bir komisyon t e ş e k k ü l ü n e karar" verildi. Komisyon üyeleri şunlar: Müslüman olmayanlar: Nikolaki Nöfel Efendi Vasilâki Saraköti Bey Petraki Yorgaki Rupen Petroviç Efendi Efendi Efendi

Müslümanlar: Hacı A h m e t Efendi Rasih Efendi Veysel Bey Fevzi Efendi

Panayo Zarifi Efendi Nikolaki Sulidi Efendi

Müslüman da 4'te 2...

olmayanların Müslümanların

sayıları: bu işe

Temyiz akılları

Mahkemesinde ermediğinden

12'de

4,

Danıştay'da 39'da 8, S e n a t o d a 31'de 7 iken, kredi ve para k o m i s y o n u n mi? Y o k s a , Hiç değil"Batılı m ü t t e f i k l e r i m i z " e "İyi niyet" gösterisi mi? Gene şükür: se " U z m a n " ithal fark o l m a d ı ğ ı n d a n je" sine sunan Avukat yüzde malı değilmiş o zaman! belki... Mösyö bir Böyle " U z m a n " l a r O s m a n l ı ' d a Kastirio: komisyonunun (Meclis eylerse, iki o "Sırrını 9 on vermek için Haziran seneye yazıyor.

Dövizle T ü r k parası a r a s ı n d a ihraç edilecek Hazineye sağlaile kendi31 ola"Devlet toplantısı) kadar hasıl

kadar da çok olmalı ki, " D e v l e t e u m u l m a y a c a k gelirler v â d e d e n bir proyacağı Mayıs ondan cak gelirin 1877 hükümetçe beyin mukavele

sağlanmasını bihakkin

istiyor." istifade yüzde

zabıtları: Kastirio vakit bize

günlü Vakit gazetesi, komisyon"

mektubunda:

miktarından

istediğini

TÜRK MEHMET NÖBETE: Y Ü Z D E ON

BEŞ "Melüzum

Meclisin kapanmasına bir hafta kala iş sıkıştırıldı. A b d ü l h a m i t ' i n Mecliste sözcülüğünü yapar görünen Hasan F e h m i Efendi (İstanbul): selâ vardır. tetkik Ticaret Bakanlığı Birleştirilmen". ile uğraşacak ve "Yarın yarın, ettiler. ettik mi?" Efendi acele (İstanbul)verilecekti; içinde ile "Anayasa bu bir iş üç hükmünce, Milli bu madde (bütçe) Eğitim Meclisin gelmedi. Evkaf ile İmar bakanlığı bir haftada üç nedir? Bu Eğer, bitmez. haftaya iki Bakanlığa bizim ne "Arz edeceğim şudur: olursak değil,

her bir kalemi ayrı ayrı Oysa müddetimiz

pek azdır toptan kim lece

yalnız bir hafta Yarın

muhtacız." dedi. Bakanlardan hemen böyBunu

Başkanolmaz... tayin gerekse kabul Ahmet ilk Şimdi biz

Bakan Paşa öbür gün Uzun

hazretleriyle bilittifak bu iş yapılmak üzere... hazretleri veya başka müfredatına uğraşmamalı. bunların karışılmayarak

Maliye Bakanı Paşa uzadıya

umumen

müfredatla

Heyet- "Ettik." teşkil zamanında Bakanlığı aydır muvazene

iki gün

göremeyiz...

dahi

(vakıflar)

birleşmeli." (Erzurum)"Memurların Ben Bu iki ve çok olmasıyla iş görülmez." Benim oldum; kadar bir Oyunuz yoktur. kadar iş Evkaf Bakanı Bakanlık bana

Hamazasp Başkangün iş Ben hiç de

Efendi "Uygunsa

Milletvekili sıfatıyla söz söyleyiniz. ama karışmam. idare bir iş yetiştiremedim, ona

söz söyleyeyim. iş görmeye

iş göremezsiniz ama, iş göremedim, görülmüyor işlerin iş

insafça

çalıştım. dünyada gelinceye

demekse, bu

birleştirilemez.

Bir Bakan,

gelip

iki Bakanlığı gördüm, 47. İsterseniz,

edecek bir adam, görülmemek

yarısını

hepsini göremedim Oturum) amaç belliydi. ulakları

görülmemiş.

şartıyla...

Görecek

başkadır..." (11 Bu

Haziran,

tartışmalarla Batı

güdülen

Derebeyi

Devlet,

gün

ka-

zanıyordu. kesiyorlardı. Mustafa receğiz. ruz, yamıyoruz. BaşkanMustafa BaşkanMustafa Yoksa vermekle iş

kapitalizminin el

Komisyona yatmışlardı. Vergi vergi, Yalnız Sebebi öşür hepsini vevergiyi düşünüyoAnlanedir?

Bey (Kozan)birlikte olsun." iki

"Biz her şeyi vereceğiz; üç günümüz Niçin kaldı. yapılmıyor?

Bununla Tenkihatı O da

düşünmüyoruz. "Tenkihat yapacak

encümenimizi

gördünüz."

(Kozan)"Siz (Kozan)bitmez."

"Gördüğümüz bir şey yok." "Her iki değil. tarafın da kabul ve edeceği bir şey yapılsın. vereceğiz. Fakat

yapacaksınız." Verilecek hepimiz

vermemek anlamına

Aynı gün Rupen Efendi hırsız ve eşkıyadan yaka silkerken, Nikola 10 faiz şartıyla, sunuz. nuz, 12 ret bi Efendi ve Nevfel: ve bu temettü iş "Re'sülmâlden yüzde [kapitalden] lira yüzde 5 ve yüzde olunmak verilmek üzere vergi Bana 15 her çeşit 7 milyon Paşa'nın: "Meclisi kopartıldı. ve yüzde göre sahibi vergiye mahsup

nispetinde gördürürüm", İç ödünç

iç ödünç tertip" edildiği Siz dinlemiyorsukayime kuruş Borç ticagiyaptıkları

"Makale"sini okudu. kalırsa siz" çığlıkları yılda veya tesviye

Meclis Başkanı:

"İş görmek yanını tutmuyorkapamalı! "600 milyon

altında

tutacak olan

ödünç yüzde elde

beş resülmâl "Yapı

10 faiz getirecektir. aynen yapı sahipleri" Ekimde

olunacaktır." "Tımar ve

olmayanlar da,

sanatlardan

ettikleri kazanca her türlü muaf.

ödeyecekler. subaylar 4 taksit."

maaş sahipleri için başlamak,

gelirleri Binbaşıya bitmek

kadar üzere

tamamen

"Temmuzda

YenişehirlizâdeManok Efendi olan işin yardım o fikre söyleyerek ile

"Yüzde Sebuh

10 faizin Efendi: istikraz

yedi buçuğa (Ödünç),

indirilmesini öne sürdü." Başkan da, işi (konu ticaret olduğunu)

"Muhalefet ettiler. bir

olmayıp katıldı."

bir

"Askerlerimizin kanlarını son damlalarına dek akıttıkları bu zamanda", Kapitalistlerimiz "Sofralarındaki son lokmayı V a t a n a borç" v e r m e k üzere, yüzde 15 kârlı bir alışveriş yaptılar. Türkiye'de Antika Tefeci - Bezirgân Sermaye, Derebeyi Devletinin koltuğu altında kişiliğini yitirerek, en sonra kendisi de, toprak satın alarak üretimle bağlanır bağlanmaz derebeyileşirdi. ilk defa o rezil çemberi kırmış: devirerek Sermayeyi iktidara getirmişti. Batı Kapitalizmi y e r y ü z ü n d e Kendisi derebeyileşeceğine, Derebeyiliği Bu devrimci eylem " g ö r ü l m e d i k " 19.

şeydi. Türkiye'de Sermayenin Batı kapitalizm okuluna resmen girişi, şünülmüş bir plânı ve programı yoktu. lama ve el yordamı ile yürüdü. Batı

yüzyılın ortalarında oldu. Burada, ne Batının, ne Türkiye'nin önceden düHer şey olağanüstü ampirik yokKapitalizmi Türkiye'ye sanayi mal-

larını sürmek, Türkiye'yi s ö m ü r m e k t e n başka amaç g ü t m ü y o r d u . O basit alış verişin sonucunda, kendisi bile farkına varmaksızın, Türkiye'de modern kapitalist mülkiyet münasebetlerine yol açtı. Türkiye'de hiç işitilmemiş "Şirket: K u m p a n y a " kurma çığırı açıldı. Yerli - Y a b a n c ı şirket sermayesinin gölgesinde, ister istemez ve kendiliğinden, sırf yerli; yeni tipte bir kapitalist sınıfını yarattı. Ve bu sınıf, tarihsel görevi ile, T ü r k i y e çalışanlarını sömürerek, T ü r k i y e işçi sınıfını modernleştirdi. TÜRKİYE'NİN "Tersane s.14) 1267 için (1851) KAPİTALİZME 1243 (1827) de Fermanında: PAZAR O L U Ş U ilk buharlı gemi satın alındı" (A. Nuri: "Şirketin V a p u r l a r ı g e l e c e k " denir-

ken, Hatta "İki

Batı bu

firmalarına

yeni yeni

siparişlerin gidip

sürüp gittiği zorladığı iyi istiyordu." gelmeleri gelip

anlatılıyordu. anlaşılıyordu. gözle (A.N: 20 kadar görülmes.16) tek-

siparişleri y a p m a y a vapurun de sipariş 77 Hükümet halka

Hükümeti kolaylık

halkın

(Yabancı)

Boğaziçi'nde ettiği s. 17) Meclisi

diği gibi, "Şirketi 1268 nesi

göstermeyi yılına

Hayriyenin (1852)

vapurların

işlemeye

başlattırıldığı

yılındaydı. Bakanlığı için

(1861)

kadar Fevâidin defterindeki beheri ediliyor. tecrübeleri bin de 500

olduğu Bahriye

görüldü." (A.N: İdare mösyö vapurlar,

mazbata

1285

(1869) İngiliz belirli olabu üç

yazısı: "Adalar hattı lirası caklar. vapur baş den ranın bedel ile, taksitlerle Tiyodoridi Kostakiye, 3 Luidin Klady vapur sipariş birinci ırmağında 10 bir 11 'er bin Bedelleri almış yapılacak." liraya, üzere tekneleri ahşap

ödenecek Vapurların

şahadetnamesini

İskoçya'da mösyö bir da ve Vapuru Ajans

"Fenerler direktörü ölçülerine yakın tarafta "Vasıta'i yüzde bir anbarı Ticaret para 12

Bodui aracılığıyla çapta, gerekince bulunmak şartıyla Triyestede Oryantal lira

İzmit'e

gönderilmek "Tamir

vapur sipariş

ediliyor: taksitlerinbuçuk licelbi." vapu-

tâmir

ediliyor."

geri kalan

vapurun

getirilmesi masrafı bankasından Vasıta'i olunan

olarak 6142 ödünç

faizle

alınarak

(A.N., s.18-19) "Biri 29.000, run Glaskov'da "25.000 aracılığından 1290 lira dolayı, ötekisi 23.500 yaptırılarak bedel ile Botono bedel ile alınması." sipariş simsariye lira Ticaret gibi iki Kolombiya Vapurun satın Liverpul'a 500 (1286-1870) vapuruna selâmetişles.20,21) 31.250 İngis.36, 37) satın kumalalınan istiyor.

le gelmesi için tilmek üzere 1289 alınan ruşun: larından ödenmiş havale bir

bu paranın onun

verilmesi." (A.N.: Londrada için

T.S.S.

İdaresi T.,

(1874):

"İdare'i Aziziyye mârifetiyle

Bogos beyin Varçen

üzerinde iken, kumpanyasına ve bedeli

Adalara

liz lirasına yapılma (1873): vapurun Pirzerin havale

ve teslimleri sipariş edilen iki vapur" (Keza, "İdare'i Aziziyye 9.000 Aryebar Edirne İngiliz liralık kambiyo Tuna lira adama 450.000 "Yine bedeli Edirne olan için

kumpanyasından 1.128.960 vilâyetleri satın

300.000, olarak

378.960

ödenmesi". 4.000 bu

İdare-i Aziziyye tüccardan ve

Yantengam

vapurunun

Apik Efendi

aracılığıyla

bulunduğundan verilir." (Keza,

Kastamonu

vilâyetlerinden

s.36,38,39)

Bu t e m p o ile uzanan siparişler sayesinde, Batı Kapitalizmi bir taşla iki kuş vurdu: Hem Türkiye pazarını kendisine şartsız kayıtsız açtı, hem Türkiye içinde saraydan dilediği fermanı çıkartabilen nüfuzlu ajanlar sağladı. Sattığı mallar, içli dışlı çıkarcıların elinden geçtiği için bozuktu:

"Başka vapurun mayıp,

yazışmalardan tekne geldikten

anlaşıldığına istenilene üçüne sonra,

göre, ve bin

Adalar teknik beş

için

sipariş

edilen uygun

üç ol-

sağlamlıkları

gereklere Seyr'i

buraya

yüz kûsur lira

harcanarak İdaresi

sağlamlaştırılmışlardır." Tarihçesi, İstanbul, ülkedir. olsun, Demek o

(Abdülehad 1926, s.22) sıralar, Batı

Nuri,

Türkiye

Sefain

Türkiye ondan önce Akdeniz'i haraca bağlamış gemilerini kendisi yapan mallarında, Girişse, Avrupa'nın teknik aksaklıklarını giderecek beceridedir. kendi gemilerini buhar makinelerini getirterek

kendisi yapabilecektir. A m a Japonlar kadar ola-

madı. Batılı müttefikleri onu gırtlağına dek borca boğdu; kendisi de acente - simsar kapitalistlerini zengin etmekten daha şerefli vatan hizmeti bulamadı. fih, dişah riş Batı ajanları için Cumhuriyet devrinde bile şöyle yazıldı: adam. olabilir. İdare işlerine her biçimi yukarıdan Sonraki inmiş, o da verebilir. ona uyup Bu yolda hemen olduğunu da "Mâmâ(Pazengin etmiş (irade)

buyrultusu)

vapurları sipabilmiyoruz."

taksit bedeli kaç kuruş

(Keza s.37) Her gün adım başında o kadar çok yapılan işler, artık " m u â f i y e t " getirmiştir. Kimse alerji gösteremiyor. Y a b a n c ı Hükümet idarenin uğraşıyordu sonra 19 levazım En başına ve ve en Uzman'ın ne olduğuna en birer uzyazışma Her Karl geolaişleri bulubir işte Gegeçeistiyordu. güzel örneği gene o zamanın ilk büyük yerli şirketi veriyor: "O sıralar; man Lekke, rak getirmekle ayda yapılıyordu... ne Alman önemli şubelerine aracılığıyla ellişer lira makine Dışişleri Bakanlığı

Temmuz (1911) müdürü kontratları bağlı İdare ve

1327 günü Almanyalı

14.896 üç

kuruş maaşla

Genel Müdür ve Herr Aypin verişildi.."

maaşla müdürü alma

Herr Bilum

getirtilip, "O zamana

yıl süreyle genel

dek muhasebeye

bir veya idareye olduğunu işin de

iki efendi satın gözetimi dek gelinceye uzmanı bilmeyen

bakar, nurdu... nel

bunların Fakat,

muameleleri ne

Meclisinin

altında böyle

maalesef Herr Bilum donatımının Lekke başına

kullanılmamış, Almanya'daki micilikle virtti. ilgisi Bastırıp

gemi

öğrenmemiş

bir zattı... Bunları

Müdür Herr Karl

geçtiği

görünmek

vapur kumpanyalarından olmayan denizcilik yayınladı. ağır kanlı, hatırına

bir çok

tüzükler getirtti. olamıyordu."

terimlerini

mütercimlere

Uygulanmaları ağır canlı, dek

mümkün

"Yaradılışta tirirdi. çimli olarak İdare bi şeyler, ya

yavaş gitmek,

kımıltıları iskelelerin üşenirdi.

tenseverliğini zannetkimisini görmek giUzun atar, dörtgen bioturur, öte bakardı. seyrek Merak

Merak edip bir dairenin kendisine Meclisi

de Fabrikaya gelmez, yaygın

yahut gelirdi de birinde küçük Almanca büyük,

iki köşesinden kâğıtlara İdarenin

Herr Lekke her işine

götürülen

bir imza

köşesinde

toplanmış,

edip maaşlı tibe

de bir

Türkçe Teftiş

öğrenmeden Heyeti verilmiş, yılın yabancı Avrupa Buna yapı İdarede

gitti.

Bütçeye

müstevfâ bulunduğu

(yeterince) halde,

dolgun geUzak teftiş iş oletti-

tahsisatı komşu ortalarına durmaya

konulmuş

müfettiş

tirmekle de yorulmadı. Kontrol adı giden kıyılara bile mak olan larına çıktı, vapurların İkinci işlerine yalnız

biri 300,

ötekisi 350 kuruş maaş alır iki kâgider, gelirlerdi. ve resmi hesapları, görüldü. birine oldu. başka inceleme İdareyle

kıyılar vapurlarıyla acente başladığı doğru

muameleleri,

görmemiştir. idare üzere,

Herr Lekke'nin

makamında ilgili

tezgâhlarından muvaffak da dayanırlıkları en

siparişleri

kararlaştırılmış tezgâh-

üç komşu ısmarlandı. üçe indi..

kıyılar Ama,

vapurunun,

Almanya'dan

bir yere sipariş Bu onuncu ve

rilmemesine

çalışılıyordu.

Vapurlar Danzig

korunamadı. Siparişlerinin sonuncusu T.S.S.Î.T.,

vapurlar dörde yılı İstanbul'a ihtiyaç ora-

Külliyetli masraflar oldu. Getirtilen en vapurların birincisi bu

getirtilebildiler. gösteren da

düzeltime yapılırlarken

teknelerin

üç vapurdur.

Yazık ki,

özel memur da Bu

bulundurulmuştu." (AN.:

s.82-85)

kısa anlatışta

Devletçiliğimizin dört başı

mamur her şeysi vardır. 14.890 kuruş (50

Genel

Müdürleri, İdare Meclisleri, Teftişleri, A v r u p a ' y a siparişleri, A c e n t e iş görene 300, köşede oturup imza atana

hesapları, daha

misli) maaşları, Batılı uzmanları, Özel memurları ile t a s t a m a m d ı r . Ve bir hiç bir gücün sarsamayacağı bir gelenek yaratacaktır.

HER ŞEY Ş İ R K E T İÇİN Batı kapitalizmi, T ü r k i y e sermayesini bu geleneklerle yüzyıllardan beri kendisine sinikçe sadık bir "Çağdaş Uygarlık" stajına soktu. mek, şirketleşmek anlamında başta te gelmek üzere yarışmayı bağlayan Batı ispat dostluk Bunak padişahlar bile, kendi kuyruğu ile kendini sokan akrep gibi, o kapitalistleşbatılılaşma gidişine kapıldılar. A b d ü l h a m i t , "Arzu ve nasihatlerini yürütmekDevletleri bir demek toplumuna kat için daha açtı. Türkiye'de ilk Millet Meclisini, İngiltere (Siparişlerin, çoğunu alan Devlet) Kapitalizminin: edip ve Mart açıkladık." iyi geçinme Açış 1877, candan "Avrupa Söylevi)

Türkiye'yi artıracağını

münasebetlerini

ummaktayım." (8

"Avrupa T o p l u m u " , kapitalizmdi. Sanayi Batının tekelinde kalacak, bize Şirket (Kumpanya) Abdülhamit'in düşecekti.

Millet Meclisine girecek milletvekilleri, yarım yüzyıldan Modern gemicilik girişMahsusai

beri fidelikte devletçiliğimiz eliyle yetiştiriliyordu.

kenliği boyuna ad değiştirirdi: "Fevâid", "İdare'i Aziziyye", "İdare'i Muvakkate", "Aziziyye İdare'i Muvakkatesi", "İdare'i Aziziyye" en sonunda "Şirket'i Hayriyye: ye'de yerleştirmek içindi. İyilik Kumpanyası"nı Türki-

Burada güdülen amaç: du. 1871'de "Mösyö nasp

Devlet parasıyla kurulan işletmeyi özel sermaederek yerine, kılındı." (Ceridei o idarenin Havadis başkanı Mösl871) Fakat

yenin eline geçirmekti. Uzman Mösyö Bonald'ın rolü bu geçişe hazırlık olBonald istifâ ve tayin yö Jan midi Abramides

Kaptan ve makinistlere yapılan bildiride:

"Vapurların nezareti Con AvraBu deyime göre

Efendiye ihale ve tefviz buyurulmuş " deniyordu.

Con Efendi Türkiye gemiciliğini bir müteahhit gibi ele almış bulunuyordu. Nitekim Bay A b d ü l e h a d da onu yazar: "Con ruşa (1885) da 600 Avramidisin: Con yılından lira İlkin maaşı 1000 kadar, geri kuruş olup yavaş yavaş İdaresi Sultan 4000 idi. ku1301 ayolurdu. yükselir... Paşanın, asıl verir, geçim yolu Cemile kalan Haliç

Meşrutiyet ilanına müdürü ve

mirasçılarına TSSİT)

kadar bir para

hesaplar kendisinin idi." (A.N.,

Haliç İdaresinin

fakat bir nevi kiracısı

Daha Con Efendi Direktör olurken, çıkarılan padişah buyrultusu: re'i Mahsusa vapurlarının bir şirkete bırakılması icap eylediği" (12

"İdaOcak

1871) emrini verdi. Con'un tayini A ğ u s t o s ayında yapıldığına göre, 4 ay içinde a d a m "Şirket" tezini Sultanlar yoluyla dayatmış demek oluyordu. Türkiye'de Batı rildiği s.31) Müslüman olmayan azınlıklar hem noktaydı. ettirildiği Fakat sosyal Derebeyi Devletinin, hem (A.N. üstkapitalizminin zamanların sözünden bu buluştukları birinde anlaşılıyor. derin "İdarenin Ermenilere idare etti(Hıristiyanlaştırıldığı) (Gâvurlaşma)

tenassur

"Tenassur" değişiklik,

yapısının Derebeyi "Bir önem cuda tin vaşı

temelinde olan Devleti aralık

KAPİTALÎSTLEŞME'dir.

Tıpkı İngiliz Lordunun emlâk sahipliğine dönmesi gibi bir mekanizmayla, dönmeleşiyordu: Fevâid vapurlarına da büyük her vakittekinden ziyade

Abdülaziz'in, Fevâid

verdiği görülüyor. getirmeyi arzu

Şirket'i Hayriye'nin vapurlarıyla Bu Ancak,

o zaman

edindiği sürekli ilerŞİRKET vüŞirkeFransız salimanında edemegörülmüş, İstanbul teşekkül

lemeleri gördükçe, teşkiline de çıkıp her istenilen

bir ANONİM uygun

etmiştir.

fikir her yanda müteessir de bu Eylül

başlanmıştır. ülkedeki Anonim

o sıra Avrupa'da Alman etmiş, yüzden

kapitalistleri

kurulması

Vapur Şirketi 1871

miştir." (A.N.: ye"ye göre: "Fevâid hakkında adıyla ra mişer liradan tiyaz fermanı

T.S.S.İ.T., s.31,32)

2 günlü "Tezkerei sâmi-

idaresiyle elli bin verilip

birleştirilerek hisse

yeniden

bir

vapur

kumpanyası

teşkili

şeref vererek buyrulan

Padişah

iradesinin

dediği üzere, bir kıt'a

beheri yiryüce im-

ve bir milyon

lira sermaye ile bir ayda

ve Şirket'i Aziziye

kurulan Anonim

Kumpanya'ya devrü teslim

bâzı gerekli şartlarla

(üç ayda

tüzüğü yapılıp,

tasdik edilerek (sonadı ge-

Fevâid vapurlarının

kılınması şart edilmiş olduğundan

çen de,

hisselerin Avrupa'da dek

hepsi o kumpanya İdare Meclisi üyeleri tarafından ve iç tüzüklerinin savaşmadan buçuk ay dahi düzenlenmek üzere bütün çıkan bir dolayı sermayedarların tabii

alınımı sağhâlve gerek ortaya

lanmış bulunduğu

bulunduğu

üyelerin maliye işlerinde ortaya çıkan güçlük, anılan tüzüğün belirli süresi gelinceye daha geciktirilmesine zaruret çıktığından, adı geçen tüzüğün tasdikiyle Fevâid vapurlarının kumpanyaya devri ve Avrupa'dan sipariş olunan vapur numune ve resimlerinin gelmesiyle işe başlanması t a m a m kışın ortasına ve dolayısıyla gemicilik bakımından pek güç bir vakte rastlayacağından, ol vakte kadar bir yandan Fevâid İdaresinde bulunan vapurların işleyecekleri iskelelere sefer ederek elde edilecek ticaretten yararlanmak ve öte yandan dahi idare ve düzenleri başka vapurların gelişine kadar zapt u rapt altına alınmak ve üreyecek kâr ve menfaat payları açılış ve ödenmesine kadar eskisi gibi Hazine'i Hassa'i Şahâneye ait olmak üzere şimdiden olunması hususunda işbu Fevâid vapurlarının Padişah Cenaplarının Kumpanyaya İrade'i devr danışılarak Seniyeleri

alınmış olarak gereğince keyfiyet Kumpanyanın Reisi ve Mâliye Nazırı Devletlû Paşa hazretleriyle Hassa Hazinesi bakanlığına bildirilmiş olmağla"... Bir zaman miri toprakların başına gelenler, şimdi de gemi gibi millet malına uygulanıyor. Besbelli, yerli sermaye, ajanlık ettiği yabancı sermayeden riye 1870-71 savaşı patlayınca destek bulamıyor. "Şirket'i Aziziyye"nin kurulamaması, "Abdülâzizin t a h a m m ü l ü n ü çâk ediyor [yırtıyor]" ve BahBakanlığına: "Şevket Veçhile rebeyi ittisâm Padişah Danıştay malını adına mensup idare vapurlarının Bogos Bey Kumpanya Hazretlerine Deİdaresinin, Devleti üyelerinden şirkete Atûfetlû (9 Nisan

ihalesi" Padişah fermanıyla millet

buyuruluyor.

1288, A.N., s.35)

aşırtmak için

isterik kriz geçiriyor.

A ğ u s t o s 1876 da Con Efendiye elden verilen tezkereye göre: "İdare'i Aziziye'nin düzeltilmesi için" kurulan Meclise "Oturur üye" olarak seçilenlerden bir teki: Zavallı kapıkulluğu paçalarından akan Bahriye Meclis başkanı Salih Paşa Türk'tür. Öteki altı kişi: Osmanlı Bankası direktörü Mösyö Moşo, Mösyö Zarifi, Mösyö Stefanoviç, Mösyö Kolas ile Con Efendidir. T ü r k olmayanlarla rüşvet daha kolay örgütlenir.

Şirket kurulsun, kurulmasın, millet malı üzerinde özel girişken kapitalist yetiştirme amacı, yıldırım çabukluğu ile elde edildi. DEVLETÇİLİĞİMİZ: "İdarenin vinlikte, Bakan müfettişlikte, yardımcılığında KAPİTALİST tellallık, FİDELİĞİ ilgilenip, kâtiplikte, muâbulunan ve en sonra 18 yıl aralıklı

ilk kuruluşunda

simsarlıkla âktif

başkanlıkta, bulunarak

müdürlüklerde idarenin

elemanlarından

Con Efendi şanın idi. yeti"

Paşa, olup, en

aslında okuyup

babası

Türkçe'den birlikte

başka 7 dil

dil bilmeyen öğrenmiş, hırsızlıklara

Anadolulu deniz s.53)

Yovan Pa-

yazmasıyla

ticaretinde, "Con

hele gemi donatmakta Çünkü ve

seçkinleşmiş bir kişiliği vardı. "(A.N., etrafında kokuyor; olup ona da biten

büyük kabahati, balık baştan başarı

engel olamaması

bir şey diyemiyordu." (Keza) elbirliği ile çalınmasını o

Gerçekte Con Paşanın " K a b a h a t i " denilen şey, onun en büyük "Mezisebebiydi. Millet malının hazırlıyordu. Başka türlü Özel Şirket Sermayesi biriktirilemezdi.

Hırsız " K u m p a n y a " l a r ı n ı n başında T ü r k ve Müslüman olmayanların bulunması, T ü r k ve Müslümanların kapitalistleşemedikleri anlamına gelmez. "Girit sariyesinin günlüdür. "95 yılı olunur. Vurgun Martında tahsil işini en en vapurların için kahve ocakları 17.565 kuruş kira ile ihale Bunu Ahmet Ağa kullanılıyor." Kapitalizminin ajanları biri boyadır. uysatın ay karEseAma, hattı işlerinde 10'a Mustafa çıkmasını Ağa adında bir simsar kullanılıyor. 26 Mart Simyüzde istediği dilekçe, 1295" (1879)

iyi sistemleştirenler elbet Batı büyük masrafını teşkil eden

idi. "Devletçiliğimiz" en çok onların işine yarıyordu: "Vapurların Con gun, Paşa, hem hirli boya alınmasına maddelerden hem yarı Haliç için almış. de başlandı. pek ucuz Bir gün (Ajelâsto İsveç co) olduğu belli adlı bir İtalyan Oradan tezkere İdareye Paşanın ticaret evinden zeistenilene pek idareye fiyatına, geliyor. gerekli bu boya Eseyan boyaları beş altı

Üç yıl kadar Haliçte Daha çok önce boya alınan

deneyerek, boyaların bir Con

olmuş... özel

alımlar sürdü. yanlardan ca odanın ondan

bakanlıktan

deşler Avrupa'dan

getirmişler. son

alınız diye, ortasına boyalar bir

emir veriyordu... kadar attığına, Eseyanlardan Sumaripa'sı yağlara, denilen 3000 o

tezkereyi okuyuntanık oldum.

derece kızdığına

sonra

alındı." vardı. Bununla genel bir kontrat tadaha

"İdarenin yapılırdı. melerin rafından şa 20 sırım lira bin bini Çalı

Mösyö hepsi, Lastik

süpürgesinden

kerestelerin halkaların 40 bin

cinslerine her tanesi

kadar malzeSumaripa ambarda ikişer kuruambara "Sırım 3 okka altmış

hemen verilirdi. aşkın eder, vardır.

mukavelenamedeki tane Kırılan 12 kuruş anbara

bedellerle

rodelâ

mukavele

edilmiş. rodela Buna

Bir yılda var iken, kayış sırımı Ve

kadar harcanıp,

Sumaripa derler.

tanesini birden iltizamlı olarak (32 topu elli,

teslim

sekiz yüz lirayı yazılmış. demek) gönden

çeker...

makine kayışlarını otuz paraya Sumaripa teslim

dikmek için santimi 20

Mukaveleye

kayışı" diye 40 gelmeyen kuruş

her ayağı mukaveleye

kuruş ham

bağlanmıştır.

kesilmiş sırımları

ediyor,

birden

alıyor."

"Bir yanlışlık etti. işine! "

gün

bu

sırım diye

meselesi "Mösyö biz de

Meclis

başkanına her şeyi ona

duyuruldu. bize ucuz başkanın dek ve müsaade

Bunda verdi; ettik,

bir ziyan haydi

var denildi. çıksın karşılığı

Sumaripa haber

Zararları

bir iki şeyde veren

verilerek, bir barko, bir dirhem

mümeyyiz önüneÜç kömür

huzurundan Fa-

kovuldu.. " "Kömür yüklü kat, girip içerisinden kömürü Biri açılmayarak alınıyor. hırsızların." "Memurların kapı tikleri den yor. taş'ta memuru ortaya farkları İdare bir küçüklerinden kullanılmış çıkıyor. bu: üzere, 3 bin konağa masası seçkin Cide'ye, Bunların Seksen Efendi birine de böyle olanları yok değildi. Köprüde iki bir bileti yirmi paraya son Büyük dinamo makineler satıyor, vapurlardan ve ve birer metelik (Küçüklerin birisi donatım donatımları üleşkömür anbarının kömür ve ötekisi çıkarılıyor. taşıt yanaşıyor. ambar sonra, ile idareden alınmayarak bedelleri kapakları yeniden iki defa

köprülerden kömür

dışarıya sahibinin,

dört gün memuru

boşaltıyor.

Kömür

omuzdaşları

Memuriyetlerine Tutulmasınlar) Avrupa'ya motor, O

veriliyor.

büyüklerelektrikle ediliBeşikTersane

aydınlatılmak ambarlarından

sipariş ile

liraya

yakın

bedelini ödüyor.

Siparişleri geliyor.

konuluyor. sinema

kuruluyor!.." içinden bir aylığı bir için çıkmak üç defa mümkün almıştı. değildi. üzere de Muhaseve li-

"Maaş benin en saymakla manından çoktur. lurdu. (Harns kötüye rin

hesaplarının mümeyyizi, Yalnız iki

Bunlar yazmak İstanbul

tükenmez.

sürgünü ne

götürmek aranır, hanı)nda ne

üç sürgün olan

Trablusgarba

vapur gönderildiği pek bir yerden yoksundu. kayrıldı." olduğu artar, 80 için, gemiletekneyi soruÇünkü

devir çark vapuru adıyla gibi bunca Hüseyin

masrafları bir idare, (Hasan "Bi israflara Hüsnü

bir idarehaneden

hanı) dediği

Paşa

kalması çıkarlar] geliri

"Acemin sayısı

menâfi

şümâr" [sayısız rağmen Paşa idarenin zamanında

kullanımlara, çoğalırdı.

eski yeni

aşmıştı." (A.N.

TSSİT,

54-56) HIRSIZLIK

HÜRRİYET VE NAMUSU ÖLDÜREN:

Düşüncelerimizde bir çok y a ş a n m ı ş paraleller yaratan o ilk ve kabuk üstünde g ö r ü n d ü ğ ü için kusturan Devlet hırsızlıkları, toplumun derinliklerinde sömürücü bir sınıf, yerli-yabancı kapitalist sınıfı destekleme, bu kerte elini kolunu sallayarak yaşayabilir mi? Doğunun binlerce yıllık, Türkiye'nin yüzlerce yıllık tefeci-bezirgân soyguncu sınıflarının işbirliği bulunmasa, "Sınıfsız" bir t o p l u m d a bulunulsa, bunca hırsızlıkları kim millet gözünden saklayabilip savunabilirdi? Devlete millete doğrulukla hizmet et-

meye yeminli paşaların maz. guncu

hepsini hırsız yatağı s a y m a k kadar insafsızlık ol-

Fakat, ülkenin bütün zenginlik kaynaklarını kontrol altına almış ve Derebeyi Devletini her köşesinde suç ortaklığına çektiği zaman,

iktisat ve siyaset su başlarını kesmiş bir sosyal sömürücü sınıf, eski soynamuslu kişilerin, Paşa dahi olsalar, nasıl kukla edilebildikleri, kukla olmayacak kadar namus taşıyanlarını ise, nasıl kim vurduya götürdüklerini bize en açık örnekleriyle, gene Yabancı-yerli Sermayenin işbirliği ve elbirliği ettikleri o " Ş İ R K E T " romanı, yarı yeterce açıklayabilir. "İdare si acentelerden kabzı ufak ya nayıp (ele gelirlerinin genelgeyle veya doğrudan emir için ve doğruya bildiri idare özel Denizcilik verilmekle veznesine gemiler olduğu veznesine birlikte, gönderilmeacentelere eğer yanlışlıkla Yerleştirilmiş, dönem dönem kaydibine

komşu dolayı hale

kıyılardan vezneye içeriye gelmiş,

bir kaç kuruş gelirse,

geçirilmesi) yaramaz

memur gönderilir. çürüklükte yerde denizin

bir ârızadan hiç işe

çekilen yahut

gitmişti." (A.N.:

Keza,57)

Yerli milli "ACENTELER": Antika tefeci - bezirgân sınıfı modernleştirmek için, üretim dışı şirket çapulunu "Kökü içerde" duruma getirten elemanlardı. Onların rolleri gittikçe büyüyecektir. Onlar, daha şimdiden "Yukarıdan" emir ve genelgelere bakmayıp, milletin gelirlerini Derebeyi devletçiliğimizle anlaşarak çalıyor, gelir yokmuş gibi gösterebiliyorlar. Devletin dayanağı olan sosyal sınıf, bu elemanların sembolleştirdiği yerli mallardır. Öyle bir Devlet - Sınıf çapulunu hazmedemeyecek nâmuslu insanların, "Paşa"lığa da çıksalar, gereğince (gerekince) hiçe sayılıp, gereğince yok edildiklerine örnek: "1315 yılına lisinde Kapısı günü Beyden desine 1314 ka Vâlide albay sonra alıp, gününe o dek sürüp, Kâhyası Ali Bey makama dek 475 sonra kalması Bey gerekli görülmeyen rahmetli Meclis Paşa ve 21 İdare Mart kendi 17 Mec1307 Sait uhMart baş-

(Kethuda) Mustafa rahmetli Hüseyin

Sait Bey başkanlığından (Paşa) Paşa, Başkan Vekilliğinde Yardımcısı askerlik kanaatkâr, 58)

sonra,

Serasker

delegesi Kaymakam Bakan iken

bulunmuşlardır. Başkanlığını denildi. olmuş ve

Hüsnü

getirilenlere kalmıştır. az

Başkan Ali

Ali Bey bu

Yardımcılıkta idareden

Tuğgeneralliğe idarede kuruş gibi

yükselerek Ali Paşa s.57, bir aylık alır,

tahsisatından doğru

davranışlı

bir kişiydi -Allah

rahmet eyliye-

" (Keza,

Batılı "Uzman"ın 15 bin kuruş aldığı işte, T ü r k Paşası 475 kuruşla (gâvurdan 33 kere daha aşağı ücret ) ve çalıp çırpmaksızın, vapur sayısını 10 kat daha arttıracak, altlı üstlü hırsızlık çetesinin sabotajlarına rağmen işletmeyi çökmekten kurtaracak biçimde çalışıyor. Öteki Mustafa Paşa da öyle. "Unutulmayacak gitmişti. Con Paşa bir bu hadise: vapura İkinci sınıf bir yamağı vapurumuz diye Hicaz seferine delikanlısı kamarot bir Rum

vermiş. mektup mekte teftiş Beyrut diş gelmişti.

Dönüşte ile olan

vapur

Süveyş'te

karantina

beklerken, gidiş İzmir'e

Rum

çocuğu

bir dön-

Cidde'ye hacılara iki müfettiş

hacılardan satıldığını hazırlanıp oldukları vapuru

toplanan ihbar gönderildi. halde

kullanılmış

biletlerinin vapuru

ediyordu...

karşılayıp bir az geç çoğu

için

İhbar yazısı yolcunun

idareye elinde

Müfettişler ve İzmir'e Meclise

Çanakkale'de

karşılayabildiler. 28

Hacıların

çıkmış geldi.

kullanılmış gibundan karar böyle veidik. özel götür" ettirile-

biletleri "Evrak

bulundu." Her şeyden kaydıyla Ali geçti, tezkere, tayin Paşa önce vapur kâtibinin Aradan kesin "Mucip"i Başkanı atıp okudu. Bu memurluktan rahmetlikle birinin atarak: Hırsız emirle atılmasına 15 gün Meclis

idarede rildi. süre Bu ve dedi. rek

kullanılmamak Bakan yanında Meclis yazı

(Gerektir)i alındı... Küstahça Kâtibin

kadar bir

geçmişti. vapur kâtibi açık Ve birinci "Mustafa

odasında önüne Paşaya terfi

içeri girdi.

bir davranışla üyelerden önüne

Başkanın "Con kâtibin

bir zarflı Paşa odadan Bankasına

sandalyesine Cuma

oturdu.

Başkan Denizcilik

mektubu çıktı.

yazılıp hazırlanarak,

Selâmlığına

imza

ettirilmiş

bir kâğıttı. olunduğu alçak kimi

sınıf bir gemiye Paşa ve candan, yersiz yalvarır

bildiriliyordu." Meşrutiyete iken, sürerek, sunmuştu. gönül idarenin bunlara He-

namuslu,

gönüllü, öne Paşaya

vermiş, son men 10

aktif,

çabacı

bir kişiydi... durumlarından bir proje Ali Mustafa (Devlet Terfi

Başkan düzerek

yardımcılığında şeyleri Ve

eksiklerinden Başkan Mayıs geri

verilmesini

Bakan

Yardımcılığına 1307 günü gönderilmiştir

Bey getirildi. Bey'in İdarede iken

bir buçuk ay kadar sonra tahsisleri akseylemiş kesilip" Serasker Fikir sanıklar taPaPaşa verilmiş ve Aynı Kastamohaberve günler yükselmişti. komutanlığına o geldi. açtım. İstanbul'a göçüşünü de bana [günahını Mustafa verdiği Meğer haber

idaredeki

Kapısına hürriyeti sırasında yin nu'da şa lerden "füc'eten "ve

albaylığa Yozgat tuğ

mâbeyine

Başkanlığına) ettirilerek Hakir

bulundurulmuştu. İstanbul'dan mektubunu bulunuyordum. Ardından,

edilerek sürgün

uzaklaştırıldı. Bir gün aldım.

(yazar)

İstanbul postası gazeteleri telgrafla korkmadan ile o Paşanın gazete boğsun

rahmetlinin irtihâl

Okudum;

esenliğinden,

sevindim. gazetenin

önümdeki ölmüş), vakitüzüntü birlikte ol

etmiş" (ansızın biri konu açarak ve

namusluluğundan yazıyor. gelmiş

çalışkanlığından postada yordu. Tanrı

rahmetlinin

mektubuyla

bulunu-

rahmete

yarlığayışına

bağışlasın]."

(A.N., Keza, s.58-60) "İstibdat" böyle çağı Türkiye'sinde "kökü içeride" yerli kapitalist sınıfı

yetiştiriliyordu.

II. B Ö L Ü M HÜRRİYET ÇAĞINDA KAPİTALİZM

S O S Y A L D E V R İ M D E İKİ S O S Y A L S I N I F I M I Z Hayatın yaşayan diyalektiği, kafaların ölü skolâstiğini her zaman "BOC A L A M A " ya m a h k u m edecektir. HÜRRİYET adlı ikinci Meşrutiyet (Anayasacılık) olayı nasıl bir devrimdir? Söze başlarken, onun, 1789 Fransız Ulu Devrimi gibi bir işveren altüstlüğü olduğunu belirttik. Şimdi bunun tam tersini sorabiliriz: Türkiye'de Batı anlamıyla bir klâsik burjuva hürriyeti oldu mu? Hayır. Bu karşılık, gerçeklerimizin öbür yüzüdür. için, milli sıhhatli ve hayatımızda klâsik burjuva hürriyetlerinden kalkıştı. Hiç 1908 Meşrutiyeti: Tekelci Finans işverenlerinin, yani yatalak kapitalizmin devrimi olduğu hiç birini T ü r k milletine bir ideolojik iddia yapkoklatamadı. Hürriyeti, yalnız halk yığınları içinde işçi sınıfımız ciddiye alıp, gerçekleştirmeye maksızın, sırf o sosyal sınıfların Tarihte ağır basan içgüdüsü gidişi ile, Türkiye'de ilk defa sosyal anlamlı hürriyet hareketinin açılış törenini canıyla kutladı. Ve ister istemez, 1908 hareketi yaldızlarından arınınca, Türkiye işçi sınıfının, T ü r k milleti adına kısa ve mutsuz da olsa, sonraki Kuvayi Milliyeciliğe ışık tutan sahici hürriyet kımıltısı olarak tarihimize girdi. Çıkarcı yabancı ajanı sul işverenler, Kulis arasında emperyalist şirketlerle "Hürriyet-Adalet-Müsavat-Uhuv-

T ü r k milletine suikastlar kumkumalarını hazırlarken, şaşkına çevrilmiş yokkalabalıklara A b d ü l h a m i t hafiyesinin: vet" nutuklarını attırarak yeni soygunlara oy toplarken, yalnız işçi sınıfımız, o yabancı sermayenin Türkiye'yi köleleştirerek, Birinci Cihan Savaşı, Kuvayi Milliye boğuşu gibi en kanlı alanlarda kurbanlık koyun etmeye girişeceğini sezmişçe bütün T ü r k milleti adına Özel Sermayeye karşı harekete geçti. İşveren Devrimini işçi sınıfının açışı elbet tezattır. A m a , Tabiatın ve Tarihin her tezadı gibi canlı tezattır. Kafadan uydurma bir kuruntu duygu ve saçma çelişme değil, yaşanan gerçek karşıtlıktır. Tarihin her çağında, her devrinde ve her yerinde olduğu gibi, Batıda da Devrimin, b u r j u v a devriminin MOTOR'u hep çalışan halk yığını olmuştur. Y e r y ü z ü n d e o motora

binmeyen tek Fâtih, tek cihangir, tek başarılı sınıf ve Devrim yoktur. Yalnız Batı T o p l u m u n d a , yerli üretici güçlerin gelişimi yönünde aksiyon gerektiği için, geniş halk yığınlarının çığları kurtarıcı krizler olarak karşılandı. utanılacak bir "ayıp" gibi boğulmaya ve unutturulmaya çalışıldı. 1908 Eylül'ünün 10. günü, Hürriyetin birinci ayı dolarken, Şark Demiryolları grevi biterken; Şirket'i Hayriye Fabrika işçileri harekete geçtiler. "Grevciler ları eden "İdare Amelenin tanbul, dışarıya İdare Sirkeci'deki Başkanının konu İdarehaneyi Şirketten açarken abluka etmişler, zam içerideki yapılmasına İkdam çirkin memuritiraz gaçıkartmamışlardır. Özellikle atılmasını işçilerin işçilere bu Bizde

ileri sürmüşlerdir... hareketinin Şirket paycılarının

zetesi bu

olaydan Meclisi şirketin 1935)

olduğunu, hakkıdır. (Hüseyin

Başkanını işlerine

değiştirmek karışması

hakkı

ayıptır"diye

yazmaktadır."

Avni [Şanda], 1908'de Ecnebi S e r m a y e y e Karşı İlk İşçi A y a k l a n m a l a r ı , İs-

Binlerce işçi hakkının v e r i l m e m e s i değil, üç buçuk Şirket paycısının insafsız çıkarını önlemek "Çirkin ve A y ı p " sayılıyordu. Koskoca İmparatorluğun susadığı Sosyal Devrim: Basit, acıklı, cahil, hasta ve üstelik y u r d u n u yabancı finans kapitale satmakta hasımlarından daha pinti olan bir tek kişinin, A b d ü l h a m i t ' i n ilân ettiği hürriyetle Abdülhamit'i devirmektir, ve ondan başka hiç bir amaç güdülemez deniliyordu. Devrim ları bu kadar maskara bir el çabukluğu biçiminde soysuzlaştırılmak isteniyordu. 40 yıl sonra hemen hemen aynı kontenjanlarla DP çığırtkançıktı. Sloganlar " N u r " gibi Yeniden 30 sözcüklerine dek değiştirilme zahmetine koyacakları Hürriyet bıraktığı... Orta Oyukatlanılmadı. sahneye

nu,1908'den beri şöyle "tekerrür" etmişti: "Abdülhamit'in dan dat, tuklar sonra yıldan Şimdi diye beri milleti esirlik içinde "Vâtandaşlaaar! kavuştuk, papazlar hep "Kardeş nura artık bunbu istibnuherkesin hür olacağı.. Hocalarla, ateş Otuz yıl süren kardeş gazeteler, iri olduk"diye hırsız burunlu

artık yıkılmıştır. söylüyorlardı... oldu" aleyhine

olduk" yollu

öpüşüyor. paşalar, karikatürü

"Geceler gündüz jurnalcılar her köşe başına

şarkılar

söyleniyor, Abdülhamit'in s. 17)

püskürüyor,

asılıyordu." (H.A.

Keza,

Halka, gerçekleştirilecek tek ülkünün, bir müstebit Padişahla bir kaç bunak paşayı ve uşaklarını alaşağı etmek olduğu yalanı yutturulmak isteniyordu. O şartlı şurtlu konvansiyonel yalana kim kandı? En geniş halk yığınlarımız, en ücra köy insanımız, bugüne dek, " m a ğ d u r " duruma düşürülmüş müstebit "Kızıl Sultan"ı, saygıdeğer bir evliyalık halesine büründürerek anmaktadır. Ve daha o gün, kumar masasında kâğıt ve zar değiştirir gibi Padişah veya Paşa veya Bey değiştirmekle, bir milletin sosyal

kurtuluşu arasında en derin uçurumların yattığını egemen çevrelerin yüzlerine çarpan güç, işçi sınıfımızın hareketi oldu. İŞÇİ S I N I F I N I N S O S Y A L D İ L E K L E R İ "Hürriyet" 1908 yılı T e m m u z u n d a açıklandı. Ağustos'ta, Türkiye'nin sonra tam yarım yüzyıl "YOK" sayılacak olan - Modern İşçi Sınıfı tek vücut olarak insan haklarını ararken, gerçekte, asıl Millet ve Vatan kurtuluşunu da sağlamak için ayaklandı. Alâtini T U Ğ L A fabrikası, Selânik'te T Ü T Ü N mağazaları işçileri, Varna'da T İ C A R E T işçileri, Selânik ve Manastır boylarınca DEMİRYOL işçileri, Demirkapı-Mitroviça-Üsküp'te DEMİRYOL işçileri, İstanbul'da GAZETE MÜRETTİPLERİ, Bağdat DEMİRYOLU müstahdem ve işçileri, İstanbul T R A M V A Y işçileri, ŞİRKET'İ HAYRİYE işçileri... 14 Eylül'de EREĞLİ KÖMÜR, Zonguldak MADEN KÖMÜRÜ işçileri, Balya Karaaydın MADEN işçileri, A d a n a PAMUK FABRİKA işçileri... Sözleşmişçe, ardarda, birbirini tutarak grev yaptılar. 15 Eylül günlü İkdam gazetesi yazdı: "Haydarpaşa-Ankara-Eskişehir-Konya-Bulgurlu belerinde mızıka astıkları ve bir memurlar ellerinde Bu ve işçiler grev sonra, bayraklarla gezintiden girecekleri Kadıköy ve hatlarıyla Dün çevresini bütün işçiler şuönlerinde gösterikapısına tümüyle İkdam)

yapmışlardır. Haydarpaşa (Keza)

dolaşmışlar, istasyonunun sonra,

ler yapmışlardır. memurların greve

beyannamede,

akşam

trenlerinin

gelişinden

yazılıyordu."

"Grevler a d e t a bir salgın hastalık halini aldı." (16 Eylül: Türkiye işçi sınıfı ne istiyordu? Tarihin hazin cilvesidir: aydınlarının yabancı doktor A r h a n g e l o s ' u n , işçi öncüsü olarak 17 A ğ u s t o s günü refah

Egemen T ü r k dediği gibi: dilidilekBöyle

sermayeye paravanalık ettikleri gün, T ü r k olmayan saçılmasını

" D a y a n ı l m a z olan y a ş a y ı ş l a r ı n a , bir parça I- İşçi lerden bir işçi da ruş birisi teşkilâtının de, işçi ve Şirketçe tanınmasını, birkaç tanınması: Anadolu kuruş Gece sokağa bir buçuk

yorlardı." Bütün dilekleri ise ağlanacak kadar ilkeldi. "Şark demiryollarındaki bir sendika demiryolları arttırılması: yapmaktı... işçi ve ) birer ku3 kuruş, memurlar arasında sendikaları

teşekkülünün

memurları

istiyorlardı.. II- İşçi ikramiye IIIHasta tedavisi. ve

Şirket bu

tanımıyordu."

(H.A.,21

gündeliklerinin 4

Memurlara günde

emek sürelerine göre zam. kuruş... işçinin yüzde işine

Yol işçilerine

uzman

işçilere günde Maaşından baylar,

iki kat gündelik... Hasta ve işçinin işinden ailesinin pamemur

ve yaşlı

atılmaması: ödeyen

atılmaması. rasız Devrimci

Hürüz-adaletliyiz-eşitiz-kardeşiz

dememişler

miydi? İşçi sınıfı, o hakların kendisine de tanındığını sanarak, gerçekleş-

tirilmesine girişiyordu. Gelin görün ki, o olağanüstü ilkel ve yalın kat dilekler, ansızın milletin en yüce ve karmaşık meselelerini, gökten yıldırım düşerce ortaya çıkardı. "Gösteri ve yürüyüş kanunu" henüz düşünülemediği için grevler kendiliğinden doğdu. Ve birbirinin içinden çıkan 3 dürbün gibi, işveren sınıfının 3 katlı içyüzü her şeyi açıklayıverdi: I- Yerli uzak yerlerde ler çektiğini, tunlarında: de zetesinde): nomisinin tesinin Sermaye (hatırı araba acenteleri sayılırların 21) rahatsız yazlık 16 oldular: "Erenköy, oturanların Gazetesinin yüzünden duracağı, 24) bu (HA, hareketinin, 20) "Grevlerin bu deretüccar ve hütiyüzüstelgrafbildirilAlman Göztepe gibi çok güçlükhavadis sümevkigaekoOdası köşklerinde) Eylül İkdam grev

bulunamadığını,

bir çok iş

adamlarının

şehre gelemedimüşkül

ğini gazeteler anlatıyor." (HA, "Eskişehir buğday dair gazeteye uğrayacağına Sermaye iyi bir etki "Grevler felce kaldıklarına

tüccarlarının, çektikleri ihracat

bir telgraf vardır." (Ticaret işlerinin vardır." (HA, oldu: yığınının işçi

yüzünden,

memleket

dair yazılar

II- Ecnebi mahfillerinde ce tü genel kalmış,

hazretleri

tedirgin

"Berliner Tageblatt gaze-

17 Ağustos

tarihli nüshasında, bırakmadığı başta Aydın taşınmıştır.

yazılmaktadır."

III- Devletçiliğimize daha bir mahiyet alması, düşürmüştü... İzmir'e develerle kümeti caret larda Bu taşıyor. endişeye

ne duruyorsun, denildi: hattında, telgraflar

ecnebi sermayecilerini, Grevler devam işlemlerinin

incir gönderimleri gelmiştir. Bu

ettiği sürece, bozulacağı

merkezlerinden, ürünlerin olayları 23)

hükümete

sürüyle

yüzüstü anlatan

kalacağı, broşürcük: iki

ticaret

mekte idi." (HA,

"Ecnebi

Sermayeye batırıyor:

Karşı" adını 1Karşıtlık,

Anlattıkları,

sözün

yanlışını

göze

yalnız "Ecnebi" s e r m a y e için değil, onun T ü r k i y e ' d e k i beşinci kolu olan yerli s e r m a y e için rektif (makale) ğil, Y e r l i - Y a b a n c ı de vardır. o Ecnebi s e r m a y e A v r u p a Türkiye'de 2yerine B a ş k e n t i n d e diAnadoveriyor; emri getirenler,

lu'dan H ü k ü m e t e telgraf y a ğ d ı r ı y o r l a r .

Karşıtlık s e r m a y e y e karşı de-

S e r m a y e tarafından, T ü r k i y e halkının g ö z b e b e ğ i olan kâr'ı kadim Devletçiliğimizi yola g e t i r e b i l m e k denilen çocuğu sesleri kandırıp, çıkaran k o ş t u r m a k için Bâbil ağlama

İŞÇİ S I N I F I N A karşı gösterilmiştir. A n c a k , eski kurt S E R M A Y E , henüz bir aycıktır eline geçirdiği için kuzu postuna keskin baltadan timsahın (kızışan) toy ve dişleri b ü r ü n m ü ş ve T ü r k milleti arasına dökmektedir. Yoksa Kapital

gözyaşlarını evrensel

çağından

artmış Yerli işçi

Tefeci-Bezirgân

S e r m a y e batağına Finans

g ö m ü l ü p Hürriyet g ü n e ş i n d e kızınan timsahı, kendi Anayurdunda

sınıfının o en ilkel hakları a l m a k için neler d ö k t ü ğ ü n ü b i l m e y e c e k kadar masum bebecik değildir. Kendi işçisini a y a k l a n d ı r m a m a k için, T ü r k milletini sağmal yapacaktır.

DEVLETLE

MİLLETİN ARASINI A Ç A N L A R

En insafsızca hakaret ve kışkırtmaların üstadı olan modern sermaye, Türkiye işçi sınıfına KARŞI, Devleti, Milleti hattâ işçi sınıfının bile bir parçasını kışkırtmak için şu dört başlı provokasyonlarını başarıyla yürüttü: I- İşçi Sınıfını K ı ş k ı r t m a k İşçi sınıfı grev y a p m a k için grev y a p m a z . Grev, işçi için açlık, sürünmektir. Sömürücü anarşik bir düzende insanca y a ş a m a n ı n başka çıkar yolu kalmadığı için, işçi sınıfı zehirli bir ilâç gibi grev acılarını çoluk çocuğu ile çekmeye katlanır. Özel Sermaye, Hürriyet uman işçi sınıfının "gözünün dibak muş, kurdunu kurumunda bütün kırmak için" onu zorla greve itmiştir: çalışan memurlar, Direktör, kapı dışarı 22) halde, günü Hat veçhile üzülerek direktöre memurların dilekçe vekilini "O günlerde, vererek Bu odasından olay Sendikası razı birden 5 Orizkovüzerine, Eyaylıklarının

artırılmasını

istemişlerdir. memurları

edeceğini söylemiştir. Şark Demiryolları müdürlük sabahleyin boyundaki sâkin zaman buna hep

orada da grev başlamıştır." (HA, den içinde dika ye bir bölümünü bıraktığımız ayın 18.

lül'de greve neden ve nasıl başlandığını şu bildiriyle açıklar: bulunduğumuz üyelerince ederiz.

"Dileklerimizolmadığından, grev ve Birlik yapmak senavatavsi(itti-

mecburiyetinde danlıkları

bulunduğumuzu korunacaktır. Bütün bir hiç

belirtiriz... ve

Telgraf aletleri aygıt ılımlı olmayı

bekçiler

koruyacaklardır. Düzenlilik

arkadaşlara

bozulmayacaktır.

Yaşasın bile,

had)" Modern tekniği

işçi sınıfımız mecbur edildiği

düzenli, verimli,

koruyucu, yakıp y ı k m a k t a n

uzak insanlığımızdı.

II- İşçi Sınıfını sayılır. ğunu re, ayrı bu ği için, Finans daha zam

Bölünmeye Kışkırtmak sömürge metodu biri de, işçi sınıfı başlıca provokasyonlarından "Şirket'i Hayriye: işçileri, "Bu 23) ve

"Böl ve e g e m e n ol" prensibi, İngiliz kapitalizminin kapitalin

içinde "Aristokrat amele", "Bürokrat kapıkulu" yaratıp, işçi çoğunlukolay s ö m ü r m e k t i r : Ama 22, kaptanlara, dilekleri kabul makinistleedilmedigrev yapmıştır. ve Hasköy fabrika

işi bırakmışlardır." (HA, genel

tarihten

beri her yerde ayrı bir ülkede,

yaşayan, derece

ortak bir teşkilâtı

birliği bulunmayan 22)

bir mahiyet almıştır" (HA,

III- İlan P a r a s ı y l a larıyla yola getirilir.

Milleti K ı ş k ı r t m a k basın organlarının kolayca kızışıvermeleri, hiç

Kapitalist ülkelerde gazeteler ilânlarla, geri ülkelerde büyük şirket ilânBizde yoktan şuna buna, hattâ hükümete ve olmayacak konulara uluorta çatmaları bundandır. Nitekim grevler başladığı gün az önce Hürriyetten başkası üzerine yemin etmeyen "Kamu oyu: Efkârı umumiyye" sözcüleri, inanılmaz bir kelbilikle [köpeklikle] açıktan açığa Yabancı Sermaye savunu-

culuğuna

şöyle

başladılar:

"Grev yalnız Şirketle kalmaz. Memleketin

işçiler arasında hayatı

ortaya

çıkmış bir ihtilâf olmakla etki yapar...

ekonomi

üzerinde

Bundan başka, ülkemizde varolan büyük endüstri, yabancı "Grevci-

sermayeleriyle varolmuştur. Demek ki, grevler dolayısı ile, mali kredimiz üzerinde etki yapar. Şirketlerin hisse senetleri düşer." (İkdam: ler ve neticeleri", işçileri tahkir edecek [aşağılayacak] yacağı, re kat laylıkla celerinde "Hak seviyelerini kat üstün kapılacakları dileklerde derkâr savunmak, yerli câiz [belli] 16 Eylül) O günlerde, Ticaret Odası gazetesi de, yerli derecede grevler aleyhine bir makave korumaktaki politika kudretleri bizimkilekodere-

le yazmıştı. Bu makalede, yerli işçilerin yabancı işçiler seviyesinde olamaolduğundan, bulunmaları işçilerin manevralarına işçileri 24)

bulunduğundan, [uygun]

yabancı

değildir." (HA,

Efendisi Y a b a n c ı S e r m a y e , yerli uşak sermayeyi, Batı işçilerinin daha "seviyeli" oldukları için "politika manevralarına" kolay kapılmadıklarına inandırmıştı. Yalan: Asıl Batıda, Finans Kapital geri ülkelerden aşırı-kâr çektiği için, bir bölük aristokrat işçi satın almayı ve işçi sınıfını kendi bulanık politika becerebilmiştir. ihtiyaçlarını kendi üretimi ile karşılayamayan Millet, hele manevralarında sersemleştirmeyi, seviyesizleştirmeyi Belli başlı

IV- Mall Baskı İle Devletçiliğimizi K ı ş k ı r t m a k Türkiye gibi iğnesini, ipliğini, yabancılardan getirtince, kesesini y a b a n c ı y a kaptırmış demektir. O zaman ödeme dengesi hiç düzelmez. Şimdiki "Döviz" yahut "Yardım" handikapları gibi bir Demoklesin kılıcı, Devleti inmelileştirir. O zamanki handikaplar: "Ecnebi imtiyazları" ile "Mali itibar"dı. Gene borç gırtlağı aşmıştı. Devlet, kıskıvrak Finans Kapitale bağlıydı. a) İmtiyaz trat gereğince, tiye Nâzırı, lamalarını, du. ki miş, ki Mâli bağı: "Grevin başına devam daha büyük ettiği zaman çok içinde, Hükümet, verecekti. konZap-

kilometre

teminat akçası çarpılacağını işçilerle işçilere

işçi delegelerine, yoksa grevcilerin baskısı:

Hükümetin

bu işten ziyan cezalara

edeceğini,

işe baş-

söylemiştir." şirket arasındakabul etbir miktar zam

b) Finans kapital "Sadarete anlaşmazlığı memurlara vaat Komitenin

Emperyalist başkentlerinden idare ediliyorüzerine, Genel hükümet, verileceğini, etmediği 25,26) "EylübüMüdür Hüknen geçtikten işçileri sonra,

verilen çözmek

dilekçe istemiştir.

birer maaş etmiştir. bu

ikramiye kabul

yapılacağını Hüknen'ce

Aradan (HA,

bir kaç gün

Berlin'deda

istekleri

ileri sürülmüş,

anlaşma

imzalanmamıştır."

c) Siyasi Emperyalist tehdidi: Yukarı ki bağ ve baskı yetmezse, "Sefarete haber v e r i r i m " demek, Devletin ödünü kopartmaya yeterdi. lün başlarında Zonguldak havzasındaki grev de genelleşmiş, limanda

tün li

işler durmuş, bu Şirketi,

vapurlar kömür alamamış, Bâbıâliyi 27, (Başbakanlığı) tehlikede 28) Ve akan sermayenin

Ereğli

Fransız

şirketi,

öteki Ereğ-

şirketler,

olaydan

haberdar olduğunu

etmişlerdir. Fransız

Zonguldak'taki

Sefirliği-

ne de haber vermiştir." (HA,

sular durmuştur!

V- T ü r k O r d u s u n u Türk İşçisine Karşı Kışkırtmak Yukarı ki çıkmaza girmiş Devletin yapabileceği tek şey, sermayeyi silâhla korumaktı. Türk Ordusunun Viyana önünde Avrupa'yı titrettiği durum tersine dönmüştü. Türk Ordusu, Kuvayı Milliye savaşındaki denemesiyle, bizdeki sermayenin ne kadar Vatan ve Millet haini kesilebileceğini henüz görmemişti. İşçi sınıfı hareketinin milli kurtuluş anlamına geldiği kavranılmayınca, bir kargaşalık olduğu sanıldı. İşçi sınıfına karşı silâhlı kuvvetler yürütüldü. a) Kara dairelerini, Fransız zabıta mür b) Deniz arasında taşıyan için kuvvetleri: telgrafhaneyi kuvvetleri: bildirilir "Askeri bir kıt'a, elinden (Sermayenin bildirilmez) işçilerden etmiştir. ile tahrip gambotu Şark demiryollarının (HA, 26) tehlike ocaklarında büyüyen sâkin geçirdiği işçilerle köolayı Zonguldak'ta "Ereğli Şirketi 15 kişi Bu en önemli

işçilerin

almıştır."

sefirliğine

kavgalar olmuş, lokomotifleri Nevşehir ve

maden suretle asker

ocaklarına

bastırmak tir. yüzden gün arada lanmış, kuvvete giderek

Zonguldak'a lokomotifi grevcilerin

gönderilmiştir." geçmemişyoldan Bu bir Bu yaraçok İzmir'e tahripler

c) J a n d a r m a İşçiler Develü Öte çıkarmıştır. yapmalarına önce

zırhlı: köyünde, Punta yerine grevci

"Aydın

hattındaki grev de depolar da daha

istasyonda gelmiş, Punta

durdurmuş, çok

yandan olay atılan ile

istasyonundaki

yakılmıştır. yığını, kişi daha

jandarmalar engel hapse

olmuşlardır...

istasyonundaki kurtarmak olmuş, çarpışma bildirmiş, 27,28)

işçiler birkaç

arkadaşlarını

istemişlerdir.

bir müfreze bir işçi de ihtiyaç karaya

işçiler arasında Bu Başbakanlığa (HA,

ölmüştür...

olaylar karşısında

İzmir valisi, Mecidiye

olduğunu asker

zırhlısı

çıkarmıştır."

KONKRET (SOMUT) Şark kurnazlığı ranış vardır.

BİR İŞÇİ H A R E K E T İ dar g ö r ü ş l ü l ü k t e : halk "Şuyüu v u k u u n d a n kökünden be-

denilen

ter" (halkça d u y u l m a s ı , olmuş o l m a s ı n d a n daha kötüdür) diyen bir davHoşa gitmeyen hareketi kazınmakla Bütün kalınmaz, öyle bir şey o l d u ğ u n u ağıza alanın da kellesi uçurulur.

tarihler, o l a y l a r ı a n l a t m a k t a n çok, o l m a m ı ş gibi g ö s t e r m e k için yazılır. Batıda " C o n s p i r a t i o n de silence" (Susuş kumpası) adı verilen bu davranış, genel olarak halk hareketlerinin, özellikle işçi sınıfı hareketlerinin nice milyonlarcasını u n u t t u r m a k l a görevlidir. Onun için, işçi hareketine

s ö v m e k v e y a iftira e t m e k için olsun, resmi edebiyatta yer v e r m e m e k en büyük O k u r n a z l ı k sayılır. bakımdan, (Hicri gidip Hakkı Balya'ya olayın bir 1324) çok Hakkı Sadrazâm Paşa) "tuhaflık" yılının acele Kâmil Beyi veya ağustos beni Paşaya hemen Az işçi bastırınız! sonra " "beceri" sonları görmek görmemi gösterisi idi... aracı uğruna bir nasılsa memur Hemen O olan Bana: önemli iş-

ağızdan kaçırılan her işçi olayı, Türkiye'de "ilk", olaymış gibi gösteriliverir: "1908 çıktı. da, Bâbıâli'ye İbrahim "Derhal olan çiler bu de karşıma ile Sadrâzamın İçişleri Bakanı istediğini (sonradan verdi. bakımından anlattı. Sadrâzam

geldiğimi Bakanın emrini

bildirdim.

söylemiş. olan ilk imiş: sebep

karşısındaydım.

giderek grevi içyüzü şu

"Memleketimizde "Balya'da, korkutarak Rally'yi, lardaki larını yıl

ayaklanması olduğu çeşitli

olmak

Meşrutiyetin Bunlar,

ayaklanmalar ve Fransız maden akan Aynı

arasına

katılmış.

mâdendeki için

Alman Şirket

mühendislerini mühendisi ocaksu10

yerlerinden gündeliklerini da

kaçırmışlar. arttırmak

Müdürü yeraltında

sıkıştırmışlar. Yalnız, işletmişler! önlemişler. ve Vâli Hakkı Hatta, Liva âciz

zamanda, bir çayın madenin

çalışmayı boşaltmaya

durdurmuşlar. kalma ora Bunun benim (sözü İçişleri

yarar olan

tulumbaları tehlikesini üzerine acele geçer) Bakanı

Böylece, kalmış.

süreyle

işlemez bildirmişler.

"Grev karşısında vilâyetine tezkere önemle Kâmil mek yazarak, rica Paşayı üzere -"Hayır, şiniz. lu yaptım. "Bandırmaya gittim. leceğimi sofaları Bu Daha halılar eşyanızı

kaymakamlığı

Hüdavendigâr bir

Tevfik Beyin

Bey,

Sadrazamlığa

buldurulup kişilerin üzerine,

Balya'ya

gönderilmekliğimi madenle Sadrâzam git-

etmişler...

deyiminden, beye

ilgili bir çok nüfuzlu

grevi yatıştırmak için Hakkı kendisi: vapur var. Bakanın üzerinden Hattâ,

sıkıştırdıklarını olduğumu hayır...

sezmiştim.

Lâzkiye'ye

söylemem

Bugün

Bandırmaya

hareket edin,

Ona

yeti-

Hatta,

geminin getirtiniz!"

hareketini karşılığını

birkaç saat geciktirdim! vermişti... tutup ev Çaresiz, Gönen

Evinizden

lüzumdediğini Balya'ya geodaları, vardı. ve uğsakRally'yi

çıkar çıkmaz, iken

bir araba için bir (!)

yolda ve

birkaç bin

işçi tarafından

karşılandım.

Bunlar,

öğrenerek, başında bana ile

oturmaklığım çiçeklerle Kürd hitap uygun

kiralamışlar! isminde bildirdim.

süslemişler. Mevlüd olarak onun bir topal Fakat yâni söylev söyledi. Yolda günü İşi inceleyeceğimi veya kazâya

"İşçinin adam, mösyö yanıma raması

tâifesinden

ederek bir de görmedim. Ertesi

Rally

görüşeceğimi düşündüm.

karşılık

çağırmayı ihtimalini

bir hakaret

bulunduğu,

landığı dar zam yol den ram

yere

ben

gittim. mümkün kasabaya

Hesapları olacağını Adam,

inceleyerek, tespit ettim

işçi gündeliklerine ve Rally'ye gene ilkelerine hemen ve biçimine Önce,

ne

kaçıkar Maikbaş-

yapılması

başka uydu...

olmadığını

söyledim.

bulduğum

çözüm çağırttım. ve başarı de,

idaresinden ettirdim.

döndüğüm hürriyet, Fakat

zaman, adalet ile,

işçilerce eşitlik

karşılandım. değindim. işe

Mevlut ile Mevlut ile layacaklarını "Çünkü yetine den karışmaması larında Lâzıstan nun ayrı biraz den lud lattık. lardan rin) çıkan

öteki kışkırtıcıları Bir süre de arkadaşları temin

(müşevvikleri)

çay kahve

söylediklerimi kabul ettiler... sonra

ertesi günü İttihad

bunda

kazanamadık! Terakki Beni beyin bildirmiş. için de Cemiönce(sonra Bugrev olayına gelmemiş. bulunmayı, Sudi Bâbıâli'nin kendi ara-

işçiler grev yaptıktan lâzım ve imiş!! Ama Lâkin

Selânik'e, göre

müracaat etmişler. tanıdıkları kabul üzerine bir ev sonra ibaret

Tasavvurlarına

Cemiyetten şahsımla o gece, benimle

karşılık temasta

sevdikleri için, memur ve iki gün

etmişler!.. Mevlut tutmuşlar, Hükümet

Cemiyet, yapılan Sudi bey

Milletvekili) Netekim,

edilerek gönderildiğini sonra Sudi bey geldi. ziyaretimde ne yolda yaptığım günü kuyu

telgrafla Onun

arkadaşları döşeyip

anlaşmayı Balya'ya bulundu.

hükümsüz tezelden varışından Kendisini onu kabulMevanen-

saymışlar...

dayamışlar. ben Ertesi

konağında İşçilerle

tanıttıktan sonra, ve

aldığı direktifin, söyledi. çağırdık.

karar verirsem anlaşmayı işe koştu!

olduğunu

söyledim. başlamalarını Bu zât, Türkiye'de Hatıraları,

arkadaşlarını Fakat,

hemen başına için,

sabahleyin pek,

işçiler kuyulara cesur olduğu

inerken,

kimi zorbalar buna başkaldıranların

gel olmak istemişler. dahi gözü üzerine ilk grev de bastonla 1945)

Sudi bey hemen daha yürüdü!

zorbaortaya s.59-

(serkeşle-

Herifler sindiler!

Böylece, Ayni:

çözümlenmiş

oldu." (Mehmedali

61, İstanbul

Olayın eleştirimi bir yana; Yerli S e r m a y e iktidara gelir gelmez, Y a b a n c ı S e r m a y e Şirketi (Mösyö Rally), hem Derebeyi ile olan halk, gizlice birleşmiştir. Abdülhamit mutasarrıfının maden altından az "31 Halil "çay, kahve

hem

Devleti (Bâbıâli) ikramlı

idare'i m a s l a h a t " atlatması y e t m e z s e , kendisini kurtarıcı gibi karşılamış işçiyi " Z o r b a - S e r k e ş " sayıp, kuzu hoşnutsuzlaşıp, Abdülhamit'in arasına sokulan hürmetleriyle sopayla postu kuyusuna kurt işçi indirmiştir. gören bile, ve o " H ü r r i y e t - A d a l e t - E ş i t l i k " adlı yüzden, metlileri redilecek dişlerini sınıfı tedbir

gericilik ayaklanınca, kucağına kimi itilmiştir: kaynaşmalar, (A.N.:

kalsın

Mart Olayında idare hizPaşanın s.65) şük-

kaldırıldı."

TSSİT,

Ticaret Odası:

"Yerli

işçilerin.. y a b a n c ı

işçiler d e r e c e s i n d e dimilletine hakaret etti:

leklerde b u l u n m a s ı caiz d e ğ i l d i r " diye, kendi

Anadolu

Demiryolları idi. Bu

Şirketinin yabancı,

ajanı kendi

Alman ülkesi

Kontu

Ostrog,

Adliye hakları Başveki-

Danışmanımız

işçilerine tanınmış

T ü r k işçisine lâyık görmeyerek, S E N D İ K A Y A S A G I ' n ı , Osmanlı li Kâmil Paşa G R E V Y A S A G I ' n ı kanunlaştırıverdiler!.. Böylece (Yabancı sermaye ile Emperyalizme karşı)

MİLLÎ İ S T İ K L Â -

Lİmizi, ancak 10 yıl sonraki kanlı fedakârlıklarla elde edilmek icap etti. Çünkü Tefeci-Bezirgânların foyaları ancak K U V A Y I M Î L L Î Y E mücadelemizde meydana çıkabildi. İşçi sınıfımızın sâlim içgüdüsüne kalsaydı, aynı dâvâ 10 yıl önce, belki de kan dökülmeksizin (Mösyö Rallylerin sıçan deliğine girip gitmeleriyle), en medeni biçimde çözümlenebilirdi." (H.K.: yi Milliyeciliğimiz, 1/5/1954) Kuva-

İSTİBDADI ARATAN

HÜRRİYET

"Devr'i Dil'ârây'i H ü r r i y e t " t e (Gönül Bezeyen Hürriyet Çağında), o yetiştirilmiş sosyal kapitalist sınıfı iktidara geldi. O z a m a n a dek el altında satın alıp suç ortağı ettiği üstü Devletçilik, kapalı artık şartsız Eskiden, kayıtsız saman Kapitalist altından sınıfınındı. müstebit Hürriyet onundu, A d a l e t o n u n d u . Padişahtan buyrultu saray m a h k û m u

kopartarak,

yürütülen sular, hep saman üstüne çıktı. M â d e m ki Hürriyet "ilân" edilmiş, artık İstibdat zamanının, lisine mine işleyişi lanarak artık gerek yoktu. geçmişti. pek Aynı yıl, 1315 içine kaza ve kader t e s a d ü f ü y l e namuslu hırsızlık y a p a m a d ı k l a r ı İdare Mecberi Batı kapitalizmi Şirket Finans kapital "candan, sözleri, maaşla Meclisin gibi Emperyalizbakışının içe atılarak horedilmişvarlığı (1899)'dan kişilerin de sızarak, Allah korkusuyla

m e k a n i z m a s ı y l a serbest rekabetten, Tekelci "5130 kuruş aylıklı Paşa, verilmiş 500 de, ve keskin" Mehmet son s.60)

kuruş

emekliye idare

yerine Albay Necip tir." (A.N.: TSSİT,

bey geçmiş ise

çok geçmeden işler istenildiği

toplantılarına

Hürriyetle birlikte, T ü r k i y e denizciliği devekuşu gibi ortada kaldı:

hem

" K u m p a n y a " gibi y a ğ m a ediliyordu; hem de özel şirket olmadığı için kimse onu üzerine almıyordu. Hürriyet Fâtihi kahramanlar, öyle küçük işlere bakmıyorlardı: elinde şimdiki olageldiği durumuna (Keza, "Kara için, sahip 62) kişiler: Başbakanlık) ve bir "Milli görevlerini yerine getirmekle ve başka atanması kapılara için başvurup, merhamet müdür birlikte, İdarenin Ulu bir günlü İdarenin son Başka dağınıklığı (Meşruti) Bakanlıklar Denizcilik da Bakanlığı onun bile Denizciliğin Anayasacı komutanları, yüzüne

çıkmıyorlar.

bâkmıyorlar." Yalnız Kapıya yere

çalışan

(Bâb'ıâli: bağlanması

dileniyorlardı."

(Keza, 61)

Dilenilen " M E R H A M E T " gecikmedi. Müstebit Padişah zamanı, Batı pitalizmi daha çok T ü r k - M ü s l ü m a n Şimdi o olmayan aracılar azınlıkları aracılığında kullanıyordu. siyasi iktidara

Ka-

Devlet-Kapital çıkmışlardı.

"Meşruti Ümera: A n a y a s a c ı K o m u t a n l a r " o şirket midir, değil midir, ne olduğu bir türlü belli olmamış gibi, "şerefleriyle mütenasip," olmayan bayağı maddi işleri eski Yerli - Yabancı S e r m a y e gözbebeklerine bırakıverdiler. Bu gözbebekleri, Batı kapitalizminin çoktan dama attığı serbest rekabetçilik prensibinin perdesi altında, artık siyasete egemen özel sermaye girişkenliğinden başkasına y a ş a m a hakkı bulunamayacağını bir Kur'an âyeti, İncil buyrultusu gibi savundular. Ve lütfedip, ortada kalmış sahipsiz Denizcilik işini, çağdaş uygarlık sofralarına koyup çatal, bıçak ve kaşıkladılar. A b d ü l h a m i t , açık konuşan adamdı. Bu gün ne kadar i n a n m a z s a k inanmayalım, o, Türkiye'de her şeyden önce "İSTİKLÂL: piyonu idi: sosyal sınıflara karşı bağımsızlık... DÜZELTMEK" olan dukonferansa: (ilerlemek için düzelelim) giderecek söylevi) olmayıp, iyice açış ibaret diyordu. ahaliyi kabelki ülteB A Ğ I M S I Z L I K " şam1- Dışarıda Batı K a p i t a l i z m i n e karşı bağımsızlık, 2- İçeride

1- Dışarıda bağımsızlık: İstanbul'da Türkiye'yi "ISLÂH: için İngiliz kapitalizminin toplattığı "Fakat bu maddede memleketimizin bağımsızlık şânını Meclisini kurmaktan

rumlardan sakınmayı görev sayarım" (Millet 2- İç mu işlerini yok kelerimizin melini kapitalistlere: yürütmede idaresini etmeye bu "Anayasayı ve hazır olmaya usulün

maksadımız,

çağırmaktan kötüye vesile

düzeltmeye

kullanımların, olacağını

istibdadın

bağımsız

kestiriyo-

rum." (Keza) derken, yerli sermayeye, "yalnız sen yoksun, "Tebeanın her sınıfının leceğini hatırlatıyordu.

başka sosyal

sınıflar da v a r " d e m e k istiyordu. Söylevin ilk sözü (Osmanlı geleneğince) hak ve m e n f a a t i n e riâyet (güdücülük)" edi-

Meşrutiyet burjuvazisi bu iki kuralı da tersine çevirdi. Yalnız kapitalist sınıfının "hak ve m e n f a a t i n e g ü d ü c ü l ü k " tanıdı. Yerli - Y a b a n c ı sermaye ondan bunu bekliyordu. Bu prensibin zaferi, içeride kapitalizme, dışarıda e m p e r y a l i z m e bağımlılık oldu. KAPİTALİZM olduğunu seziyordu. ülke Bu ile ve yurttaşın O barış, durumunu dü-

A b d ü l h a m i t her şeyin farkındaydı ve boş lâf etmiyordu. Türkiye'yi yarı sömürgeleştirenlerin, içeride, dışarıda muştu. zeltme Gerçi.. zinemizin "Kırım uğrundaki dışarıya müttefik savaşının bir akça ulu ortaya borcu 1- Dış harp: Y a b a n c ı sermayenin Türkiye'yi borca b o ğ m a k oyunu olçıkması, yoğiken.. yardımları çalışmaların devamını engelledi. vâktedek içeride Devlet haaçıldı. işini yoluna

sebeple

borç kapısı

devletlerin...

koyup, ondan tirdi.

gerçek Bir takım

ilerleyiş tahrik ve

yolunu tesvil en dolayı, Açış s.)

hazırladığı o

sanısını ve

güçlendirmişti; bekleyişin her silâh yıl

lâkin, ve tut-

sonraki durumlar bütün bakmaya

bütün

umudun

tersini geolağanüstü altında sektele-

(süsleme)ler.. vermedikten çok işe yarayan ve tarımımız

ülkemizin başka, sınıfını

iyileştirilmesi

düzeltilmesine maya

meydan

ordular derleyip,

halkımızın

mecburiyetimizden

ticaretimiz

büyük

re uğradı." (Abdülhamit:

2- İç ıslahat: Yerli sermayenin, yabancı sermaye sadakasıyla gününü gün etmesi oldu. Elbet saray zindanında körleştirilmiş Abdülhamit'ten, 19. yüzyılın sosyal ve e k o n o m i k doktrinlerine göre yöneliş beklenemezdi. Ama, o bir çok bu günkü "ideologlarımızdan daha dürüstçe, 1877 yılından 20 yıl önce, 19. yüzyılla birlikte bir gelişim olduğunu gelir art-

masından çıkarıyordu. O gelişmenin, 1965 yılında inkâr edilmeye çalışılan sermaye gelişimi olduğunu, A b d ü l h a m i t deyimlendiremezdi. Yalnız şu kadarını olsun görebiliyordu: "Yirmi "Eğer maliye lûk leri, ile), gelir idi. geleceğin yıldan ve ki beri gelirlerimizin şu ard sayılan ve işi arda refahın artması dahi, ileri memleketin gelmişse dürüstiye korumak maliye de, süelden tedbirve olmuştur.

ilerlemelerine

ahalinin dürüst çilesini ıslâhat

durumlarındaki bir doktrine

arttığına (meslek'i kredimizi alınan bütün

belgedir. "

şimdiki

sıkışıklık

durumlardan maliye bütün

idaresinde yoksulluk Fe'emmâ, ne

bağlanmak biçiminde bugünden

hafifletmek dursun,

(iyileştirmeler)

durumu

iyileştirmek şöyle olacağı

ağırlaştırmış

düşünülmeksizin

yararlanmak

(Abdülhamit: Açış s.) Bunu ister kendi söylesin, ve burnunun ister başkalarınca söyletilmiş olsun, Abdüliçin kâr gören daha ayık ve daha az

hamit, yabancı sermayeye memleketi boğdurmakta sınıfı ucunu g ö r m e y e n yerli s e r m a y e d e n haindir. Abdülhamit'in

üçte bir yüzyıl egemen oluşu, yalnız hafiyelerinin

gücünden değil, modern gidişi Batıya teslim olmak sanan yerli sermayenin ihanetine karşı olmasından ileri gelir. AVRUPA si SÖYLEMİŞ iki

1908 de Yerli Sermaye, genç Ordu hoşnutsuzluğunu s ö m ü r e r e k siyaiktidarı ele geçirir geçirmez, Abdülhamit'in otuz üç yıl s a v u n d u ğ u "İstiklâl" prensibini tersine çevirdi: monyasını 1- Şaşılacak bir sinizmle sınıf hege-

kurdu, 2- İnanılmaz bir ihanetle memleketi yabancı sermaye

egemenliğine ısmarladı. Bu iki davranışı özetleyen e k o n o m i k örgüt, ŞİRKET oldu. Bütün T ü r k i y e halkı bir yana, Şirketler öbür yana konuldu. ŞİRKET ( K U M P A N Y A ) : Yabancı Emperyalist sermayenin yüzde yüz emrine

girmiş yerli sermaye sentezi idi. ye'nin "En 1324'te hendis sa"ya mayan rine ilk "Hayırlı Şirket"idir. sonunda istifa Frenkiya bu edip Bankalarca bulunan çekildi. 1 tâyin

Bu olayın en tipik örneği, gene Türki"İdare'i mahsusa" Bakanlığında Con yapı Paşa 29 Ermeni Eylül mü-

zavallı

Noradonkiyan

Kapril

Bayındırlığa Noradonkiyan Aralık etti... sabah 1324

bağlandı... efendi, (1908)

mimarlarından "İdare'i mesleği ile kimi 63)

Efendiyi akşam

gününde

Mahsuilgisi ol-

müdür yardımcısı idareye Türkçe olarak adını

Frenkiya birer defa

efendi,

uğrayarak,

kâğıtlar üze-

nakışlayıp

koyardı." (A.N.:

TSSİT,

Bunda şaşılacak ne var denecek. Önce Abdülhamit; Paşa, hiç değilse çekirdekten yetişmiş iş adamı idi.

"hem yer, hem

yedirir" Devletçi bir gayrimüslimi, Con Paşayı başa geçirmişti. Fakat, Con Meşrutiyet (Anayasacılık) Hürriyetinin iktidara çıkardığı "gayrimüslim" iş bakımından acemi çaylaklığı ile Finans Kapital uşaklığını, bakın "Frenkiya purlardan bakla Ada faate yaptı. Adalara da satın Kurulu, riyye"den şah Hayriyyeye o bulunup tapan efendinin yolda yardımcılığı giderken kadar, ve vapur nasıl skandal yolundan Özel Adalar vapur seferi yoluna yapan vaSermaye girişken kişiliği değirmenini çeviren "Demokrasicik" suyu yaptı: zamanında, dümen 10 dakika, birinin zincirinin senetlerini yolcular kadar mühür bir baklası kopmuş, gidememiş. birkaç imza menpropaganda toplayıp, senedi Noradonkiyan hisse ve Bakanlar (Padi-

ekleninceye "Şirket'i eczacı,

yolcularından

Hayriye" hisse başkası, yüz 21 elli

taşıyan arasında ve

tüccar

Vapur içindeki Şirket'i günlerde almıştı. bundan vapur İşi

yolculardan

Hayriye'nin

göndermesini sevk etti...

istediler. Hayriyye Paşa Kâmil

bir hanımefendiden Bakanlar Kuruluna böyle Adalara gönderilmesine ve kadim (Keza,

adet Şirket'i

"İdare'i karar

Mahsusa" çalışmayıp vererek, İdarenin aldı.

"Şirket'i Hayfermanlı ve Şirket'i

buyrultulu)

imtiyazını ayak altına 63,64)

İş idareye

bildirildi."

Ne jest değil mi? Bir yanda 150 "Adalar y o l c u s u " (İstanbul'un "Sosyete Kaymağı") imza ve mühürü ile Hürriyet ve ihtilâlci Bayan Demokrasinin şâha kalkışı; ötede Padişah Fermanını çiğneyen Bakan Efendinin kahramanlık; ve her

ikisinin gölgesi altında mi ya üstün? başladı. Bir

Hamfendiden satın aldığı

Şirket pay senetleri! Şimdi "Devletçiliğimiz" mi, yoksa özel s e r m a y e m i z güreştir o başladı: üzerine vakte ettiği kazan "Şirket'i Hayriye Adalar seferlerini yapmaDenizcilik, Liman Adalara Şirketin ve Loyitten Bu tayin dek idarenin vapurlar ve makineleri, Şirket işlettiği vapurlarıyla komisyon, vapurçeİdarenin iddiası

edilmiş Şirket'i İdare

bir komisyonca, Hayriyenin vapurlarının iyidir, tahsis tekne, diye

muayene

edildi... Ada

gönderdiği

larınkinden

rapor

verdi.

vapurlarının

hattından

kilmesine donkiyan Adalara hayli

bakılmayarak, Efendi ne vapur göndersin, Bu diye

İdare ama, ayın resmen

vapur göndermeye Yarından Hayriye 14 Şirket'i emir

başladı... itibaren Adalara 64)

Fakat, İdare'i

NoraMahsusa için gelirini

yaptı

bilir misiniz? sonuna

vapur tahsisi

masraf etti.

kadar

günlük Adalar hattı

Şirkete gönderiniz,

verdi." (Keza,

"Devlet malı d e n i z ' d i : onu Derebeyi Devletinde yalnız Devletlû "domuzlar" yiyebiliyordu; şimdi o "Deniz"e Özel Sermaye " D o m u z " u da burnunu sokacaktı. "Hükümet, mekten Bunların landı.. ka kanlığında aldıktan başka da Şu Noradonkiyanın bir şey hesaplarının kadar ki, Noradonkiyan İdareyi hisse 65) sonra, kışkırtmalarıyla incelenip İdareyi bir şirkete baştan devretaşmıştı. başBa"arhakkı düşünmüyordu. İdarenin borçları Efendi, bir için

doğrulanmasıyla geçen

uğraşılmaya Bayındırlık Efendinin kuruculuk geceli

İzmir milletvekili Ispartalıyan Efendinin bir Şirkete senetleri yerine dolapları devredip,

Hallaçyan değerli

çıkmasıyla

çevirmek

gündüzlü

çalışıyordu."

(Keza,

Sayın yazar A b d ü l e h a d Nuri bey, bütün bu olaylarda bir "Ermeni oyunu" görüyor, bu oyunun altındaki yerli Özel S e r m a y e ile, üstündeki Y a ban Tekelci Finans Kapital in re aşırılma "Talihsiz karışmasından iyi idaresinde görünmüşler. yönündeki İdare! yakasını başarı Bu parmağını ve kuklaların hep o parmakla oyunu geldiği Evet, Onlar karşısında günden onların bizden da daha boşuna beri hakkı iyi saçını oynatıldığını sezemiyor. Yalnız, millet malının Devlet kanalıyla özel kişileezeli Alicengiz yüzeyine başını yoluyor: Oluş Ermenilerin var. Biz ediyor idare kurtaramamıştır. gösterememişiz. zihniyet

genelleşmiş."

Sanıyor. Ve Türkiye aydınının aşağılık duygusu içinde bunalırken, bir Ermeni'nin nasıl o koca yaldızlı, nişanlı paşalarla dolu Bakanlar Kurullarını dize getirebildiğini açıklamıyor. Her şeyi, bugün de bol bol yapıldığı gibi, bir nereden geldiği sınıf ve se, toplum bilinmez, yomsuz alınyazısı determinizmini, kimi "ZİHNİYET" lâfına bağlayıp, gibi, ultramodern tersine, "İdeologlarımız millet ne

"Yanlışlar" Komedyasına çeviriveriyor. Oysa, kendi anlattıklarını kulağı işitortada hiç bir "yanlış"ın bulunmadığını, kadar aldatılırsa, bir sosyal sınıfın o kadar sinsice yararlandığını; yapılanlarda aldanış ve kör tesadüflerin değil, tam orostopolca bir hesap ve bile bile lâdes durumu yaratıldığını kolay öğrenirdi. Çünkü, o Ermenicikler, bütün Müslüman Türk yerli sermayenin yüzyıldan "Avrupa beri okuluna girdiği Batı kapitalizminin, Başka kendi üstünlüğünü ve sömürüsünü, geri ülkelere bir "zihniyet" olarak da, malı" diye sokup yerleştirmek kastını temsil ediyorlardı.

türlü koca bir İmparatorluk kafese konulamazdı. Nitekim A.N. de Noradonkiyan Efendilerin ağızlarında dolaşan sloganlarını hatırlamakla kalır, bu sloganları kulaklara Batılı dost finans kapital ajanlarının üflediklerini nedense bir türlü kavrayamaz: "Noradonkiyan yamanlaştırdı; yapılan ve bir Telgrafı altın Efendinin oluğun "Devlet yabancı Ticaret etmez!" nakaratı ellere teslimini pekiştirdi". Hicaz ben alıcısı demiyorum, ve efendiye, da, Bu çâresizliği hususta Posta söy-

toplantıda, ile

Noradonkiyan Ve

demiryolunu, Avrupa

örnek göstermekliğim: karşılandı. Finans efendi deniz emlâk hükümete (Padişah Kapital canibinden tekneleri, vergisi, orman ait

"Bu sözü İdarenin hesabına) taşıtları,

lemiş!" cevabı adına satıcısı imtiyazlı gümrük telgraf hazine

"Fayrfeyld 75 ve

Weldel" şirketleri efendiye, imtiyazı, malları, isbirer KaEkim karşılık,

(Yabancı Hallaçyan hatları, resmi,

Ispartalıyan yıl süreyle hareketsiz ve şandıra

[tarafından] liman bedava hayırlı alındı. 19 29

hareketli indirimler

fenerler, resimlerinden

resimlerinden, her biri imiş ve ve gibi, 21

ücretlerinden, değeri

muaflıkları,

timlâk hakkı,

toprakların

verilişi gibi, bir alışveriş Eylül l325 1327 ile edildi... Şevval

ağır değerli bağışlamalar, buyrultusu)

dir gecesi İradesi Ispartalıyan 1325 şirketin rupa'ya (1909)

Hallaçyan,

efendiler imzalarıyla tarihli mukavele

imzalanmış

ve şartnameleri imza lira. Bir de yılda (Keza, s.66,67)

Buna

vereceği şey 350 bin gönderip

5 kaptan

5 çarkçıyı Av-

öğretimletmek."

1909: Türkiye'de yerli-yabancı sermayenin sözde Devrimle siyasi iktidara çıktığının ertesi yılı. Daha gelir gelmez iktidara, Türkiye halkının nesi var, nesi yoksa, hükümet zoru, Devlet A n a y a s a s ı , Padişah buyrultusu, A v r u p a felsefesi.. Bütün neyle olursa olsun her şeyle, hepsine el koyuyor. okuyup, üfleyip, efendisi Batı bir İmparatorluğun varını y o ğ u n u

sermayesinin mihrabına, gözü Hürriyet atlasıyla kapalı kurban olarak, davulla, zurnayla yatırıyor. 20. yüzyıl Emperyalist kapitalizmine, geri bir ülke bütün mukaddesatçı geleneklerine uygun olarak, Kadir gecesi, gâvur eliyle satılıyor. Ponce sermayeye Müslüman kapitalist, ekonomisini Hazret'i İsâ'yı gayrimüslim çıfıtlara teslim eden aracılığı ile yabancı Çünkü: Pilat gibi, Türkiye

peşkeş çekerken, temiz kalmak için

ellerini yıkıyor.

"Devlet ticaret e t m e z ! "

FİNANS KAPİTALİN Bereket, o mal" geleneğine: ya

KANLI ÖCÜ Devleti tabulaştıran "Miri

hiç beğenmediğimiz Osmanlı'nın

Mukavelenin içine sıkıştırılan 18. madde ile ordu ihtiyacı düşür-

düşünülmüş, " Ş a r t n a m e hükümlerine uyularak gemilerin hepsini vebir kısmını hükümetin emrine hazır bulundurma" kaydını

müş. Gene bereket, Cihan emperyalizmi ikiye bölünmüş, Cihan savaşlarının öncüleri: 1912 Teselya, Trabulus, Balkan savaşları kapıyı çalmaya başlamış, Finans kapitalin İngiliz-Fransız grubuna karşı, Türkiye'yi avlamak isteyen Alman grubu rakip çıkmış.. Türkiye'nin varlığını Özel Sermayeye peşkeş çekme prensibine dokunulmamış, yalnız bir geçit aralığı sağlanmıştı. 1326 (1910) Ağustos 26 gün ve 281 sayılı Özel Bakanlar Kurulu mazbatası; tövbe istiğfar ederce İngiliz-Fransız imtiyazını bozarken, şöyle dedi: "Şirket kurulabilmesinin sabit olduğu" için doğan kurmak dolayı bir şirket değiştirme önünde heyet gerek şüpheli kötü olmasına"göre yazıldığı yerine etkiler sebebiyle, gelmesine uydurularak Ticaret Şirketi yapılması tercih bir an önce bakarak, ve kurulmak gerekli ve "İmtiyazı üzere Osmanlı ileride üzere, gerek gerçekleştikalınıp istiile kıyılarında ekonomik gemiciaskerlik ve olremeyecekleri gemicilik işinin "İmtiyazı yoluyla mecbur

feshedilmesinden hâleye" (kalıp yararlıklara ihtiyacı liğin Bağımsız sevkıyatı tahviller duğundan, göz şimdilik bir ve

getirilmesi Devletin

"Derece'i durumu

kertesine) bir

("Fevâid'i

iktisadiyyeye") tutularak idaresi tarafından ticaret

hükümet

altında idaresi şirketi

görüldüğünden... gerekli besbelli

edilmiş

taşıyışları

sağlanması imkânsızlık

çıkartarak

bir

ticaret

kurmaktaki

sermayesi

hükümetçe

sağlanmak"

düşünüldü.

Gerçekte bu "Kalıp d e ğ i ş t i r m e kertesi", Osmanlı geleneğince millet malını kurtarmak değil, hatta yerli s e r m a y e y e a k t a r m a k bile değil, akbir elinden öbürüne geçirtanlıyoruz: Anadolu rehin "Sermayenin Şirketine verilen tetarılabilinceye eveleme, darik olan o 160 kadar yaban finans kapitalinin gevelemesinden İdare'i adı geçen

mek manevrasıydı. Bunu da gene aynı Bakanlar Kurulu mazbatasının "şu d e v e l e m e " biçimli biçimine bin bin lira borcun lirası 400 de, bu gelince, için, tutup, küsur lira ediliş Mahsusanın Şirkete borcu

hatlar sâfi 30 bin adı

ürünleri 30 liranın geçen

fâizinin pek fâhiş

olması

yüzünden

bir çok yıllar liradan, yahut

ürünler ile 10 bin borçların sâfi ise

ödenmesi kaabil ödenmesi liralık karşılık ödünç bugün bin bir

olamayacağından, ve geri kalan 20

adı geçen bin liranın

karşılık gösterilerek ödünç alınacak 200 bin bin sermaye bir ve ister olan önce elde edilmesi,

bir kerede ürünleri

karşılık İdare'i elve yapılması

gösterilmesiyle Mahsusa mümkün verişsiz bırakılarak, lik

tutularak zaman alarak

ödünç

(istikraz)

ödünç alma güne 156

askerlik ihtiyaçları genişletilmesi acele 326 için,

buna

bulunmasıyla

Şirketin sağlanması

geleceğe tedariki yılı asker-

gerekli bir an lira kadar

sermayenin

önemli askerlik

taşıyımlarının

tahsislerinden "Askerlik

verileceğinden..." 15-20 vapurun daha adı Doge-

ihtiyaçlarına Yardım

yetmezliği ile

yüzünden, konuşulup

nanma

Milli

Cemiyeti

kararlaştırıldığı

üzere,

çen liğince re Paşa ket

cemiyetçe

satın

alınması alınmasında alınarak, bir

tercih olduğu adı

edilir

olduğuna

dayanılarak, Bakanlığı taksitle

torpido yüceüzevapur şirtekkuve Bakanı

muhriplerinin adı geçen ve o

satın

gibi pahası cemiyetçe olup, ve alınması

Maliye

kefalet altına Hazretleri

geçen

ödenmek

vapurların tarafından

kerede yerine

gerekeceği Osmanlı imtiyaz halde başka ve edilmek

Savunma kıyılarında almış (ne

ifade imtiyazın

kılınmış feshi cihetle, sahibi

işletmek rarlanırsa rulması sağlamak tamamıyla

İdare'i

Mahsusa

geçmek

üzere şimdiki şimdilik)

olan kadar

kurulamadığı mümkün için...

cihetle

kadar güzel

olur demiş Arap: ihtisas

bir şirketin derleşik

olamayacağı Vukuf ve bir heyet

askerlik bir Genel idare

ticaret üzere,

taşıyımlarını "Osmanlı

Müdürden

bağımsız

tarafından

Seyr'i Sefain İdaresi" adiyle bir idare kuruldu. Söylenenlere dikkat edelim: 1- "Anadolu Şirketi" fahiş faizle gemicili-

ğimizi haraca bağlamış. O A l m a n finans kapitalidir. Bir ödünç kuruntusuyla ondan kurtulmak istenirken, vakit y o k diye vazgeçiliyor. Bunun anlamı, A l m a n finans kapitalinin, 1910 yılı Türkiye'de İngiliz-Fransız finans kapitaline baskın çıktığıdır. Bunun kokusu, çok geçmeden Birinci Cihan savaşıyla çıkacaktır. 2- Türkiye Avrupa ve Afrika'da boğuntuya getirilecek duruma girince, her zamanki gibi gayret dayıya düşüyor: luyor, Ordu Millet ile Ordu kelimeleri sıkıyor: " D o n a n m a Muavenet'i Milliyye C e m i y e t i " halktan yardım top160 bin lirasını, "Bir tüccar şirketi kurulmak üzere" sunuyor... 3- Bütün bu kombinezonları başaran "Harbiye Nâzırı Paşa Hazretleri", fesini sol kaşı üstüne efece yıkan, Bağdatlı ve gür sakal, bıyıklı keskin Mahmut Şevket Paşa'dır. vuruşta kopartıp atışını Paşanın kanlı arabası Askerlik Müzesindedir: kendisini, İttihatçıların da ilgisiz İngiliz-Fransız finans kapitali, onun ele geçmiş şirket imtiyazını, böyle, bir affetmemiş, bırakılmasıyla, haberli, bilgili Beyazıt meydanında vurdurtmuştur.

HÜRRİYET: Belki

ŞİRKETLER FURYASI bir tek şirket açısından incelenmesi dar görüBirinci Cihan korkunç kan okumak

koca Türkiye'nin

nür. M a h m u t Şevket Paşanın ö l d ü r ü l m e s i n d e n , Osmanlı İmparatorluğunun "suikasta ve ateş kurban g i t m e s i " d e m e k olan, Türkiye'nin memleketi en Burada sokmuş olayları, bir şirketin Savaşına A l m a n l a r yanında girmesine kadar, dalgalarına "aşırı" görünür. Fakat görünüşe adlanılmasın.

serüveninde

rol oynayan kem-

miyet (sayı) değil, (nitelik) keyfiyettir.

Finans kapitalin bir ülkeyi sömü-

rüp baskı altında tutması için, şirketlerin bir olması ile bin olması arasında pek fark yoktur. Tersine, bir ülkeyi bir şirket, bin şirketten çok daha ağır boğuntuya uğratabilir. Çünkü bir şirketin tekelciliği bin şirketinkinden bin

kez daha gerçek ve yaman olur. Bu gün kuzey Amerika Birleşik Devletleri finans kapitalinin bir tek UNİTED FRUİT yahut A L C O A şirketi, bir düzine Güney Amerika "bağımsız" devleti ve " e g e m e n " milleti ile, kedinin fâre ile oynadığı gibi oynar durur. A d ı m başına devrimler patlatıp, külâh değiştirmeden daha kolayca Devlet başkanları ve rejimler değiştirir. Bu her gün kimi gülüp; kalı'nın Barış kimi ağlanılan olaylar, elbet Amerika'nın suyundan veya Ameriinsan şirket huyundan zamanı gelmez. A m e r i k a n finans kimsenin önemsemediği, kapitalinin en muazzam basit

yığınlarını bir avuç para babası tekelinde t u t m a s ı n d a n ileri gelir. bayağı, bağıntılarının, bir milleti nasıl en önüne geçilmez uçurumlara sürüklediği, başka hiç bir örnekle göze çarptırılamaz. Görünen politika kabuğu üstündeki gülünç veya ağlançlı didişmelerin derin determinizmi böyledir. 20. yüzyılın alın yazısını çizen tanrı veya şeytan, o konforlu, halı döşeli, ılık, sessiz vitrinler içinde iskambil falı oynar gibi oturan Finans kapital, ŞİRKET 'tir. Türkiye'nin 1908 1914 yılı yılı nereye çıkan gideceği, 1900 yılından 1909 beri hazırlanıp, yaptıklarından 1908 iktidara sermayenin yılında

belli olmuştur. sonra, Türkiye'de finans kapital hazretlerinin

devriminden anlaşılır.

nasıl "Şartsız kayıtsız e g e m e n " kesildiği, ondan sonra görülen şirketler gelişiminden Türkiye'de 1863'ten 1908 devrimine dek geçmiş 45 yıl içinde, ancak koca İmpara-

5 şirket kurulmuştur. Gerçi o beş finans kapital yuvacığı,

torluğun başına gereken suyu d ö k m e y e yetmiş ve artmıştır. Çünkü, o 5 şirketin ardında ve içinde pusu kurarak T r u v a atı gibi Türkiye kalesini fethe gelen ve kale içindeki beşinci kolla, yani Babil çağından armağan kalmış tefeci-bezirgân sermaye ile her türlü işbirliği ve elbirliği yapan finans kapital hazretlerinin arkasında, halkın "YEDİ DÜVEL", Osmanlı ketebesinin [kitap yazanların] "Düvel'i M u a z z a m a " dediği Batı kapitalizmi başvardı. O sayede " y u v a " kurulur kurulmaz, T ü r k i y e ' y e sahip kesilen finans kapital, olağanüstü yavrulayışla şirket üstüne şirket y u m u r t l a m a y a ladı. 1909'dan 1914 yılına dek: 5 yılda 37 şirket dünyaya geldi. Hele Birinci Cihan Savaşıyla, Batıda bir t o p l u m biçiminin (burjuva düzeninin) ilk kızılca kıyameti koparken, Türkiye'de o t o p l u m 1914'ten biçimini göklere çıkaran 1918'e dek 4 yıl içinde bir şirketler furyası almış y ü r ü m ü ş t ü r : tam 55 şirket k u r u l m u ş t u r . Türkiye'de 1913-1915 yılları, büyük sanayiin üretim değeri 6 ile 7 milyon lira iken, yeni açılan şirketlerin sermayesi, 1910 ile 1913 yılları arasında 2,47 milyon lira, 1914-1916 yılları arasında 2,49 milyon ve 19171918 yıllarında 8,16 milyon lira tutar. Finans kapital sermayesi, büyük sa-

nayi üretim değerine yaklaşıp onu aşar. Bir çeşit: "Her şey vatan için" sözüne benzer: gücünü sanayi "Her şey şirketler için" olur... Bu finans hegemonyasının başka bir kıyaslama yapalım: 1933 Türkiye'sinde, makine, aygıt ve 1473 " B ü y ü k işletme "nin belirtmek için

istatistiklerine göre,

avadanlıkları, top yekûn 55 milyon 783 bin altın döviz (frank, sterlin) yabancı para, 11 milyon 365 bin altın lira yerli para olmak üzere, hep birden: 29 milyon 148 bin lira tutar. O 1918 yılındaki altın liraları 1933 yılının onda bire inen kâğıt parasına çevirirsek: 290 küsur milyon lira eder. Demek, 1918 Mütareke yılında, S A L T A N A T finans kapitalinin sermaye toplamı, 1933 CUMHURİYET yılında Türkiye büyük endüstrisine yatırılmış t ü m sabit s e r m a y e tutarının beş altı katı b ü y ü k t ü r ! Bu durum 1908 devrimi yılları, T ü r k i y e y a m a n finans kapital konsantrasyonunun bütün memleketi nasıl kıskıvrak avucu içine alabildiğini göze çarptırır. Aynı durum, A n a d o l u Kuvayı Milliye hareketi başlayıp da, Sivas Kongresi bu harekete yön v e r m e k üzere topladığı sıralar, finans kapital içinde başkentimiz neden İstanbul'daki o "Münevver ve mütefekkir insanlığımızın kadar müthiş ölüm bir ducur (anguvas) [iç sıkıntısı]

kıvrandığını, ölümlerden

beğenirce, ya İngiliz yahut A m e r i -

kan mandası olmaya can attığını ve bu can atışı Kuvayımilliyeciliğe nasıl, şerefsiz de olsa dünyanın en akıllıca ve kârlıca işi olarak taptırdığını yeterce açıklasa gerektir.

BİRİCİK F İ N A N S K A P İ T A L V E

EMPERYALİST EGEMENLİK

Bir gerçekçiliği hiç unutmaya gelmez. Türkiye, nereden, nasıl geldiği bilinmez menhus [uğursuz] bir yabancı s e r m a y e şeytanı tarafından çölde kalmış İsâ gibi aldatılarak uçuruma itilmiş değildir. Batıcı Finans kapitalle içli dışlı Ne kadar tekrarlasak yeridir: T ü r k i y e içinde Bâbil çağından beri ağını kurmuş ve 19. yüzyılda olarak memleket ekonomi ve politikasını yabancılara kurban gibi teslim etmeye her zaman "hâzır ve nâzır" bulunan Yerli S e r m a y e beşinci kolu tarafından istenilerek, ve gerekince davul zurnayla düğün bayram, şenlik edilerek bu oyuna çekilecek, bile bile düşürülecekti. Bu oyunda, Türkiye ve T ü r k milleti her şeyini, az kalsın bağımsızlığını ve hayatını da yitirmek kumarıyla karşı karşıya kalacaktı. Buna karşılık, vatan ve milletin uğradığı tehlikeler ve mutsuzluklar ne olursa olsun, T ü r k burjuvazisi, o kan ve ateş selleri ortasında gemisini yürütecekti; tüp, bütün su başlarını kesip, bütün teşkilâtları gizli açık kontrolü kapitalist sınıflarının gelişimi, altına alabildiği için, özel sermaye çıkarlarını sağlayacak, varlığını büyüliktidarını yüceltecekti. Batı Avrupa'da kendi millet ve vatanlarının da gelişmesini, kudretlenmesini ve yükselme-

sini getirmişti. Türkiye'deki bir çok yurtsever samimi insanların körü körüne kapitalizme bağlanışları, o gerçeğin kuru mantığına kapılmalarından ileri geldi. Oysa Türkiye'de işler batıdakinin taban tabana tersine gitti. Türkiye'de kapitalist sınıfının gelişmesi, kudretlenmesi ve yükselmesi, İmparatorluğun haraç mezat satılıp yıkılmasına ve T ü r k milletinin kurbanlar gibi salhanelerde boğazlanmasına yol açtı. Hürriyet devrimi ile birlikte, Türkiye'nin ve T ü r k milletinin öğrenmek ihtiyacından tasında, Türkiye maya yetebilir. 1908 yılı, Türkiye'de finans kapitalin ECNEBİ S E R M A Y E bölümü (sterlin ve frank biçimini gizlemeye dahi tenezzül etmeksizin) ye, yerli s e r m a y e n i n 29 katı büyük!.. iyice tekelci ve kozmopolit karakter aldığı 14 milyon 313 bin lira idi; yerli s e r m a y e (Türk parası) 495 bin lira idi. Y a b a n c ı s e r m a 1908 yılı finans kapitalin artık göz önünde tutulursa, Türkibaşına gelenleri, bugün bulunuyorlar. nasıl kanlı O ilkokul çocukları dahi orçıkıp, şartsız uzak korkunç hengâmeler

kapitalizminin

çıkarlarla tahta

kayıtsız egemen olduğunu gösterecek bir kaç soğuk rakam her şeyi açıkla-

ye'de rol oynama bakımından sermayenin yerli olmasıyla yabancı olması arasında pek fark kalmamış sayılabilir. Nitekim, ünlü "Hürriyet" devrimi, Batı başkentlerinde tezgâhlanıp; Böyle, yabancı en kritik ânda T ü r k i y e içine sokularak kapitalin, açık gizli her türlü 1908 yılı Türkiye'de ŞİRpatlatılmıştır. "Yardım "ı finans

ile iktidara çıkarılan yerli sermaye,

KET sermayesinin yüzde 3'ü, yabancı s e r m a y e ise yüzde 98'i gibi anormal orantılıydı. Yerli finans kapitalin siyasi iktidarı ele geçirişinin üzerinden 10 yıl geçmedi, karşılıklı kaynaşmalar ve kamuflajlarla, tam 13 kat genişlediği görüldü. 1918 yılı yabancı finans kapital %62'ye düştü, yerli

finans kapital %38'e çıktı. (H. Tahsin, R. Saka: S e r m a y e n i n Şirketlerdeki Hareketi, 1929, İstanbul'dan Belgeler) Bununla birlikte 10 yıllık hürriyetle dahi, yerli milli sermaye Türkiye'ye egemen olan finans kapitalin ancak üçte birini temsil edebildi. Y a b a n c ı finans kapital Cumhuriyet çağına kadar, " g â v u r " şapkasıyla ayrıcalı dolaştı ve Türkiye ekonomi politikasına fiilen üçte ikiye yakın egemenliğini açıktan açığa göze batırmakta sakınca görmedi. Yerli finans kapitali kulca vesayet altında tuttu. Yerli milli Bu korkunç gerçeğin elle tutulur örneğini bize: "KARMA EKONOMİ"sini s e r m a y e m i z l e devletçiliğimizin

şaheserleştiren gemicilik işleri kadar hiç bir şey açıklayamaz. "Meclis'i Mahsus'u V ü k e l â Mazbatası"nda iki sözcükle "Sâhib'i v u k u uf ve ihtisas bir müdiyri' U m u m i " denilen Genel karıda mârifetlerini dinlediğimiz şey, (Bilgili Uzman bir M ü d ü r d e n derleşik t ü m ü y l e bağımsız Heyet) kim oldu? YuHerr

14.896 kuruş maaşlı " A l m a n y a l ı

Karl L e k k e " oldu. kil heyet "lerin malıdır.

Böyle Devlet içinde Devlet olma " T a m a m e n müstane anlama başka geldikleri yere artık bir sır olmabütüne "Yaradılışta ağır kanlı" iken bile, "bütün

kapitalizmde

Herr Lekke,

bağımsız "lığını şah,

"Almanya'dan Bahriye karşı o Nâzırı

sipariş

ettirilmemesi"

için kullandı. Açığa çıkarılan memur ve işçilere tazminat ödeneceği, PadiS a d r â z a m ve buna imzasıyla "Kanun lâyihası" biçiminde ve emredilince, ti Şirketine, girişkenliklerini vazgeçmeli, tuluyordu. durdu: ve "Yalnız kurulacak Milli Denizcilik Ticaremillet yanındaki para Devlet Hem kredisini düşürecek taahhütleri yüklemekten işleyen, değil,

kurumun şüpheli

bankalar durumda

bırakacak

diyordu" (A.N., Buradaki millet,

s.91).

sermayesiyle habersiz

hem "bağımsız" olan kurumlar, bankalar ve "millet" önünde sorumlu tuşüphesiz dünyasından halk "Sermayeci millet "ti.

E m p e r y a l i s t "kişiler" gibi, finans kapital " k u r u m l a r " da, T ü r k i y e ' y i değil, Batı f i n a n s kapitalini e g e m e n lerdi: nur. paşa Bağdat, velesine landı. doğruluk, Hattı "Ödünç Bir hak Basra, bir de İtfâ veren grubun faiz örnekle açıklayalım... ödenmek vapurları. alma kılmaktan başka şeyi d ü ş ü n e m e z gizli Alman yaptırıp bu 160 maksadı bulukumpanyası, Haydargetirtivermişti. vapur mukalira 200 bir borçyılda gişe beDeİkisi göbacaİdabirius10 malzebin Borç de birlikte dek almaktan Anadolu İdare'i üç üzere Hüseyin başkaca Mahsusaya vapur Hüsnü az, faiz İdare Paşa, ağır.

Demiryolu

yolundan Halep ödünç

görünerek

karşılığı

gelirinden

verme Karaköy

karıştırdı. köprüsüne için paralar

(Amortisman) Beri yandan Oradan açılmış içinde faizi

ödemeleri pek

ödenemiyor. yerleştirdi... hattının delleri na başka sefer rür. re me nin tanın teftiş katı vele miryolu ile dek her yapar; İdarenin başka vapurları bir

şimendüfer veriyor.

Köprü ödünç üzerinde,

-Haydarpaşa alınmış Bu

biletiyle bilet ödeninceye

demiryolu o zama-

uzatılıp

her istasyonu besbelli ve

Vapurların

yaşamayacakları Şirketinin türlü birisi malzeme daima

olankömürleri

vapurların Şirket

tasarruf hakları verilir. süslenim bunların Oysa ve

vapurların onarım, siyaha sarıya

mürettebat tarafından ve iken,

aylıklarından

ihtiyatta, taşıtları

boyanım boyalı boyandı. yok. Çivi o üzere, çivinin

bütün Herr

deniz

larından

her yanı süt gibi beyaz. Lekke bir de çivisi zamanında ve oynamış, geçtikten geçer. kabul inceleme masrafa hesaba gibi kontrol

Yalnız bacaları siyah. Onarım bedeliyle yerine esas hakkımız

masraflarında yerinde bir gündelikleri etmiş bir para böyle.

Vapurlardan çakan masrafın Çünkü

yaptırılır. sonra, olmak

çakıldığını muka-

müfettiş

gündeliği

daha Olduğu

Tek söz söyleyemeyiz.

zorundayız.

"Bu memiş, den ele

eylemlerden Bağdat'a geçirmek satmaya köprüden

topunun

altından dek Son

çıkan olan

anlam,

gizli maksat ise, ve tamahını da imtiyazını

Hayyeneidarebilet-

darpaşa'dan

kadar imtiyaz istiyordu. da

alan

Şirket,

hırs

Haydarpaşa'ya

deniz yolu Karaköy

zamanlar

köprüsü-Konya

leri bastırıp

başlamıştı." (A.N.:TSSÎT, Banka yatıyordu. ile işbirliği (bugün dolayı, Doyçe

92-94)

Y u k a r ı d a becerileri sayılan UZMANların da, ŞÎRKETlerin de ardında finans kapital tapınağı: temez Alman bulundurmak zurdan (hatırı için) sâlim" Bankası Emperyalist gruplar gibi Banka"İdare yaşayan ve faizsiz veznesinde fazla para "Mahhaspi açtırılması lar da o rekabeti temsil ettiler. A l m a n uzman ile A l m a n şirketi, ister isettiler: hâlâ ile sakıncadan saklanması (Keza, uzak için s.99) MODERN DEVLETÇİLİĞE deyimiyle: bölümlerinin câri hesap

olmadığından

mecidiye Bank

kararlaştırıldı." ANTİKA

DEVLETÇİLİKTEN

Yabancı finans kapitalin gölgesi altında, yerli milli s e r m a y e de gelişti. Hele Balkan savaşının kaybı, yerli sermayenin yabancı v e s a y e t i n d e n kurtulma ğan dileğini kamçıladı. başka Seyr'i Sefain bacalarında ve sarı üstüne kırmızı lök gibi renkte haçın Müslümanlaştırılması biçiminde çapraz çıpa formasını armaetmekten bir anısı bulunmayan idare üstünde ağırlığı gittikçe çekilmez hale gelen Herr Lekke ile Şirketin baskısı büsbütün dayanılmaz olmuştu. Keskin gidişinin borcunu az sonra kanıyla ödeyecek olan Mahmut Şevket Paşa, 21 Ocak 1912 günlü kanunla, Seyri Sefaini Milli S a v u n m a Bakanlığı emrine geçirtti. Ondan sonra yerli sermayeci üretme t e m p o s u aceleleşti. A l m a n Emperyalizmini de gocunduran M. Şevket Paşa ansızın "kimsesiz" kaldı. Ondan önce, yerli sermaye yabancı sermayenin sofra artığı ile geçiniyordu. ra sular "O zamana kadar idarenin müteahhide iki üç su dubasıyla de adamakıllı verilen sular vapurlaFakat vakti zamanıyla veriliyoryetmeyip, dışarıdan bir müteahhide getirtiliyordu.

verilemediği gibi,

yüksek bir para

du." (A.N., s.105) Balkan bozgunu ve ittihatçıların yaptıkları hükümet darbesi, yerli kapitalistlerin finans kâpital kârından daha yüksek pay istemelerini gerektirdi. Mahmut Şevket Paşa'nın davranışı ondandı. Böylece iki Emperyalist grubu kızdıran M. Şevket Paşa, İtilâfçılar (İngiliz-Fransız emperyalizmi) gibi, İttihatçıların (Alman emperyalizminin) de kendisini "terk" ettiklerini gördü. Öldürüldü. Memlekette, hiç bir yabancı sermayeye dayanmayan en y a m a n "Paşa hazretleri" dahi başını kurtaramıyordu. Yerli sermaye, yabancı finans kapitalle o kadar etle tırnak olmuştu. Öylesine ki, uğrunda ölenlerin cesedine serinkanlılıkla basarak yükselirken, yabancı sermayeye karşı kulluğunda kusur etmemeye bakacaktı.

Bir aralık 200 terilmiş dolayı reyi için, manın re de gün idi. Deniz olan askerlik Anadolu ağzından Binbaşısı ve 448

bin

liraya

çıkarılmış

ve

Kadıköy'ü alacağı,

hasılatı

da

karşılık göstaşıyımlardan idaolduğu Alda "İdaüyelere (1931) Başkanı s.100) mukaida-

Anadolu yanında

Demiryolu birikmiş idareye şirket,

Şirketinin

idarenin

alacaklarından tamahkâr yerli sermaye Mustafa olunmuş Bakanlığı İstanbul idareden anlayışlı kalanı ve ve

hesaplanıp elinden emrine Başkan yeni tayin tebliğ

ödenerek, kurtarmış ısmarlandı: yardımcılığına olunan 1329 da s.94)

Demiryolu Paşa kurtarılan Hilmi sayılı bey Ocak

şirketinin

İsmail Hakkı Meclisi

büyük bir iyilik etmiştir." (Keza,

Başkanlığına birer lira Milli

üyelerden

beyler tâyin Savunma

ötekiler gibi Mustafa 17

Huzur Hakkı zamanda günü geri iş da,

verilmesi,

25 Haziran Odasının Ve

yazısıyla Ticaret ayrıltıldı.

buyurulmuştur.

Başkan

aynı 1329

Pek candan, yazılı

ticaret işlerinde aylıklarının güzel dileğini

(vaakıf)

bir zâttı." (Keza, kendisine verilmesiyle Levazım süre yerine s.103) da, başladı.

"Herr Lekke velesinde re de heyetinin bulunan

bir kerede sağlandı... kalan dileği

şimdiki

daha

görebilmesi Lekke gün,

müdürlüğünalarak LekSadulara

Herr Bilum yok

gibi geri hemen askeri

aylıklarını getirildi. Binbaşısı

idareden kenin lah biye ile de 3 bey,

ayrılmak

göstererek

idareden Bakanlığı

olduğu

komiser Kurmay Paşa

Genel Müdürü idareye işi

vekili tâyin

olundu." (Keza, İsmail Hakı getirmeye

"Aynı yıl Hârbir hafta Bu iki gün-

Genel Levazım yürürlüğe işler "in, 1913 1-

Başkanı

iki gün

gelerek görevini yerine

muazzam

geçirdi." (Keza) bugünkü anlamı: Türkiye'de Hürriyet kadim Osmanlı Modern DevDevletçiliğinin

O "muazzam letçiliğin başlıca

Devletçiliğinin yerine, başlangıcı iki amacı

modern

devletçiliğin ayı

geçirilmesiydi.

Ocak

demektir. sınıfını

oldu:

Sermayeci

"Teşvik" (isteklendirme,

destekleme) 2- İşçi sınıfını "Tensik" (düzene koyma)... Burada, önce kapitalist sınıfının nasıl Devletçiliğimizle "Teşvik" edildiğini g ö r m e k çok ilginçtir. Türkiye'de evvel ezel varolan sermayeciler antika tefeci-bezirgânlardı. Devletçiliğimiz o antika sermayeyi, 20. yüzyılın tekelci finans kapitali d u r u m u n a sokacaktı. Daha doğrusu, yerli sermaye bu kalıp değiştirmeyi s a ğ l a m a k için tutulacak en iyi yolun D E V L E T Ç İ L İ K olduğunu içgüdüsü ile bulmuştu. Kalıp değiştirme olağanüstü kolay, çabuk ve başarılı uygulandı. Ekonominin askerce idaresi, kadim Osmanlı geleneği idi. Kimsece yadırganmadı. Modern tekelci finans kapital de, 19. yüzyılın serbest rekabetçi kapitalizminin yerine geçerken aşağı yukarı aynı sosyal kaçınılmazlığa uymuştu. Böylece, "Tencere (tefeci-bezirgân yerli sermaye) yuvarlandı, kapağını (tekelci finans kapitali) buldu." Batıda Devleti tekeline geçirmiş bir avuç finans

kapitalist, adım başında skandallar, cinayetler, rarına bir avuç kodaman iratçıyı

harpler,

ihtilâller kışkırtaBu metot, geri

rak, milyonerliği milyarderliğe çıkartıyor, kapitalist sınıfının bütününün zakaarunlaştırıyordu. kalmışlığın birinci sebebi olan antika tefeci-bezirgân sermayenin, Doğuda yedi bin yıldan beri boyuna tekrarlayarak idmanlaştırdığı biricik usuldü. DEVLETÇİLİĞİMİZİN nans kapital: Perde kişi GÖREVİ: yasa KAPİTALİST KAYIRMA davranmıştı. Paşanın da ilk işi

İsmail Hakkı Paşa, devletçiliğimizin gerçekten kurucusu oldu. Batıda fiardında dışı (çalışanları baskı altına aldıktan sonra), idarede her türlü kanun ve nizam duygusu muazzam tirmek Ödünç kanının Genel zum diler... tirilmiş için, Tüzüğün yerine, buyuruşunu ikincisi: tüzükte bırakılıp, geçirmek oldu. tüzük"ü ilgili bölüm "İsmail Hakkı Paşa'nın esâsiyi) kesilip bütün ile Savunma değişatıldı... Baişlerin lüiyileşolmak tümüyle küçük işlemlerinden Önceki "Ana Meclisle alma ondan (Nizamnamei uygulanması büyük madde

oldu. almayla Müdürce

vapur satın çözümlenip tasdikten meclise bölümleri bu Paşa'nın 109-110)

kararlarının başka

onaylamasına yüksek Önemli bulunan

düğümlenmesi çıkması Cumhuriyetin aslı, ol ağızdan

23'üncü haber

sağlandı... uyuver-

beklenilmeyerek, verildi. son kararlarıyla

toplanmalarına Onlar da değiştirilip tasdikli

kalınmadığı,

bayağı

tüzüğün

Anayasacı

bir hükümetten

İsmail Hakkı

vakit sahip

olduğu güç kadar büyük bir kud-

ret ister." (A.N.,

Devletçiliğimizin sıyrıldıktan üretim sonra,

kurucusu artık

paşa,

kanun

kaygusundan

tüzük yoluyla her o ser engel içine

Devletçiliğin modern

yoluna

çıkabilecek ise,

kalkmıştır. Devlet baba, geniş millet zenginliklerini içine alan bir ser, hiç bir değeri bulunmayan iratçı kapitalistler kayrılıp buram buram yetiştirilen mantardırlar. Bu mantarın tohumu, Osmanlıdan kalma tefeci-bezirgân sermayedir. Batı kapitalizminin tekelci finans ve şirket sermayesi ile çiftleştirilip melezleştirilmiş Tanzimat kırması iratçı-vurguncu kapıkulu sermayedir. Bunlardan bir gözde soy çeşidi: tanbul'a mura nun başka larında "Bu yeti önce anıldı. âidatlı acente tâyin ve etmek olmuştur. hâsılat çoğaldıkça ihalesini, tanınmış O zamana yüzde, beri yaptırılan kendisine şartlarla İstanbul acenteliğinin verilmesi kendi uhdesine ürünlerinden yıllardan birisi üç, ecnebi beş "İsdek aylıklı bir mekuruşuve değişmesi diledi." bir meziHer şeyden mu, esası kapalı.

aidat miktarının dilekçeyle

kumpanya-

acentelik etmiş dilekçe,

ve piyasada

Genel Müdürün âidat ile acente müdür:

Danışkı tâyinine

Heyeti lüzum ve

olmaktan yerine var mı, Karadeniz

başka yok

olmayan İstanbul'a İlk

Müdürler sorulan

Encümeninde

danışma

kondu.

oyu

"Akdeniz

Boğazları

Dışarıya ye de, şa ilh.

vapur göndermiyoruz. Marmara hattına

Marmara'da gönderilecek

vapur

işletmek

de

sırf idareüçer yüz edip

verilmiş. hâsılatın üçüncüye: da tâyin o

vapurların lüzum

biletlerini

kuruşu aylıklı 2 kâtip yazıp bir bölümünü "Sen âidatlı "İkinci oyu sorulan oyunu sordu. kabul edildi. lanırken bilet alıp oyda tekli aradan

verebilirler. acenteye oya tâyin acente

Şu hâl ile âidatlı acente tâyin vermeye olunsun katıldığını söyledi. diyorsun, tâyin

görmüyorum. "dedi. İsmail Hakkı Padeğil mi?" diye beşinci ve olunmak esası yazıları imza-

Müdür de bu

O zavallı da: Sonra tanınmış çıkıp,

"Evet!" karşılığını bastırdı. bulundular. olundu. Çoğunlukla ve

Dördüncü,

olunmak oyunda

şartlar müzakere İdarenin kişilere bulaşıcı

Fakat mukavele ününden o zamana Paşa,

ve İdareyi bilirliğinden ihale bir esas edildi... eylemle

yararlandıracak isdek bir tek o ilk muhalif şubesi öç aldı. bir ayda gibi,

İstanbul Baş Acenteliği, lâğvetmek beynini

satmamış de

İsmail Hakkı

bulunan

müdürün

müdürlüğünü

(kaldırmak) lezzetlendiren Altı

müstahdemlerine "İsmail re idareye ğildir. vazım hası ra, Hakkı

Paşa'nın

meşguliyeti dairesinin

elverişsizdi. ve sözlü

bir keeksik deMühim leMübir nüs-

gelebiliyordu. askeriye onarımı veya

Fakat karşıdan yapı inşası İsmail emir, 5326 edip ve bütçe olması, "Seyri için Hakkı

yazılı

emirleri

İdare

levazım

bir şubesi haline geçmişti. her türlü Paşanın işe eylem, Seyri verişiliyor, başlamasından idareye s.112) sonra pek

bir iskele

muâmelât, Genel

dairesince idareye tâyinine Ocak Sadullah kanunla ile

yapılıyor, dair olan gün Bey istifa çıkan kayıtlı

mukavelesi bağlanıp bilfiil sayılı

gönderiliyordu. 1329

Sefain

dürlüğüne 22 İlkin sebe bi Yardımcı

çok son-

tezkereyle 1915'te: ilgili da bir

bildirilmiştir...

çekilmişti." (A.N.,

hesapları, dolayısıyla Sefâin diye

"Seferberlik adıyla özel bölümün genel ve muhakeyf'i karışabilmesi gişartsız hemen en o ile ufak Başkanlığından verilirdi. tereddüt Emri kıyılar bir de-

bir bölümde kanunu

birleştirilerek", sıyrıldı." lira

"Harcamalarla

Sayıştayın kayıtsız, Levazım

engellerden şu

İdaresi,

mâyeşâ filâna ve Bütçede veren taşınma cihetine rekeye

[sorumsuzca] kadar bin hacet türlü özel bölümünde de her

tasarruf ediliyordu. verilsin tahsisat hür, yokluğu ücreti) iken, var mı diye

Genel

bir haber geldi mi, sormaya, İşte tasarrufçu...

düşünceye

yoktu. kayıtta

Seferberlik bölümünden. sorumsuz ve başka gelirleri (Keza,

kadar. komşu 500, etmez

Dört yıl savaşta, 600 zam

çokluğu, gidilmesi düşmüş...

rekabetin sağlanmış

asker gönderme navlunlara giderlerini 115,116)

navlunlarından

(yük taşıma

yüzde idare

borçlanmıştır."

Münakasa sa usulü

[devlet alımlarında

eksiltme]:

"İdare vapurları

için

satın

alınacak levazım ve eşya üzerine kanunca ve gelenekçe varolan münakabırakılıp, her çeşit eşyanın, güya Saraçhane ambarında uzman-

ları ve muayene aygıt ve avadanlıkları var imiş gibi, orada muayenelerinden sonra satın alınmaları formülü kabul edilmiş ve İsmail Hakkı Paşa'nın son zamanlarına dek böyle alımlar yapılmıştır." Mutemet: olması sarfına memur, şi ve dir. rar kadar izinli ve kâtip, "Genel kılınması subay tümüyle Muhasebe bağlı gereken vesaireden satın Usulü Kanunu gereğince en son birer (mutemet) 100 bin kuruş ve kimuBakanlığının çıkarılmış sayısı 30 ve muhasebeye bulunması 15 bin ve 20 bin, liraya

mutemetlerin derleşik olan almaların koparılarak hesapları çıkılmayacak Bununla

yetkisi,

Maliye

müsaadesi

bilgisi olmaksızın, Böylece

(15-75 katına) mutemetlerin 95'i birlikte, levazım yüzde

olmuştur.

kanunca otuza

görenek

usulünden Bu

sapıttırılmıştır. bağları içinden lâyihası) Şam vapurunun ile bir çoğuna,

yakın

temetlerin verilen

muhasebeden mutemetlerden paralarla Paşa (Vasıf 42

emrine

verilmişlertekrar tekya-

temizlenmeyerek derecede

karışıklıklar

ratılmıştır." "Topu olunmak, 3 kat tiyazına letmek civarında rafından ğine lerek, müş evi araçları aykırı

yataklı

kamaraları hatırı

için için

34 başka

kamarot

tâyin imişve tateknitaşıt

Osmanlı tecavüz

Matbaası ederek, sürüp bu bir o diye,

mukavele bir iki zâtın ile Köprü

var iken, arasında

bir matbaada motorbot İstanbul Sefâin işçi,

ücretle gibi ne işgal

evrak bastırmak, Eyüp israflar kadar edilip, ve

Haliç idaresinin ait Seyri ve kâtip,

zararına

gitmiştir... fabrikaları ayrı ayrı ticaret

Hasım varsa, kapıcı,

Devletlere hepsi kurucu, ve ve gündelik zararına

onarım her birine lirayı aşkın

kurumunun

ekonomi

olarak, 4250

konularak ayda bunları

kadar da yalnız idarenin

aydınlatım maaş Azap

motor gücü verilişi kırk yıllık

sarf edisürdürülonarım

ve

aldık

kapısındaki

bırakılıp "İdare

yıkılmıştır." fabrikaya sözde tahsis aylık idare ve gündeliği 4200, 2000 liradır... olan İdarenin hapishaneye hesabına askeri daha çok hiç vakul-

30 gemisi için fiirket'i zatlara, maaşlar kimi aylık

purları larmış rinden me ve

bulunan diye

Hayriye'ninki

İdarede inşaatı sivil

lanılmayan

gözetiyordövül-

ediliyordu...

müstahdemle-

kimileri,

Saraçhanede

kurulu

gönderilip

işkence..." (Keza, yapıldıktan Deniz İdarenin lira pek

s.117-123) sonra, İsmail Hakkı en Paşa l334 halde, gördü. kaybolmuş (1918) levazım Yarın ve Vasıf ne Hakkı Paşa olacağı ala-

Devletçiliğimiz, savaş bitince görevini daha parlakça yürüttü. "Mütareke bey Genel tâyin tüccara de idaredeki memuriyetine parası olup gelmemiştir. var olduğu tüccar Ekiminde, bedelinden

Müdürlüğe olundu. 125.000 o

Komutanlarının

seçkinlerinden

borcu karanlık

verilmediğini

bilinmeyen

günlerde,

olağanüstü

ısrarlarla

cağını alacağını nim

istiyordu. ödetti. şirket bir

İdarenin Bu arada durumuna

şeref

ve

haysiyetini bir proje hayırlı

korumak düzerek,

üzere idarenin...

tüccarın Anoetarz

ayrıntılı getirilmesi

olacağını

Bakanlığa

ti." (A.N., vazımı, ti

s.123-124) mütareke döneminde: alınırdı. ertesi günü vakit şüphe bey, her gün ibaret topraktan hattı İstanbul'a 30'u 131,133) iskelelerde üzerine boşalan bir zât acenteliklere tayin olunur, veya varsa itibar ve resmi gayrı resda 174) erher "İdarenin kömür gibi en yüksek leteâti edilmiş (Keza, kaabil bir pardaha 126) olmayan ocaklarda bey, safi tâton için yetmiş küsur kuruş Sinaniye toplayıp "Sinan Mukavelenamesi çekici

Böyle açılan kömürün

münakasasız satın bedeline, ol toz Sinan

zammedilmek gibi, "Paşanın alınan vapurlar yakmak hasılatın yin oğlu kömürler Trabzon suretiyle yüzde

eylemler geçmiştir." bulunurdu. istim kabuğu 131) İstanbul'a tutması

idarede olup, fındık

ocağından

iskelelerinden gelebildiler" olmak

(Keza, üzere

kendisinin

bir Baş Acente

ettirdi." (Keza Acente:

"Eskiden işsiz

mi,

yazılı

sözlü bir

bir bildiri

yahut İstanbul'ca vapurlara (Keza haysiyet Ticaret Odası

kayrılan heyetleri "Seyri babından

gönderilirdi. ve 175)

Başka "İdare, mahallin

kumpanyalar Belediye, en

acentelik ettiği anlaşıldı. "Sonra birleşip Sefâin seçilir." tüccardan acenteleri, (Keza

haysiyet erbabındân" seçildi. güzide

YERLİ

FİNANS KAPİTAL

Bir ülkede modern kapitalist üretimi ve dolayısıyla KAPİTALİZM doğması, o ülkede sadece "Zenginlik" veya mutlakça ve soyutça "Sermaye "nin bulunması demek değildir. Amerika'yı Batının S e r m a y e " gelişimi "Keşif" etti. Batı gericiliği, yurttaşlarına inanç baskısını arttırınca, sürü sürü Avrupalı varları yoklarıyla medeni insansız Amerika'ya kaçtılar. O ara, Eski Dünyadan Yeni Dünyaya birçok hazır -söz yerinde ise- "Sermaye"de göçtü. Fakat, ilk düşen bu "Sermaye" değerleri, orada hemen Batı Kapitalizmini çiçeklendirmek şöyle dursun, kimi yerlerde çöle yağan yağmur gibi çarçabuk suyunu çekti. Çünkü oralarda "Sermaye"nin sömürebileceği modern işçi sınıfı yoktu. Afrika'dan gemiler dolusu kara insan avlanıp Amerika'ya taşınması, işçi yokluğunu köle çokluğu ile karşılamak içindi. A n c a k köle emekçinin, hür işçiden daha az "kârlı" olduğu görülmekte gecikmeyince, modern kapitalizm gelenekleri ile Amerika'ya yerleşmiş bulunan "sermaye", köleliği kaldırabildiği yerde, yâni gündelikçi işçi sınıfını yayabildiği ölçüde, "çağdaş uyile Güney garlığı" yarattı. Kuzey Amerika'nın bugünkü yüksek zenginliği

Amerikanın alçak yoksulluğu bu açıdan incelenirse açıklanabilir.

Güney

Amerika,

antika

tefeci-bezirgân

medeniyetler

zincirinin

sondan bir önceki ROMA medeniyeti halkasının, en son rönesansı olan İspanya prekapitalizminin eline düştü. Antika sermayenin Derebeyi Devleti, bütün kutsallığı ile güney Amerika'yı hâlâ kul-köleleştirdiği için, o güzelim topraklar, miş" bulunan p r o n u n ç ı y a m e n t o [askeri darbe]larla kemikleşen geriliğin trajedisinden kurtulamadı. Yirminci yüzyılda, "Atı alıp Üsküdar'ı geçKapitalizm, finans kapital tekelciliğini o yerlere Kumsokar sokmaz, çökkün eski medeniyetlerin soysuz panyalar biçiminde

antika sermayesi, o finans kapital ile canciğer kuzu sarması oldu. Aynı gidiş, Çin'den Hind'e ve A v u s t u r a l y a adalarından Afrika'ya kadar her yerde, aynı sonuçları, çok değişik çeşitleriyle genelleştirdi. Sömürge, yarı sömürge, tâbi, peyk v.b. ülkeler dizisi sıralandı. Türkiye de bu araya sokuldu. Bu gidiş, gerek her geri ülkede, gerek Türkiye'de işçi sınıfının yokluğunu değil, yalnız yeterce hür olmadığını gösterebilirdi. O b a k ı m d a n , T ü r k i y e ' d e papağan v e y a Lafontenin Karga hikâyesin-

deki Tilki gibi: "Sosyal sınıflar y o k t u r " diyenler, nasıl " T ü r k i y e ' d e medeniyet y o k t u r " diyenler kadar yanılıyorlarsa, tıpkı sınıfı t u r " diyenlerle birleşirler. Bir de, o gibilerin, öyle, T ü r k i y e ' d e "İşçi uygarlık yokuygarlık" yanlı, y o k t u r " d e m e ğ e getirenler de, T ü r k i y e ' d e " Ç a ğ d a ş "Çağdaş

öncü, ilerici gibi adlar t a k ı n m a l a r ı göz önüne getirilirse, çelişmeler, bindiği dalı kesen hoca d u r u m u n u aşar. Sosyal sınıfsız t o p l u m d a " D e v r i m cilik", kumda bulutsuz gökten y a ğ m u r b e k l e m e k , yahut ç o m a k batmasın çelik o y n a m a k olur. Sosyal sınıf yoksa, "Devrimcilik" diye bilir!" nereden

çıkar? Devrimcilik varsa, " S o s y a l sınıflar" nasıl yok olur? "Erbâbı Olanların ye'de bize gösterdiği gerçek: yalnız bu S e r m a y e gibi antika bulunduğu, sınıfın tefeci-bezirgân

işçi sınıfının da Türkisermayenin

e g e m e n o l m a k t a n çıktığı Batı A v r u p a ve Kuzey A m e r i k a ' d a k i gibi " H Ü R " değil, geri kalan tutulduğudur. neye mal bütün d ü n y a d a k i (Asya, Afrika ve G ü n e y A m e r i k a ' d a bütün bir millet için ki) gibi, köle s a y ı l m a s a da öz T ü r k ç e O s m a n l ı deyimiyle "KUL" y e r i n d e Bu d u r u m u n , yalnız işçi sınıfı değil, "Batı" anavatanları ile, olduğu, " D o ğ u " s ö m ü r g e ve yarı

s ö m ü r g e l e r i arasındaki e k o n o m i k , sosyal, politik, kültürel ve ilh.. başkalıklara b a k m a k yeter.

Gerçek şudur ki, Türkiye'de 1908 öncesi de, sonrası da, işçi sınıfı yok değildi. Batılı finans kapital, kendi Anayurdunda edindiği tecrübeleri, (çok içli dışlı anlaştığı geri ülkeler sermayesini sanayileştirmemek ve yabancı sermayeye ajan ve kul etmek için) bahane ederek, Türkiye işçi sınıfını KUL durumundan çıkartmamak istedi. Kendisi yabancı sermaye kulluğuna çanak açan yerli sermaye ise, yedi bin yıllık halk düşmanı içgüdüsü ile, kendi ülke-

sini geri sömürge durumuna sokmak pahasına, yabancı sermayenin "işçi düşmanlığı" perdesi ardında, Türkiye'yi içine düşürdüğü açmaza bütün gücü ile katıldı. Bir yandan memleketi "kalkındırmak" sloganları attı. Ötede, memleket İNSANının çalışan sınıflarını, işsiz, aç, çeri-çoban kul durumundan çıkartmayarak: Yerli-yabancı son sözü memleketi hem kalkınmamış, hem yabancıya modern sömürge tekniğin hak(şimlirası). yaptı. Aydın kapıkulları da, aylıkları sağlandıkça slogankeşlikle geçindiler. sermaye-şirket tarihlerinin her sayfası en üzerinde çalıştırılan Türkiye işçi sınıfının, basit insan

larından uzak tutuluş ve kullaştırılışı ile doludur. Con A v r a m i d e s Bey, bütün vurgunlar, yüzdeler bir yana diki 2.000 6.400 TL) kuruş zam çıkmışken, ile 6.000 kuruşa 1000'den çarçabuk 4.000 kuruşa çıkarıldı." (şimdiki 9.600 Türk "15 Aralık 1291 tarihinde Con Paşanın maaşına idare istibdadı zamanındaydı. Herr Lek-

(A.N., T S S İ T , s.48) Paşa'nın binde biri

Bu, A b d ü l h a m i t keyfi

A n a y a s a c ı (Meşruti) hürriyet çıkınca, hiç değilse çekirdekten yetişmiş Con kadar Türkiye'ye yarar yanı görülmeyen ke'nin aylığı 14.896 kuruş (şimdiki 23 bin 833 T ü r k lirası) oldu. 1290 (1874): için "Kars vapuru ateşçilerinden İdare'i Aziziyye ("Eşsiz metelik bin ödenen örneksiz" kuruş ölmüş Hasan'ın Meclisinden, dilekçeci kalik),

17 T e m m u z karısı maaş kadına kıyasıya aylık tahsisinin bir defaya emeğin

verilmesi

yalvarıyor. olmadığından olmak üzere

İdare

"emsâli," mahsus

verilmesine altın

rar." (Keza)

lütfedildi...

Bütün bir ömür en son sistem vapur ateşi içinde Türk işçisine karşılığı, değil, her an düşüp k a l k a m a y a c a k o zabaşında bir ay

Müslüman

bakır " m e t e l i k " para mekten başka

ile, yani değeri

manki 10 lira (şimdiki:

1600 lira); yabancı s e r m a y e y e mal sipariş ettirHürriyet-Adalet-Eşit-

işi olmayan gayritürk-gayrimüslime masa

oturduğu için, altın para hesabıyla 23 bin 833 lira! lik-Kardeşlik çığlıklarıyla siyasi yetçi" İttihat ve T e r a k k i (Birlik ve İlerleyiş)

iktidara çıkan "Vatanperver", koyu "Millikahramanları, T ü r k milletine

bunu uygun görüyorlardı. Çalışmayan A l m a n , yabancı " g â v u r a " buluyorlardı da, ölesiye çalıştırdıkları Müslüman Türk'e v e r m e k için örnek (emsâl) bulamıyorlardı. Çünkü gâvurun ağası A l m a n finans kapitali idi; Müslüman T ü r k bir "amele parçası" idi.

ÖZEL S E K T Ö R , İ Ş Ç İ M İ Z İ N A L I N Y A Z I S I En " ç a ğ d a ş " Türkiye işçisinin alınyazısı, 1874 yılı hem yerli hem Devletçi sermaye şirketinde böyle yazıldı. Ondan sonraki işçi haklarının gidişi, iki çağda iki ayrı acıklılık taşır. I- İ s t i b d a t : Yâni, yerli s e r m a y e n i n zamanlarda, işçi hakları, uzun siyasi iktidarı ele g e ç i r e m e d i ğ i için yok yıllar "emsâl" bulunamadığı

sayıldı, landı.

ancak Genel

1304 Müdür,

(1888) Bakan Bey,

İdare'i

Mahsusa,

Deniz

Bakanlığına oldu. İdareden

bağMüdür 4687

Bozcaadalı

Hasan

Hüsnü

y a r d ı m c ı s ı A l b a y Sami buçuk kuruş alırdı...

askerlik maaşıyla

birlikte,

İdarenin T e k a ü t N i z a m n a m e s i

o dönemin

ürünü-

dür. O z a m a n ı n zihniyetine biricik örnektir. İşin en ağırını gören, en büyük tehlikelere göğüs geren m ü r e t t e b a t t a n - d e n i z işçi ve a d a m l a r ı n d a n y ü z d e 2 aidat da aldırdığı halde- iş başında uğradıkları büyük tehlikeler bir yana bırakılırsa emeklilik hakkından y o k s u n bırakılmışlardır. tine gidip gelirken hesabının son büyük sakatlık v e y a ölümü getiren çıkarılması bir miktarda Hizmekazalar bile kaleesas olarak kabul maaş alması pek

me a l ı n m a m ı ş t ı r . Otuz yıl hizmet karşılığı emeklilik için konulan formül, 10 yıllık maaş t u t a r ı n d a n 10 yıl sürekli edilmesi ve bir m e m u r u n pek s e y r e k

seyrek bulunması y ü z ü n d e n , yarı rastlanılmaktadır. aylık en az 100, 30 halde,

maaşı ile emekliye çıkarılmış olanlara

"Emeklilere okka rar lerin yetim askerlik bölümleri en ve ve

özellikle yetimlere kuruş kanunları İdare ve

ve dullara yazılı itişiyle

-bu gün olması, tekrar

2 ve

ekmek parası sivillik düzetilip

olamayanmemur dek

aylık bağlanması zamanın Emeklilik

emekliliği

tek-

değiştirildikleri

Tüzüğünün ve

tahsisat

şimdiye dulların

düzeltme

iyileştirme fiyatların

görmemesi, bırakılmış

müstahdememekliler ile yaman-

çok hak edenini, gadre yer, Aynı iktidarı

yazıldığı uğrayışları 51,52)

gibi yoksun

yükselmesi

oranında

laşmıştır." (A.N.: lamıyla siyasi bırakmasaydı) mesi, bütün 20. lûtfen, (kurulacak maddesi: yeni) idarede

II- Hürriyet 'te, yani yerli sermayenin "Meşrutiyet" (Anayasacılık) anele geçirdiği zamanlarda, aracı fermanlatılan Mahsusanın işlerine yok memurların edilecek"tir, şöyle düzülecek geri Ticaret (eğer üst üste savaşlar k a ç ı r m a m a k zorunda Şartnaeylemleri "Şirketin geçmiş Bey. uyŞartnamenin Kumpanyası Sandığı Demek: olan Nuri devleti tek asker taşıma kurulması işçi "İdare'i sandık bırakacağı bütünüyle 30. maddesi olanların, olan gemileri elden

hakkı olarak emeklilik hakkını tanıyordu. varolan edinilmiş diyor emeklilik almaya ise, Emeklilik der. katılmayacaktır"

haklarından Abdülehad tüzüğü hakları

hizmet süreleri Şartnamenin sebeple gunca had görünen sağlıyor. altından çıkarılmış

yazar:

"Şirkette kullanılıp

herhangi bir

çıkarılacak bırakmış

hükümlerine

oldukları

paraları

olacaktı." A b d ü l e (suret'i haktan) alma haklarını dolayı Fakaldırılıverince, olacak.

Bey

yorumluyor: bir madde! Üzerinden (İsterse olsun işçi)

"Söz yerinde Görünüşte yılan

doğruluk yolunda paraları yapma belâya almaya geri geri örtüsü

bıraktıkları derisinden tehlikeye ve

nakışlı yalnız

sakatlığından,

uğramasından haklı

bıraktığı parayı

izini bu

de

alamayacak. kabul kapsayan aç

Emekli emeklilik

filân

da gibi

olamayacak... Şirketin, ileride yapamayacağı (Keza)

Şimdiden bu

Hükümete aykırı (Abd.

şartları

ettiren

Şeytan

hükme

maddeleri Nuri: lukları

tüzüğü

besbellidir."

T.S.S.Î.T., kesilip

s.77,78)

"Emeklilerle yetimlerine muştuluyor."

ve dullarına geçim so-

bırakılacaklarını

DEVLETÇİLİĞİMİZ VE Yukarıki gidiş, sürüp giden, adım ederek yaptığı

MODERN

İŞÇİMİZ hürriyetin zoraki Devletçi-

hürriyetin özel şirketine göreydi. Ya başında özel

sermaye hazretlerine bin tövbe istiğfar

Devletçilik suçundan dolayı af üstüne af dileyen

liği zamanında işçi sınıfının durumu ne oldu? İşçi hakları, Hürriyetçi Özel Sermaye için kasap çengeline asılmış etti. Meşrutiyetçi (Anayasacı) Devletçilik, o çengele asılı eti, doğradı. ölüm kendi kıyma makinesi içine sokup ince ince Burada artık yerli ve yabancı sermayeler "kokteyli", A b d ü l h a m i t

gibi bir müstebitten de yakasını kurtarmış olduğu için, işçilere ölümlerden beğendirebilirdi.

31 Mart tepkisi atlatılır atlatılmaz, sermaye efendimizin sırtında yumurta küfesi yoktu; "Eşitlik ve Kardeşlik" (Müsâvat - Uhuvvet) bir y e m borusuydu. için: Devrimden tek amaç, "kâr"ın tek yanlı arttırılmasıydı. Bu da, çalışanlardan kesilip, sermayeye veya adamlarına yedirmekle olurdu. Onun Abdülhamit çağı denilen ve Millet Meclisinde "TENKÎH" maaş indirimi, şimdi "TENSİK "e düzenlemeye işlerinden 27. sapır sapır döküldüler. maddesiyle, "İdare geçen ve adı ondan maaşlı İşçi, azaltımı sözcük, memurlar, çevirildi.

müstahdem "İdare

Ötede yeni maddeleolabir Başbir ait mu-

burjuvaları ve kahramanlarını yeni yeni kadrolara yığmaktan çekinilmedi. Emeklilik Tüzüğünün Sandığın bakmak ait sonraki ve rinde görüldüğü kan alınıp sinden ve 3 ve ayırt üzere, idaresi Meclisi"ne Meclis devamlı

rak sandık idaresine üyeden sandık harcanmasına

üzere

üyelerinden seçilmiş idare

derleşik bir heyete; eylemler, tefviz 30. madde idare edildi. eminine

hesap Sandık şart

işleriyle gelen paralarının hesapları, idi. bir işleri aralık feshoenveznemeclis

memurlarından de,

hasebeci

edilmişti. Deniz

gereğince

emekliliğe

mazbatâlarının, "İdarenin lunması gibi eylemler cümenine idare

Şûrasınca

onaylanması İdare ait ard giderler

Bayındırlığa devrimler gibi, ve

bağlanması, emekliliğe ve gelirler ve

Meclisinin arda de gelen idare onaylama

olaylar yüzünden, müdürler veznesine dönmüş

muhasebesine TSSİT,

inceleyip

verildiği

bulunuyordu." (A.N.:

s.86,87)

1912 Balkan Savaşı, kargaşalığı arttırdı. Liman, şamandıra, vize, fener vergileri, boşaltma ücreti, kömür fiyatı, Anadolu Demiryolu İdaresine olan

borcun faiz, amortisman ödemeleri, Şirket'i Hayriye'den kiralanmış vapur bedelleri arttı. T a m sermayenin arayıp bulamadığı bulanık su furyası başlamıştı. Çalışanlara tırpan atmanın ("tensikat"ın) sırasıydı: de yapıldığı gibi, temizlik dışı olarak "Kadro karşılığı Lekke dışında idarede (Tasfiye) kalanların 82.100 dahi memurlar, yapılmasına 1327 başından gelişmeleri 90) kaptanlar, kertede girişilmişti." (Keza, konmasına para "Başka dairelerkimi s.89) dek maaşları çıktı. altına Herr konkanun çarkçılar arasında

1328 şubat sonuna için taahhütleri

kuruş" idare

bütçesine

"İdarenin bilet geliri

gelecekteki

masını sakıncalı gördü." (Keza,

1911-1912 yılları,

düşkünlerevi

hâsılatı

20.089.842 kuruştu.

Demek, işten atılanlara verilecek

şey, gelirin binde dördü kadardı. İdare her hangi bir simsarına yüzde beş, on vermeyi az buluyordu. Sokağa işinden atılanların alacakları, onu "mahzurlu" gören Herr Lekke'nin 2 yılda resmen aldığı aylıktan (59.582) ancak dörtte bir kadar fazlaydı. Abdülhamit'in Millet Meclisi, iç ödünç için, sermayecilere hem vatana yardım (iâne) şerefi, hem yüzde 15 kâr sunuyor idi. Aç bırakılan e m e ğ e yüzde 0,4 çok görülüyor, iratçı s e r m a y e y e onun 37 misli haraç ö d e m e k az geliyordu. Çünkü işçi sınıfından kesilen para, müdürler kastı emrine, Emeklilik Sandığı, idare veznesi emrine geçiyordu. Kısa günün (küçük savaşların) kârı bu kadar olurdu. B ü y ü k Savaş (Birinci Cihan Savaşı) sermayecilere neler s u n d u ? Yuhaklarına karıda azıcık işaret edildi. Paşanın olan şanlı devletçiliği Daha savaş hazırlığı oldu. başlarken, işçi

indirilen satır, levazımcılıği ile ün salan İsmail Hakkı (adı: " H a k k ı " olan) Ö n c e rötuşlar yapıldı: "O z a m a n a d e k kolay ve çaişçibürokratça işlemleri yarıya indirecek kertede

b u k " iş tutulacak, " Y a z ı ve d i l e k ç e l e r A l m a n c a ' y a ç e v r i l e c e k diye, g ü n l e r haftalarla lere, da memurlara bin türlü idarenin müstahdemlerinin, personelinin mesi, coşku b e k l e m e y e c e k " gibi genelgeler çıktı. A r d ı n d a n yem hele ve borusu kışın çabaları çalındı: "O dehşetli artmış.. fırtınalarda, her işin yazın günü boğucu yoksun gününe tarihlere dek idare memur ve sıcaklarvapurlar gerçekleşödüllerinden (Keza,

tehlikeler içinde her dalında

çalışmalarının

genelleşivermişti."

s.106)

Çok sürmedi. Uygulama başladı: "Birincisi: İdarenin memur ve müstahdemleri arasında birden 98, katma 5 ki, toplamı 103 kişiye birer pusula ile emekliye gönderildikleri bildirilerek, idareden bağları kesilmek suretiyle bir temizlik yapıldı... 103 kişinin defteri, tabii İsmail Hakkı Paşa'nın kendisince dürülüp çıkartılmamıştı. Paşa öyle bir arzu açıkladı. Muhasebe, -biraz da kişisel duygulardan soyut (mücerret) olmayarak, ve idarenin özel tüzüğünün bir memurun emekliye sevkindeki kayıtlarından paşayı haberlendirmeyi düşünmeksizin- bir defter düzüp anılan pusulaları dağıttı. Oysa, hiç kimsenin 30 yılı doldurup isteği bulunmadıkça, veya görevini yerine getiremeye-

cek derecede sakat ve hasta olduğu fence ispat olunmadıkça, emekli kılınamayacağı, tüzüğün 4. ve 5. maddelerinde açık açık yazılıydı. "Yüz üç kişinin içinde, idareye gireli henüz iki üç yıl olup, gelecekteki hizmetlerinin ne biçim gelişeceği belli olmayanlar bulunduğu gibi, 15, 20 hatta 28 yıl kusursuz hizmet etmiş kıdemli insanlar da vardı. Gerek bunlar, gerek pek azı 30 yılı doldurmuş olanların hiç biri emekliliklerini istememiş bulunuyorlar ve istemiyorlardı... İdare, güçlükle karşılaşan bir oldu bitti uydurmuştu. düzdü: iken, idarece azl ve ilgisi kesilmiş ve kesilecek Bunlardan emekliliği Ekmeği kesilenler sızlanmaya başladılar. İsmail Hakkı Paşa bunların t o p u n a azledilmiş gözüyle bakarak, aşağıdaki kanun projesini Kanun sureti: Madde 1- Seyr i Sefain idaresinde yüzde 5 ve yüzde 2 aidat bırakılarak hizmetli olanlardan emekliliği hakketmemiş olanlara, istedikleri halde, hizmet süresince verdikleri kesintilerin lilik aylığı bağlanır... üçte ikisi birden verilir. hak etmiş olanlara, dilekçeleri olduğunda tüzüğü gereğince yalnız emekMadde 2- Kesintilerin üçte ikisi verilerek idareden ilgisi kesilenler, bir daha idare hizmetine alınamazlar. 16 Ağustos 1330 (1914), 7 Şevval 1337. Sultan: Mehmet Reşat Mehmet Said, Harbiye Nazırı: yayımından sonra almışlar, veya Enver kimileri üçte BuMaliye Nazırı: Cavid Sadrâzam: "Bu bir aidatlarını aidatından (Keza, kanunun temizlik görenlerden

kimileri e m e k l i l i k l e r i n i d i l e k ç e l e m i ş l e r d i r . . . tümünü hatta aldıktan, emekliye ayrıldıktan

nunla birlikte, 2. m a d d e n i n h ü k ü m l e r i k o r u n a m a m ı ş t ı r . Ç ü n k ü , üçte bir çoğunu sonra tekrar idareye alınanlar, bugün hizmetli olanlar vardır (1926)"

s.107-109)

Demek, Devletçiliğimiz her zamanki gibi zorlu kişi olarak önden yürümüş, Kanun, A c e m şahının gemi istimi gibi arkadan çıkmış; sonra kanun öne geçirilerek, atlet kişi Devletçiliğimiz, birdirbir oynarca, gene kanunu yatırıp üstünden atlamıştır. Bu güneşin altında yeni hiç bir şey yoktur. Ve ne de olsa, çalışan yurttaşın ücretinden altın olarak kesilmiş paralar, kendisine kâğıt olarak geri verilirken, dahi, üçte biri aşırılmış olur. Ve Abdülehad Bey de acınır: "Acenteler de istatistiği gözyaşı Savaşı (özel sermayeciler) yapılamayacak kertede okunamaz, idare"den çok) Iâyuad ve lâ-yuhsâ Hesap (sayılamayacak, ayrıntıları Cihan yan kaptan ve para çektiler.

dökülmeyerek Fikret'in

görülemez. "(s. 111) "Hiç hizmetli olmaHal şu ki, idare, yapılması

"Hân-ı

Yağmâ"sını da geçti. ve i'tâ ediliyordu... terfiyelerin

kimselere..

aylık maaşlar tahsis yapılan

çarkçılar arasında

şimdiki maaşıyla

usulü

çıkarıldı.

Geceli gündüzlü görevini edilerek

her türlü

deniz tehlikeleri, çalışan Savaş

hattâ savaş muedinilmiş fipersoneolundolayı dolayısıyla bile zam

hataraları haklarından yatların linin madı. çalışan,

içerisinde yoksun aldıkları

yerine

getirmeye yönünden

hizmetliler, durumu Hayriyye

çalıştırılıyordu... pahalılık edildiği halde, gittiler.

olağanüstü bir kat zam

fiirket'i

aylıklarına

idarede bir para İdarede Keza,

Personel birer ikişer çekilip

yalnız askerlikten s.120,121)

vapur işlerini bilmeyenler kaldı." (A.N.: CİHANDA SAVAŞ

YURTTA SAVAŞ,

Ortaçağ toplumunun birinci karakteri HİYERARŞİ (silsilei merâtip), ikinci karakteri İMTİYAZLILIKtır. Askerliğin RUHu da, aşağı yukarı bu iki karakterini modern toplumda yitirmedi. Yirminci yüzyılın finans kapitali, o eğilimleri son kerteye dek geliştirdi. Birinci cihan savaşına sivil asker Osmanlı paşalarını gözü kapalı atıltan şey, budalalık veya cahillikleri değil, o sosyal sınıf eğilimleri oldu. Neron Roma'yı yangına vererek eğlenmişti. Türkiye'de kapitalizm lattıydı: şüyorlardı. de, mal kaçırmak için, Türk memleketi yangına vermekten elemanlar zenginlik sahibi başka, Ticarete teşvik etmek ve başka çıkar yol bulamadı. S a d r â z a m Talât Paşa, Hürriyet milliyetçiliğini şöyle an"Her savaşta Bu bakımdan, olmayan verdikten oluyorlardı; de dükendilerine vatandaşlar ise, insanca zayiât fakirlik ve zarurete Hâtıratı, s.31)

yurttaşları

kolaylık göstermek gerekli görüldü." (Talât

Paşanın

Gelişi güzel söylenmişe benzeyen bu söz, "Hürriyet" çağındaki devletçiliğimizin t ü m karakteristiğini ve en kestirme tanımlanışını verir. 1- Batıda kapitalizm en y ü k s e k tepesine ulaşmıştır. mümessili idi; çağının Bizde "Ticarete teşvik" deniyordu. Dil sürçmesi yok: y i i n değil, "Ticaret"in 2Fransa'da Kadim T o p l u m c a , S e r m a y e "Sanaçağdaş finans kapital ve emperyakanunları, devlet sanayii ka-

lizm ise, Türkiye'de sanayii değil, ticaret ajanlarını geliştirmek istiyordu. istibdat Colbert nalından kapitalizmi geliştirerek "Ulu Devrim "e kapı açmıştı. Türkiye'de, o iki etki (İç tefecibezirgânlık, dış emperyalist finans kapital) baskısıyla ilkin kapitalist devrimi yapılmış, sonra ecnebi sermaye ajanlığı anlamına gelecek ticaret, devletçiliğimizce "Teşvik" edilecekti. 3- "Yurttaşları ticarete teşvik" gibi genel bir yuvarlak lâf ediliyordu.

Bütün yurttaşlar tüccar mı olacaklardı ? Dinleyen söyleyenden ârif olmak g e r e k ! Şemsettin Sami lûgatında bile kötülenen bir avuç "Tüccar" zümresi teşvik görecekti. G ö b e k bağı olan batı kapitallerinde bulunan İttihatçı Türklerin ideolojisinin ülküsü: Daha iyisi b u l u n a m a y a c a k bir batı Türkiye'nin kapitalistleşmesi, kapitalizmi idi. E g e m e n elemanı T ü r k sermaye biriktirmeleriyle

olurdu. O zaman, Türk'ün sermaye biriktirmesi:

Önce emperyalist kapi-

tülâsyon cenderesini gevşetmekle, sonra batı finans kapitalinin geleneksel sâdık ajanları olan gayrimüslim kompradorların yerine geçmekle başarılırdı. Bu ortamı, emperyalistlerin birbirlerini gırtlakladıkları Cihan Savaşı yaratabilirdi. getirilebilirdi. kince neden işlemez oldular; uygulandı. o kadar baştan kara savaşa daldılar? Emperyalizmle göbek karşı "Kavgada şamara bakılmazdı": olmayanların Her şey kim v u r d u y a göçertilmeleri) kesNitekim Birinci Cihan Savaşı içinde K a p i t ü l â s y o n l a r fiilen "Tehcir" (Müslüman

Bunlar Türkiye'nin tarafsız kalmasıyla elde edilemez miydi? İttihatçılar bağlılığı vardı. Hürriyet burjuvazimizin uluslararası finans kapitale

bağımsız kalması, balığın su dışında kalması gibiydi. A m a , yalnız başına DIŞ etki y e t m e z d i . Hattâ "Panturanizm", " P a n i s l â m i z m " gibi A l m a n ithal malları bile, başka iç eğilimlerin kabukları sayılırdı. Asıl sosyal sınıf olsun "Ticarete teşvik" sloganı altında amacı, her ne pahasına olursa

yatan çabuk ve y a m a n "Özel S e r m a y e Sözde Birikimi" idi. 1- O zamana dek "Ticaret"in en büyük sıkıntısı dört y a n d a n akın eden bin bir çeşit mal rekabetleri Milletin rekabetiyle, kâr normunun düşmesiydi. biçimde mutlak mal savaş belasına Savaş, ansızın kıtlığı yaratırdı. herkes can bütün 2kesip, en y a p m a bir yol kanlı

Tüccar için bundan daha tatlı kâr ve vurgun ortamı d ü ş ü n ü l e m e z d i . başı sokulup, kaygısına düştü müydü, bütün varlar ve mal mülkler, sanki kendiliğinden, cephe gerisinde ağlarını natılıp kurup, devlet "Himâye" ve "Teşvik "leriyle dosermayeyle ekonomi ortak şirketler, merkezleri, fiimtiyazlandırılmış tefeci-bezirgân hele A n a d o l u ' n u n

nans kapitalinin kucağına düşecekti. 3- A n a y u r d u n , bütün Müslüman olmayan sermaye ve ajanlarının egemenliği altındaydı. Bunları azgın bir savaşın cöngül kanunu dışında ekspropriye etmek kolay değildi. Bay nüfus kaya, birliği bu Müslüman F.R. Atay şöyle yazıyor: yüzde "Birinci Dünya bunlardır), kırka Savaşından Anadolu'da ve Ne öncesi kilise Türk ve Çanişki, kayıtlarına 417) etmeleri göre (çünkü orantısı doğrusu

olmayanların yüzünden,

yaklaşmaktadır. "(F. A.: acıklı

"Birinci Cihan Kuvayı

savaşında Ermeni Milliye

kendi isyanları olmuştur... hareketi

Çar ordularıyla şeydir 418)

fâciası

fâcia

olmasaydı,

tutunamazdı." (Keza,

Ermeni kapitalistleri: İslâmlıkta faiz haram olduğu için, Türkiye'de Müslüman tefeci sermayenin, Osmanlı kuruluşundan beri "Sarraf" paravanası idi. Kanuni Süleyman çağında kesim düzeni (Mukaatalar) yayılınca, Yahudi "Dolap "çıların bezirgân sermayesiyle işbölümü yaptı; 19. yüzyılda doğrudan doğruya İngiliz dış ticaretinin İmparatorluk ve Orta Asya yolları üstün-

de imtiyazlı acentesi oldu. manlığı)

Nüfusun Ortaçağda yaşayan Anadolu köylüsü,

büyük çoğunluğu bir Müslüman'dan olacağına

üzerinde yüzde kırk azınlığın etkisi aktifti. Ermenilik, düşman dini (Müslübile etkisi altına sokmuştu: hakkı ydı"; onu yemekle aldığı ödüncü vermeyebilirdi, fakat sıkı günde başvurduğu çorbacının alacağı "Gavurun dolaşır. affedilmez cehennemlik inandırılmıştı. Doğu illerinde hâlâ "Ermeniler gitti, bereket de kalktı" sözü Bu ekonomik zemin derebeyi artığı

Böylesine nüfuzlu İngiliz Emperyalizminin ajanlarına; ancak A l m a n

emperyalizmi safında savaşa girilirse dokunulabilirdi. muzlu pozlarıyla Prusya

üzerinde; değme Holivud dram artistinin ağzını sulandıracak, yaldızlı, mahMilitarizminin yunker generalleri, devletçiliğimiz için büyük bir "rezonans" ve çekicilik elemanıydı. Böylece: "Servet" ve özel sermaye "Biriktirme" ülküsü, bunun için gerekli ekspropriyasyon hırsı, "Yurtta savaş, cihanda savaş" parolasını bir giyotin makinesi gibi işletti. Emperyalist savaşına katılış, düğün bayram olarak kutlandırıldı. A l m a n l a r ı n bir kaç ayda cihangir kesileceklerine, öyle iste-

nildiği için toptan inanıldı. Zafer y a ğ m a s ı n d a geç k a l m a m a k için, O s m a n l ı paşaları, barış isteyeni vatan haini görüyor, kablarına sığamıyorlardı. Cezaevi argosunda usta dolandırıcıların " T a v l a m a " dedikleri mekanizma zincirinden boşandı.

E T K E N : " K İ Ş İ " Mİ, " S I N I F " MI? Filistin, Erzurum, Bağdat ricatları, "Garp C e p h e s i n d e " d e ğ i ş m e y e n batak " S ü k û n e t " durumu Alman "Tav"larının ile paralelleşince, sırıttı... Kıtlık" getirdi; Panislâmizm, göre: 2Pantürkizm 1adlı içyüzleri Talât Paşaya (Talât Paşa, "Ziraatta 27) orduyu

çalışanların a z a l m a s ı . . .

"Subaylar tarafından... Hâtıralar;

kötüye k u l l a n ı m l a r " (Suistimaller) mamakla birlikte, tek yanlı dır. kere alınmaları değil, takıldığı A l m a n

ve halkı aç bıraktı... G e r ç e ğ e bakılırsa, paşanın iki teşhisi de, yanlış ol1- Kıtlığı yapan şey yalnız köylülerin asde sonra açıklayacağı gibi, ardına kendisinin

Emperyalizminin, Batı a n a y u r d u n u d o y u r m a k için, Türki(Vagonculuk vb.) 2- Kötüye kullanım yalnız suBelki bir avuç ordu

ye'yi aç bırakmasıdır.

baylar tarafından değil, ideal edindikleri sivil, asker herkesi kapitalistleştirecek olan "Harp zenginliği" tarafından yapılmıştır. ilgilisi de, o ara müteahhit ve tefeci bezirgân güruhu ile kaynaşarak işverenleşiyordu. Talât Paşa'nın açıklaması da bunu gösteriyordu: Cephelerdeki fiye çalışılıyor subay zâyiatı, ve açılan bu Onları geri gerideki yerlere, 28) kıtalardan vaktiyle ve alınan subaylarla olan çıkartmak, telâsumükâ-

emekliye ordudan

çıkarılmış

baylar getiriliyordu. fatlandırmak olacaktı."

çağırmak

(T.P.H,

Subay için, devlet

çoğunluğunu, gerekti; tam hazinesinde bunun

hele emekli

genç

subayları,

vurguncularla

hiç

karıştırmamak İttihatçılar m a k " için lanımları şikâyet larına rekete zalandırılmak ve son

döküntülerini yamaklığına

"Mükafatlandırmamak" bırakmak gerekmezdi. namusunu örneği kurtarce"Kötüye kulolarak fakat kendi öyle bütün adambir hasonuçsuz

vurguncu tersini ortaya

yaptılar. çıkan

"Hamamın ibret

kabahati o r d u y a yüklediler. T a l â t Paşa diyor ki: olumlu biçimde subaylar, teslim Hakkı bütün ve İsmail ileriye üzere derece Savunma geniş ki, Bakanlığına kalıyordu. vermiş makamlarca ediliyor, Paşa, kudretini

ricalar sonuçsuz sivil 29)

yetkiler

geçirmişti

sürülen

iddialar

kalıyordu..."

(T.P.H.,

Aslında, temiz T ü r k subayı bütün o dalaverelerden habersizdi. gibi dövüştüğü savaş cephelerinde m â s u m kanını

Koçlar

oluk oluk akıtmasaydı

ve olanları bilseydi, vurgunculuklar o kerte rahatça kol gezemezdi. Talât Paşanın kendi açıklaması, geride çapulcuları iktidara getiren şeyin, "Cephelerdeki s u b a y zayiatı", olduğunu itiraf ediyordu. Sistem: vi, tâ İsviçre'deyken S ü l e y m a n Nazif'ten dinlemişti: ürpertici "Zeytin Dağı" destanını vurgunculuktu. Sivil-asker birkaç paşa o sisteme yalnızca maşaydı. A h m e t BedeFâlih Atay'a tüyler ilham eden şanlı, "Suriye-Lübnan-FilisPaşa, bir ipek vurgunkulağına kaçınca

tin-Ürdün-Arabistan gibi bugün her biri ayrı bir devlet olan) nice ülkelerin sorumsuz diktatör saltanat naibi A h m e t Cemal culuğunun kahramanı olmuştu. V u r g u n u n dedikodusu

küplere binen Cemal Paşa Hazretleri, zamanın İçişleri Bakanı İsmail Canpulat beyefendiye şunları yazmıştı: "Bana, meselesi kabahatleri yanların patlatmak pek belgeli alışverişinden yalnız değil, için namus olarak haber komisyon emri ve verdiler ki, aldığımdan yerine alçakça sen, konu tecavüz kimi mahfillerde açıyormuşsun: başka bir şey edenlerin ipek Ben olma-

aldıkları tabancasını

getirmekten

şerefine

kafalarını

kullanmasını

bilenlerdenim."

Cemâl Paşa'nın konu ettiği emri veren asıl "saldırgan" kimdi? Onu zamanın Başbakanı Talât Paşa'ya da gönderilen şu mektupta okuyoruz: "Bana savunma riniz İhtilâl riniz) cür'etine haber ve veriyorlar dostlar ki, mahûd olmak arkadaşlar ipek meselesini, ortaya atmış uluorta yine ve bana karşı korunma amacı ve üzere Bedevi: hazır yiyicileettirmek

aracılığıyla

arasında

konu

kadar ileri gitmişsiniz" (A. Belge)

Osmanlı

İmparatorluğunda

Hareketleri, derken,

Böylece, Ordu Paşası, sivil Talât Paşaya "Tufeylileriniz" (Hazır yiyicileözellikle vurguncuların nerede bulunduğunu anlatıyordu. "İhvan ve rüfeka" (Dostlar ve arkadaşlar) sözcükleri, "Maşrık'ı âzam"ı İn-

giliz Kralı olan milletlerarası finans kapital gizli örgütü Farmason localarının argosunda hiyerarşi kerteleri idi. Her şey o hiyerarşi içinde dönüyordu. Cemâl Paşa, vurgunun olup olmadığına değil, uluorta (açıkça) konuşulmasına içerliyordu. Asker kodamanlar mı, yoksa sivil kodamanlar mı daha çok vurgun sağladılar sorusu, şimdi T ü r k milleti için önemce sıfırdır. İş, Türkiye'de vurgunculuğun bir sistem olup olmamasıydı. Kimse sosyal sınıf determinizmine aldırmıyordu. hürriyet caksın, sisteminin harp zengini Herkes y a ğ m a y a seyirci, gereği budur, olacaksın, devlet seni birbirine düşmüştü. Kodamanını (teşvik ve himaye) Egemen çalamekanizsayılıyordu: bulup

masıyla kışkırtacak.

Böylelikle "Servet" birikerek "Çağdaş uygarlık" ilerle-

me ve birlik (İttihat ve Terakki) yolundan ülkeyi kaplayacak! Sonra tarih önünde dımdızlak kalınınca ağız değişecek. Türkiye'nin padişahları alaşağı edip, yerine geçeni tahtında titreten en büyük önderi, ihtilâl lideri, bütün suçu iki ordu paşasına yüklemek isteyecekti. Şaşıyorsunuz: Alt yanı bir kötüye kullanımcı levazım paşası neden bunca dokunulmazlık kazanmıştı? Talât Paşaya kalırsa, başkumandan vekili Enver Paşa Hazretleri: "İsmail Hakkı Paşa olmaksızın... iâşe (beslenim).. Savaşa devam imkânsız" demiş. Devletçiliğimizin Ortaçağ hiyerarşisi mi engel? O yârimin eski huyudur: Kapitalizm "İndividüalizm'i" (Kişiciliği) bunun için icat etmişti. Düzenin bütün günahları bir "Kişi "nin sırtına yüklenir; sonra o günah tekesi kesilip, yerine başka "Kişi" geçirilir; kişiler değişe dursun, sömürme sürüp gider. Bu metodun açık örneği kafalara yerleşmiştir: İsmail Hakkı Paşanın azli de 39) diyor, "Başka bir çâre bulunabu düzensizİsBu "Topal madığından imkânsız olduğundan, kahraman Talât.

likler uzun zaman sürdü." (TPH,

mail Hakkı Paşa" denilen kişi kör şeytan mıydı? Hayır. Yoksa saf İttihatçılar dalgınlıkla Topal Şeytan Paşa'nın nasıl "kişi" olduğunu mu bilmiyorlardı? İnsanlar yalan gördüklerini "26 Haziran at 2 manın mail ileyhin sorular padişahın Hakkı 1328 söylerken tarih yargıcını kolay unutuyorlar. Sarayda saZamumabir sürü

bir fotoğraf gibi günü 3 İttihatçı ile olan Bakan

gününe çeken (en başta baskın

Lütfü Simavi yazıyor: daha doğrusu sabah Telgraf Bakanı uğruyorlar. dolayı Meclisinde Levazım Talât)

(1912) gece yarısından sonra.. baş kâtibine (kamu Şevket paçavraya

raddelerinde

Posta

mâbeyincisi Paşanın

yaparca

İçişleri Bakanı âmiri açılıp,

"Hacı Âdil Bey söz alarak, hırsızlığından) Millet Paşanın

Başkanı İs-

ihtilâslarından Mahmut

sıfatiyle"-

müşârünileyhin

çevrileceğinden"

konuşuyor.

(Lütfü Simavi: Gördüklerim, c.II, s.71) Demek İttihatçılar, yabancı sermaye şirketlerine karşı doğru ve

bağımsız davranışı y ü z ü n d e n

kurşunlanmasına

göz yumacakları

Mahmut

Şevket Paşayı, bu iğrenç şantajla yıpratacaklardı: İsmail Hakkı KİŞİ çala-

cak,

Mahmut Şevket KİŞİ çamurlanacaktı.

İşte,

hırsızlığı yıllarca önden

bilinip silâh gibi kullanılan bu İsmail Hakkı Paşa, Cihan Savaşında Türkiye halkının besi diktatörü yapılacaktı. Onun için en büyük diktatörün en küçük diktatör önünde liği Topal Şeytan: kafası keldi. Bâbil çağından kalma devletçilikle, "tencere tencereye götün kara" diyemezdi. Bu şeytanca kördüğümün ipHalka karşı ne kadar

" V a t a n d a ş l a r ı Ticarete T e ş v i k " prensibi idi. Tefeci-

Bezirgânla karmaşık finans kapitale öylesi gerekti.

yüce bağımsızsa, dayandığı kümeciklere karşı o kadar, ölüm pahasına da olsa emir kulu olmak devletçiliğin diyalektiği idi. "O mâhiler ki, deryâ içredir, deryâyı bilmezler" d u r u m u n d a bulunan paşacık ise, başı dara geldikçe sebebi kişi lerde arıyor; İ.H. Paşanın " İ m k â n s ı z l ı ğ ı n ı Enver Paşa'da buluyor: " E n v e r Paşanın istifası.. kimse bunu kabule cesaret edem i y o r d u . " (TPH, 29) diyor. Herkesi korkutan, Enver Paşa'nın Kayzer Wilhelm bıyıkları mıydı? Hayır. O bıyıkların ardında pusu kuran, içeride dost, dışarıda d ü ş m a n kılıklı Batı Emperyalizmiydi. değil "Enverland: Almanya'dan Enver gelen vagonların adresine; bu"Türkiye" ülkesi" yazılıyordu. Emperyalizmin Orman, gemi

Türkiye içindeki sadık beşinci nunla övünüyordu.

kolu tefeci-bezirgân örümcekler ağı

Paşalar, beyler göze çarpan ağaçlardı:

azıya alıp ordulaşmış kötüye kullanım (suistimal) sisteminin yerli yabancı finans kapital oligarşisiydi. Bu acı gerçeği, başka hiç kimseden değil, İttihatçılığın en "harama uçkur çözmez", yakın dostunu aç görünce devlet parasıyla kayırmış o l m a m a k için cep saatini veren en idealist Talât Paşadan daha iyi hiç kimse anlatamazdı.

İAŞECİLİĞİMİZ Birinci Cihan Savaşı sonunda, İttihatçılar Harp Divanının şu ithamı ile sorguya mur edilen yeti kellerine (TPH, çekildiler: ve "İttihat ve Terakki merkezince besi (iaşe) Meclis-i kurmuş ve ve Umumi olduğu ve ilkin ticaret işlerine mekabul teedilen ve sonraları sonra halkın sayısı memurluğu Kongrede işlemlerini

İstanbul ondan alarak 137)

delegesi Kemâl beyin kimi şirketler varını belirli yoğunu kişilere

bir tüccarlar hekamu

cemiyetlerle adı anılan

ellerinden

almış

olmalarından

zenginliklerinin

şirketlere

aktarılması" kaçarken Malta'ya biçim-

...Buradaki

Kemâl

Bey'i, Talât

Paşa T ü r k i y e ' d e n İngilizlerce

kendi yerine İttihatçı kral nâibi gibi bırakmıştır; Kemal Bey Kuvayımilliye hareketinin sürülmüştür. daima de, temiz bakanlar ilk günlerinde Talât Paşa, kalmıştır.. iffetlerini büyük roller oynamıştır; şöyle savunuyor: hiçbir (THP, Avrupa'nın korumuşlardır." ülkesinde 32) "İttihat ve Terakki Cemiyeti

rastlanmayan

Batılı hocalarından öyle ders almışlardı: Önde "İffetli" bakanlar paravana olacaklar; arkada "iffetsizlik" sermaye biriktirecek. "Şehir vaş Emaneti (İstanbul İstanbul Belediyesi), Avrupa fiehiremini Kemâl şehirlerinde (Belediye bey ve ve Millet için o "İffet" olduğu gibi dükimi, yoksa bu "İffetsizlik" mi daha yararlıdır? Paşa "İffet"i şöyle anlatıyor: zenli bir örgüte sahip yıllarında üzere milerini zetmek hububat satın olmadığından, yetkili almak, Başkanı) üleşimi idi. ilk saişini göBu bütün gece işleişişi

mümessili

arkadaşlarından

ekmeklerin sıkı idi.

pişirilmesini

kullanmıştır. ve kişice

Çünkü (şahsen) ve

Kemâl bey, yapmıştır.

komitenin Fakat,

merkez idaresinin

yetkili mümessili olarak çeşitli loncalarla ri kendi adına milli düz seler, seler, lemleri Şehremanetinin çalışmışlardır. yukarıda bu, gerçekte kontrolü altında

bir temas halinde

Kemâl beyin

Kemâl bey ve arkadaşları bu ve kişiliklerini ruh 138) tanımayan durumunda

bir görev saymışlar yaptığım

karşılığında açıklamalara

hiçbir şey beklemeksizin inanabilecek

günkimdeğil-

Bunlar gibi

düşünmeyen

hiçbir değişiklik yapmaz. "(TPH,

Anlatılan "Ekmek elde sikkeler paraya ekonomi

milli görev nasıl tutarını şu Örneğin, paralar)

hiçbir şey beklemeksizin yerine getirilmiş? sıra hatırlayamadığım satılması gereken bu fiyata olan halkın Bunun paraya satılmıştır. pek büyük kazanç 55 bir ekmek, satılamadığı Bu bu parayı candan içindir 2 paralık gibi, büyük

satışından, (basılı da

edilmiştir.

57 paraya için 60

varolmadığından kişilikler, öte

satılamayacağı edilmiştir. biçimde şirketler

satıştan

paralar elde ucuzlatacak sermayelerle

İlgili

sahipsiz yandan

bir yandan ihtiyaçlarını ki, özel

hayatını

canlandıracak, sarf etmeyi yaratılmıştır."

düşünmüşlerdir. (TPH, 138)

Devletçiliğimiz hep böyle, sıkı zamanda halkı haraca bağlamaya "ucuzluk" demiş, o devlet eliyle alınmış haracı özel kişilere bağışlamayı, "ekonomiyi c a n l a n d ı r m a k " saymıştır. çiliğinin etmekle artırmak carlar rik... ve amacı sayıları değil, çok meşrûdur: sınırlı Şirketlerin içindir ki, kimselerin zenginlik Ucuzluk uğruna banka kurma devletkatıldığı bu şirketlerin engel ve zenginliğini istemişti tahYahudi tücoyunu "Kemâl bey ve arkadaşları böylece hareket biriktirmelerine olmuşlardır... ile (TPH,139) olmak

(!) İşte bunun Tahkikat..

birçok kişiler (Müslüman, düşman sırf kişi çabası gerekmiştir."

Hıristiyan

girişkinler) onaylamakla

kendilerine tanımak

Kamu

Kemal beyin

var etmiş olduğu bu giriş-

kinlikleri

Hiç tökezlemeden yapılmış savunmaya paşanın kendisi inanmış mıdır? İki paralık "sikke" bulunamadıysa, her gün ayarlanan gramaj, yahut paçal yapılmaz mıydı? En fukaranın ekmeğinden çalarak, "Sayısı sınırlı" kayrılmış kişi ve şirket sermayeleri türetildi. "Milli Mahsulât Şirketi", "Milli Kantariyye Şirketi", "Milli Ekmekçiler Şirketi" ve "Milli İktisat Bankası"

harp zenginliği, devletçiliğimizi büyülttü.

Bu devletçiliğin özel sermayeye

aktarılışını gören paşa, ördek yumurtaları üstünde kuluçka yatmış tavuğun, yavruları suya girince gösterdiği şaşkınlıktan kurtulamıyor: Bu lu'da men, (TPH, le retle tedbir usulü 31) hiç sayesinde dairesinde "Yurttaşa bir sayesinde, halkın çıkar köylünün edildiği geçmemiş refah büyük için ve ölçüde milli normal korunmasına biçimde ve Anadorağbiticaettiler. milli şirketlerce idare bir zenginlik birikmesine dolayısıyla Fakat, ve dostları,

uygulanamamıştı" sonraları

sağlamak prensibi kurucularının, güçlendiriyordu. akrabaları 32) yakın halde (TPH,

olsa,

düşünmemelerini kimi kişiliklerin olmadığı

aynı prensip Ve bu da

hiç bir ilişkileri,

ilgileri

büyük zenginlikler elde

bütün güvencini sarstı

İş olacağına vardı. Küçük mülklü üretmen halk, geniş ölçüde ellerinden çıkan zenginliklerin, birkaç tekelci kodaman imtiyazlının elinde "Biriktiği"ni gördü. O birikiş ve mülklerin el değiştirişi iki sonuç verdi: 1- Cumhuriyet ile birlikte o birikmiş sermayeler yeniden özelleştiler (Milli İktisat Bankasının, İş Bankasına katılması gibi). 2- Cihan Savaşındaki o ekonomi gelişimi, Osmanlılığın şimdi inkârı oldu. Eskiden her kuruma "Osmanlı" etiketi başlayacak, konurken "Milli" başlığının geçirilmesi,"Mütarekede "Müdafaai

Hukuk'u Milliye" ve "Milli Mücadele" deyimlerinin müjdecisi oldu.

VAGONCULUĞUMUZ Osmanlı İmparatorluğu "Cihad-ı Ekber: Ulu Kutsal S a v a ş " ile milleti ayaklandırmış, çadırlara yığmıştı. Ordu beslenecekti. Ayrıca emperyalist savaş demek, geri ülkenin ileri anayurtlara kurban edilmesi demekti. Alman emperyalizmi Göben ile Breslav gemilerini Y a v u z ile Hamidiye'ye çevirtmekle, koca imparatorluk devesini bir tutam ota hendekten atlatmıştı. Şimdi sıra, A n a d o l u halkının t o h u m u n a dek yiyeceğini çekip, kendi inine taşımaya "Hemen gerekiyordu. malzemesi ihtiyaçlarına tada iki ve gelmişti. tümüyle Büyük vagon kayırmayı taşıt işlerinin, ısrarlardan teslim (tahsisi) karşılığı bir etti. şart 29) deve, eşek veya ordusu vagonların O kol kağnı ile yapılması kimi şartı taşıt kendi geri Hafbir sonra, Alman nihayet bu

Ancak bu koşmuştu. "İmkân sattığı,

bir kısmını yoktu":

sırada imkân özel bizim

çevirmeye imkân yoktu." (TPH, boş v a g o n nasıl Vagon memleketi soyup

vardı ancak Paşa

olarak,

beşinci

sermayenin

bedava

devletçiliğimizle "İmkân-im-

açıklanabilir.

semboldür. Banka"ları: örgütleri

mantığı,

kânsızlık" deyince durur. İâşe y o l u n d a kurulan "Milli Ş i r k e t l e r " , "Esnaf C e m i y e t l e r i " , "İslâm ye'deki acente ve casus Y a b a n c ı finans kapitalin T ü r k i girmiştirler. Hepsinin durumuna

taptıkları çiftliğinden hürriyet kredisi yük yordu. lerin alınıyor

emperyalist daha her

tekel:

"Almanya kumpanya, köle "(O

ve Avusturya koca

Satın

Alma

Şirketi "di r.

Bu tek y a b a n c ı paşaca: malı dilediği

imparatorluğu, Milli banka besi iki, memlekette Milli ve tedbirler

sömürge biricik alıcı ve tarım bügeçmiyünsatın

m a s r a f s ı z bir

ülke y a p m ı ş t ı r . alabiliyor... bütün Cephane sayısı, ve

kahraman,

diktatörü

ecnebi şirket), alınan

(olduğundan),

fiyata veriyor.

kurumları suiistimallere Bunlar da, taşınmasına ve

bulunmadığından, meydan tabii, ne

yalnızca üçü Vagon

maddeleri

taşınımından

tasarruf edilen yetmiyordu. (TPH,

vagonların İltimas 30)

haftada

Adana'daki pamukların, imtiyaz

ne Ankara'daki başladı.

satılıyordu."

Paşalarımızı tek üzen şey: î â ş e işlerinde olduğu gibi vagon işinde de, milletin soyulması, memleketin satılması değil, eski profesyonel "Tüccar" zümresi dururken, y a ğ m a y a yeni zıpçıktı vurguncuların el koymaları idi. Y a b a n c ı sermaye, klâsik tefeci bezirgânlarla uğraşacağına, devletçiliğimizin buram buram yetiştirdiği "İhvan ve Rüfeka" kadaşlar] misyonlarca sebep oldu... mallarını veya adamlarıyla suyun başını [sadık dostlar ve arBütün yurdu, "Kokesiveriyordu. Millet tahsis 30)

" K o m i s y o n " adı altında uşaklaşmış kapıkulu ajan ağlarıyla sarmıştı. yapılan insafsızca hiç bir taşıyordu." işlemler... vagon (TPH, Meclisinde Tüccarlara edilemiyordu.

gensorulara Şirket kendi

muntazaman

Böylece, yabancı sermaye, devlet içinde imtiyazlı devlet oldu. "Vagon ticareti", devletçiliğimizi Alman emperyalizmi emrinde vurgun sistemi kurmaya götürdü. Ülkeye bu hürriyeti getiren kahramanların aldıkları her tedbir, yangına su yerine petrol sıkan itfaiyenin yaptığına benzedi. Talât Paşanın, sanki bir tabiat âfetinden konu açar gibi serinkanlılık ve sorumluluğu hiç üzerine almaksızın anlattıklarına göre, Devletçiliğimize sırtını yaslayarak yapılan üç basamaktan Dalaverecilik, birbirinden daha kötü sonuçlar veren geçerek anıtlaştı. En büyük ordu derebeyi (Başbuğ Enver Paşa) Hazretlerine yalvardı. veya 1 iki milyon vagon liraya için yakın) Paşa Hazretleri: Her vagonun "Eski he-

1) BİRİNCİ B A S A M A K : Vali men.. yayılırdı. yaştan, beyefendi, 5 bin (TPH, Enver Paşa bir lira 30) (şimdiki

ve mülkiye ağaları (Vali vb.) kanalından v u r g u n u n ilk açılış töreni yapıldı. dostluk gereği kendisine verdi.

çıkar sağladığı

ortalığa

Demek devletçiliğimiz, her mahallede bir milyoner yetiştirmek için her Demirkıratlığı beklememişti. Millet Meclisi ç e k i ş m e l e r i n e dek bulaşan yağ2) İKİNCİ BASAMAK:

ma rezaletleri ö n ü n d e , Başvekil Talât Paşa, Başbuğ Enver Paşa Hazret-

lerine rica şimdiki nin

minnet etti. oradan

B u g ü n k ü "Tahsis "lerin atası olan v a g o n kalmış elinde olmalıdır: Sıraya kimlerin

istekile çok an-

lerinin, hiç değilse bir sıraya k o n m a s ı n ı sağladı. " N u m a r a " s ö z c ü ğ ü n ü n anlamı gireceği en da kimlerin sıra kuracağı, gene o iktidar d e r e b e y l e r i ile h a d e m haşemleri[hizmetkarları] gene ki: o idi. Çarçabuk "Numara dileyen ticaretle tüccar oldu. hiç ilgisi sırası"na Bu yol ayaklanan laşılmıştı kazanıyordu." numaracılığı 30)

"Tüccarlar değil,

olmayan

kimseler para

(TPH,

Kayırma ve buyurma devletçiliğimizden başka sonuç beklenebilir miydi? Talât Paşa, sanki milletin profesyonel tüccarlar tarafından soyulması farzmış gibi, tüccarın v u r g u n u y a p a m a y ı ş ı n a pek hayıflanır! 3) Ü Ç Ü N C Ü B A S A M A K : yor Paşa, rinin yazlar Böylece şiye şimdiki ağabeyleri bağışlandı. hem münhasır İkinci "Tedbir de bir netice v e r m e y i n c e " , diDevlet T e ş e k k ü l l e imtikiiç alma hakkı tanındı. için, koyu devlet tekelciliklerine satın de (TPH, hem kazancın 30) sözde " K o o p e r a t i f " v e y a "İktisadi s a y ı l a c a k büsbütün "Yalnız Demiryolu rekabet bütün altına İdaresine

Almanya'ya kalmayıp, (Himaye)

edilecek, memlekete

bir iki

yaygınlaştırılabilmesi

ticaret koruma şuyor Paşa

alınmış olacaktı."

Böyle

konu-

Hazretleri! prensip: T ü r k milletinin yarasına m e r h e m o l m a k de-

Ve g ö r ü y o r u z ,

ğil, her ne pahasına olursa olsun "Ticaret "i " H i m a y e " etmekti. Ticaret kimdi? Dış A l m a n finans kapitali yeydi. dan Topal mail öte rek ile onun iç acentesi olan yerli sermabildiğimiz A l i c e n g i z o y u n u n halk kuzusu amansız kolu "İsgark çeybundan Onun devletçiliğimizle " K o r u n m a " s ı ,

başka türlü gelişebilir miydi? Kurdun ağzına İsmail Hakkı yandan idi... milyar Hakkı Paşa himaye lira) bir Paşa bir Hazretlerinin aşırı kimseleri 10

teslim edildi. "Askeri D e m i r y o l l a r ı İdaresi", Enver Paşanın sağ kayıtsız şartsız e m r i n d e y d i . sayesinde boğuyor fazla yere) (yok halkı (ihsanlara (bugünkü zarar bağışlara milyon fuzuli yandan ettiği İdaresi gayretkeşliği

eziyor,

ediyor)

Demiryolları (TPH, 31)

liradan

kâr sağladığı

halde,

çok yüksekti." Yaşı daha

benzemesin:

Gelmiştik, bugünkü İktisadi Devlet TeşekküllerimiTürkiye'de alikıran toz koparan yetkili, en kanlı

zin boyuna zarar eden m u a z z a m kârlarına! Yukarı ki satırları yazanı, bir unutmayalım: zılgıtları acımaksızın güden bir devrimin ve hükümetin başıydı. Milyonlarca insanı gözü kapalı ölüme süren bu adam, bir A l m a n şirketi ile, bir Osmanlı paşası birleşince boynu kıldan ince bir yüreği yufka gözü yaşlı âciz kesiliyordu. Çünkü kafa yapısını çizmiş "Ticaret" adlı sosyal sınıf determinizmi ondan güçlüydü. Bu açıdan d ü ş ü n d ü ğ ü ve davrandığı için, kendi

"Cemiyet" sayıyor,

dediği "(Cemiyet

İttihat

ve

Terakki yalnız 32)

"Kast "ını ikisi veya kanısını

zemzemle üçü halkın

yıkanmış duygularını Dadiyor. nasıl bir "Büyük iş-

üyelerinden)

incitecek hareketlerde bulunmuş" (TPH, ha fecisi, yahut gülüncü, sözünü lerle uğraşan için yabancılar da yazmıştır. bunu Ne Belki o satırları, A l m a n y a ' y a yaranmak

savunabiliyordu. 32)

ispat için gösterdiği tanıktı. inkâr edemeyecekler" (TPH, olsun, koca olan Der ki: 2

sığındığı olursa

zaman, emperyalist kodamanlara imparatorluk, Paşa

"Yalnız" 2 veya 3 tane kişicikle kıskıvrak bağlanırdı? Attığının tutmadığını yetin siyasal gidişinde kendisi hiç bir de sezer gibi nüfuzu Hazretleri, sayfa sonra, önce yazdıklarını silmeye çalışır. Her üçü de değerli vasıflara mâliktirler." (TPH, talan edilmesinde hiçte ve İmparatorluk "Bu üç kişinin cemiisterim. İt3 kişinin:

olmadığını 33)

kabartılandırmak veya

tihatçı C e m i y e t i n e nüfuzu var mı, y o k mu orası önemsizdir: Türkiye'nin Cemiyetinin aldıkları haraç mezat Bir satılmasında nüfuzsuz olmadıkları, sonuçtan bellidir.

sosyal sınıfın bir toplum içinde etkisi öylesine aldatıcıdır. En büyük aktör, ne yaptığını bilmez, en çok yerdiğini, "Kıymetli vasıflara mâlik" diye övmekten kendini alamaz. Kâzım Karabekir Paşa Hazretlerinin "ŞARKILI İBRET"leri gibi, hem güldürür, hem ağlatır böyle" İ B R E T " doludur sosyal sınıf determinizmi.

III. CUMHURİYET A. SOSYAL EKONOMİ SANAYİ NEDEN sosyal EKSİK? sınıfların

BÖLÜM KAPİTALİZM

ÇAĞINDA

Türkiye'de

yok olduğunu

öne

sürmek:

Türkiye'nin "TIME", küstahça Sayın

barbarlık çağında yaşadığını Mustafa bir

söylemektir.

Henüz A m e r i k a ' n ı n Türkiye'de

kapak biçimine dek her şeyi aynen taklit edilen en ünlü dergisi: Kemal'in " V A H Ş İ " olduğu gibi aptalca, aynı z a m a n d a ileri sürdü" (Cumhuriyet, 11 Nisan 1965) iddiayı deniyor.

basınımız, Batılı dost iddialarını "Atatürk'ü küçültücü" buluyorlar. Doğrudur. Çünkü, değil bugünkü Türkiye'de, 50 bin yıl önceki y e r y ü z ü n ü n Fakat, bilgin dahi hiçbir yerinde, bilimsel anlamı ile "Vahşi" kalmamıştı.

pozuyla dün ve bugün hâlâ geğire geğire: Türkiye'nin sınıfsız bir toplum olduğu üzerinde " İ d e o l o g l u k " yapanlar, o iddiaları ile T ü r k milletini medeni olmayan bir toplum d u r u m u n d a gösterirlerken " K ü ç ü l t ü c ü " olmuyorlar mı? Bu bakımdan, yerli "ideolog"larımız en az T İ M E dergisi kadar, "Aptalca ve küstahça", demeyelim, yalnız bilim dışı davranıyorlar. Türkiye toprakları sınıflar vardır: üzerinde, baş Diyarbakır ve göstermiştir. Kayseri dağlarında Sümer Medeniyet tefeci-bezirgân " T a m k a r a l a r ı " (Bezirgânları) maden almaya geldikleri günden beri sosyal Medeniyet sermaye ile başladığına ve Türkiye, cumhuriyetten önceleri dahi medeni bir ülke bulunduğuna göre, elbet 1908 ihtilâli de, 1923 devrimi de, sosyal sınıfları varolan bir t o p l u m u n geçirdiği altüstlüklerdir. Türkiye'de, "sınıfsızlık" iddia edenler, belki Batıdaki modern sanayi burjuvazisinin doğrudur: İmparatorluğu, devlet olmaktan yarattığı, Türkiye'de yerli eksik liğine sermayedarların Devlet, kapılıyorlar. sanayileşme daha Şu satırlar, tasvir olarak olan Osmanlı bir dayanan "1863'te Avrupa çıkmıştı. bankalarına bir milyar frank borcu hareketine ziyade Avrupa

sermaye

hareketinin [ziraatçılar]

tüccar, banker, komisyoncu, büyükzürrâ

gruplarının yedarlığının larıyla yonlar ğin: ve

menfaatlerini sömürme ortak devlet

koruyan ettiğini verdikleri, adamları

bir

cihaz

haline

girmişti.

Avrupa bile,

sermakomisÖrneemlâk suretle, adamhan,

alanını

arttırdıkça, bu

devlet adamlarını Sanayi yüksek ile arada

rüşvet yol-

kendisine alarak

görüyoruz.:. olduğunu

adamlarından kolaydır. aldığını, Bu devlet

imtiyazlar

komisyonlar sayesinde birlikte pek açık bir

zenginleşenlerin surette Avrupa larından lâk en apartman

hatırlamak pek komisyon

Bir bakanın,

mavzer fabrikasının mavzer başına adının ve ajanları yeni daha başında

komisyoncusu bir kuruş

ortaklık ettiğini, sermayeciliğinin karma kapatan

akar zenginlerinin

geçtiğini bilenler çoktur... mürtekip gelmişti. sınıfıdır. sınıfın [rüşvetçi] Bu sınıf, İstanbul canlı

tekelci bir sınıf meydana bir rantiye

sermayesini emsemtlerinde, Bu sınıf,

üzerine

ve sayfiyelerdeki köşk adları,

bir tanığıdır... bulmuştu. isteyen bile,

yüksek gelişimini, Sanayi

çok Abdülhamit teşebbüslere

devrinde girişmek

kapitalistliğine, bu engel tarzda oluyordu. yeri

büyük uyanış

yerli

bur-

juvazinin bakımından ha tin daha muştu. yüzünden karşı politika

hareketlerine, şirketlerin zümre ve bir bu Cemiyet" sayarak için, yılında

ekonomik kuruluşunu

menfaatleri "PadişaDevleiç devamından Odası, başvurgümrükler ile bu hatisteyen Ec-

Anonim olan

bir toplantı gücünden bir idare kaldırılması yandan fabrikalarının bir sonuç

yasaklıyordu. istibdadın Ticaret iç

yararlanan olamazdı... için beş yıl

yararlı Öte

1889 içinde dilekçe yarı

İstanbul

gümrüklerin

Ticaret

Bayındırlık Ticaret Yerli

Bakanlığına Odası

makarna

fabrikatörleri Uzun sanayiin Avni,

kapanacağı elde

hakkında,

aracılığı

Ticaret Bakanlığına şikâyetlerden tâ böyle varolan

bir kaç defa gelişimi netice

vermişlerdi. koloni

yıllar süren doğması, devamını 1908'de

edilememişti...

fabrikaların aleyhine

ilişkilerinin

bir sınıfın

verebilirdi." (Hüseyin

nebi S e r m a y e y e Karşı

Kalkışmalar, s.4,5, Îst.1935) sermaye hareketinin yarattığı"

Yalnız bu "Rantiyeler sınıfı" "Avrupa

değil, kaynaşıp emrine aldığı bir sınıftı. Türkiye'de o sınıf A v r u p a kapitalizmi d o ğ m a d a n vardı. Sonra, rantiyeler sınıfının durumu, Batıda ve Türkiye'de görüldüğü gibi aşırıca "diyalektikti". Sosyal devrimi, hem istemez, hem isterdi. O sınıf A b d ü l h a m i t ' t e n sonra da egemenliğini yitirmedi. Ülkeyi ö r ü m c e k ağı gibi sarmış, mültezim, müteahhit, sarraf, tefeci, eşrâf, âyan zümreli kapitalist sınıfı, Türkiye'de hâlâ burjuvazinin ezici çoğunluğudur. ha ağır basıcı Fakat sanayici kapitalist "Yok" değil, olsa olsa "Eksik" sayılabilir. Bu eksikliğin iç sebebi: Türkiye'de İngiltere'dekinden çok dabir tefeci-bezirgân prekapitalist sermayeci sınıfın azgınca gelişmiş bulunmasıdır; dış sebebi: O iç sosyal prekapitalist sınıfın Batı finans kapitali ile çabuk ve kolay kaynaşması sayesinde, Batı şirketlerinin

Türkiye'de her türlü modern sanayi girişkenliğini daha doğarken boğabilmeleridir. Örnek: "Babam.. m e m u r i y e t hayatında bulunmayı sevm e d i ğ i n d e n , imkân (Yâni, A b d ü l h a m i t ' i n H.K.) bul'a Babam, gelmiştik. O hâsıl o l d u k ç a KİŞİ G İ R İ Ş K E N L İ K L E R İ açmaya istifa bu işi hazırlandığı ederek hep Bakanlığınca üzerine yıl: ile ge1876, İstanMesPaşa-

ç i n m e k istemiştir. İyi hatırlıyorum. Ben henüz sekiz y a ş ı n d a y d ı m . ilk Millet Meclisini Kaymakamlığından Evkaf-ı duyan ve babam, gece çeşit Aksâ'nın rütbe, sıralar, Antakya birlikte Kudüs'teki almıştır.

Hümayûn

cid'i Aksâ'nın tanınmış şartıyla yarak tir. yaptırmıştır. Babama "İstanbul'a ğu ların yağ ni'nin len fabrikada zandığı paraları

onartılacağım

bahçesinde bir fabrika ustalar aylarca Kudüs'e

kurarak,

Kütahya ve başka şehirlerden getirttiği, gündüz çok tahsis nişan, çini fabrikadan âyetler özel bir çinileri ikramiye için ayrılmamak yazılı çiniler kovapura güzel edilen hattâ

becerisiyle çalışarak hükümet

binlerce Mescid-i dolayı

Bunları

tarafından

gitmiş, başarısından dönünce, bu uğurda

kubbesindeki

yenilemişverilmiştir. bulundukayerli bir çâoğlu ka-

Paşabahçesinde harcamaya fitillerin

yapımı

kurmuş ve

isparmaçet mumlarını ortasındaki En sonra sanayi

yaptırmayı Avrupa

düşünmüş Babam, gibi

Kudüs'te

başlamıştır.

yaptırdığı mumerimeyerek, buna

yanarken, mumlarında dururdu. da Avrupâ

yapıtları

görüldüğü gibi uzamasından Yenicâmiin kimyası öğrenimini

pek çok üzülür, yaparak İstanbul'a verdi. Bu yüzden

re arar,

karşısında

eczacılık yapan

Mösyö Zadönen

Alfred Zani'yi buldu. zanıyordu.

Ve bu genç kimyagerle baş başa başarısını kazandı.

Avrupa'dan geiyi de para Fiyatları göçen muhado-

mumlar kalitesinde yapım

Lâkin günün birinde bütün Avrupa fabrikaları kaldı, memurluk hayatına üzere kılındı. tâyin Nebil'i babamı

anlaştılar.

yüzde 40 oranında indirdiler. Bu rekabet karşısında babam fabrikayı kapatmak zorunda Çerkes cirleri layı, çıkarttı. tâyin zûl iskân beni döndü." "0 sırada Suriye ve o Halep Annemin Rusya'dan vilâyetleri göçmenlerini ve yerleştirmek

müfettişliğine kardeşim

sıralar ölmesinden Galatasaray daha

gitmekte acele

olduğumuz İstanbul'a

lisesinden mâ-

Yanına

alarak Şam'a götürdü. kaldı. Hattâ,

Bir yıl sonra

önemli bir göreve Aylarca

edileceği bahanesiyle

çağırdılar. verilmedi!

(azledilmiş) "En sonra, ettiği üçüncü Çünkü

mâzûliyet maaşı bile Evkaf Bakanı Suriye'de azledildiğini saltanatta aracılığı ile,

bir eski dostu ondan dolayı

Kâmil Paşa zaman öğrendi!.. baş

(Sadrâzam Mithat başka babamın Paşa üst Bunun

K.P.)'yi ile babu-

ziyaret sıkı bam, lamadı. muriyete Bunun fıkı

sırada, defa

bulunduğu

Paşa çare

görüşmesinden Sultan

üzerine

olarak kişi girişkenliğine Hamit II. imkân kalmadığını

vurmaktan Kâmil

bulundukça, Bostancı'nın

bir mesöylemişti.

atanmasına üzerine paşa

zımnen

rahmetlinin

taraflarında,

Başıbüyük 5 yıl Nebil yatılı de

civarında yeniden babam

Evkafa

ait Kıvırcık lisesine çağırıldı. buyrultuyu pek

Çiftliğini girdik. Kolejine

yıllık 300 Tıbbiye

altın

bedelle Makbule altı

ve ise,

süreyle olarak için

kiraladı.

Ben

Kulelideki Askeri

İdadisine, Beş iradeye

kardeşim ay gehemen gealmış, üçünbir çare Bu 1901 bir Paşa yüzyılı ta-

Galatasaray saraya inen

Kızkardeşim gidiyordu. bu ve Tabii

Üsküdar'daki kız Amerikan yukarıdan

çer geçmez, çıkması lemedik. boş cü den nin yılda

Kızkardeşimin anlattılar. koyun çok para

okuldan sığır satın Lâkin hiç buna

karşı

Babam

Rumeli'den,

Macaristan'dan bulaşıcı yine Başkanı

toprakları

ektirerek ilk yıllarda Bir kaç ay içinde babam, Mahkemesi

kazanmıştı.

hayvanlar arasında bırakan

bir hastalık çıkmış, memurluk iken, Beşiktaş beyin hayatına kardeşim karakolunda kanamasından 1945)

bulunamamıştı. çiftliği vermiş Danıştay rafından

binlerce koyun

ve sığır ölmüştü. döndü. Nebil'in Hasan öldü."

Bidayet

hafiye-

olduğu jurnal

üzerine

tutuklandığını

duyunca,

(Operatör

Cemil Paşa, Hâtıraları, s.161,162, İstanbul, İşte bize, 100 yıl

önce Türkiye'ye gerek sanayi, gerek ziraat alan-

larında modern kapitalist üretim yordamını başarıyla sokmuş girişkin kişi: O tam bir "kendi kendini adam eden" (self mads man) akıncı üretimci burjuvadır. "Paşa" denildiğine bakılmasın; Batı burjuvalarından çok daha kültürlü değildir. "Tahsilini özel olarak z a m a n ı n tanınmış hocalarında (Keza, s.160) diyor oğlu: Demek Ziya Paşa Okuldan paşalığını müstebidin elinden kopartıp almıştır. yapmıştır." çıkmamış,

girişkenliğiyle

Şimdi, onun başına gelenlere bakalım. Olanların hiç birisi tek kişi işi değil, tesadüfe bağlanamaz. Kurulan modern fabrika, Batı kapitalizmi tarafından açıkça damping yapılarak yıkılırken, "Tarafsız" kalışıyla yabancı sermayeye suç ortağı olduğunu açığa vuran, "Kapitüle" derebeyi devletidir. determinizmidir. Bu kötü kasıt önünde, devrimci ile tâ Suriye'de "Sıkı fıkı" görüşüldüğü de aynı sınıf Kendi okumadığı için mum yaparken bilim gücünü öğrebilerek baskın yapacak kadar modern çiftlik hayvanları kapitalist, kanalından nen girişken, çocuklarını medrese yerine olumlu bilim okullarına sokuyor. Paşabahçe'de tek mum fabrikasının açılışını ileri giden Batılı şirketlerin, devlet yolundan

arasına "hiç bir çâre b u l u n m a m ı ş bulaşıcı hastalık" attıracak yüzlerce yerli-Müslüman hafiye satın almakta neden çekinecektir? Batılı kapitalistleri gene o bezirgân ajanları Türkiye'de kendisine ajanlık edecek bezirgânı iktidara getirmek istiyor, fakat Türkiye'de sanayici boğdurmak için derebeyi devletini maşa gibi kullanıyordu. Aynı yıllar, Millet Meclisinde astarcılar kethüdası " K a i m e parayla keten alıp kendi f a b r i k a l a r ı n ı z d a bükerek halat y a p m a k yolu v a r " dedi. Rasim bey: "Bu yazının altını üstüne uygun g ö r m e d i m . İlkin

başka devletlerin t ü t ü n d e n çok y a r a r l a n d ı k l a r ı idaremizi ç ü r ü t m e k istiyor.

bildiriliyor.

Bizim biz

Eğer onlar çok rüsumat alıyorsa,

de y a p a r ı z " diye seslendi. Bunun üzerine Batı finans kapitali, yerli sermayenin yeterce pişmediğini, daha çok şirket eğitimi görmesi gerektiğini sezerek, A b d ü l h a m i t ' e açık kart verdi. Kızıl Sultan da, perdeyi yükselten Millet Meclisi karikatürünü kapattı. Başkan paşa kapanış söylevinde, milletvekillerindeki usluluğa "Avrupa"nın hayran kaldığını müjdeledi: "Hele saygılıca teleri yapılan tarafından konuşmaların pek çok usul ve düzene geçmiş övülerek uygun olması (kemâl-i olarak hattâ edeplice Avrupa 1490) kadar barboğulkadar ve (edibâne-vü ihtiramkârâne) beğenilip gaze-

tahsin'ü

sitâyişle)

ilân edilmiş." (28 ye'yi de kendi yakın

Haziran, 54. Toplantı, Takvim'i V e k a y i sayı çukuruna sürükleyecekti. Türkiye, iratçı burjuva Japonya

A b d ü l h a m i t rejimi kendi yuvasını böyle kazacaktı. barlığa olsaydı, antika medeniyetin modern

Ne y a z ı k ki Türki-

sermayesine üretimini bu

mamış olur; naşamaz, rahatlıkla

Batı şirketlerinin tekelci Finans kapitaline bu kertede kayile gelişen

sanayileşme

baltalayamazdı.

1913'TE

SANAYİ

KAPİTALİZMİ

Cumhuriyet doğarken, Türkiye'nin sosyal yapısında modern üretim temeli ve o temel üzerindeki sosyal sınıflar y o k muydu? Elimizde yalnız 1917 yılı yayınlanan İstatistiği" yapıldı. nayi ler s.6) Adana başka çok var. İstatistik, ancak: (Bandırma-Manisa-Uşak-İzmit) işyerlerine birbiriyle ve dağıtılmak üzere 1329-1331 (1913-1915) "Sanayi şehirleriyle, ilgilenişlerle "NeticeAmire, az çok doğru en az sayfaları 1917, un, (İstanbul-İzmir-Bursa) ortalama soru İstatistiği"

kasabalarında basılı

"Öteki vilâyetlerle sancaklara, karıştırılmadı." Tarsus'ta öneme "Yapımların olan ("Sanayi

10 işçi kullanan sagönderildi." Matbaai

"Öteki belli başlı yerlerde

şehirlerde dört pamuk miktarı ve

yalnız bir kaç kurumları derlenip dışında gelen

debbağlık fabrikalarıyla, mevcuttur." "Anadolu'da Bu az kü(S.İ.,6)

filatür fabrikaları değeri,

değer sanayi

bulunmuyor."

istatistik, önemi

hizmetlilerin sayısı bakımından toplanması tutulmuştur." kapitalizm, olduğundan", (Keza) bu

sanayi kurumlarının ev sanatları yazımın

çük sanatlarla Türkiye'de

1908 devrimiyle

iktidara

istatistikte

modern üretim bakımından boyunun ölçüsünü almak istemişti. Devrimci İttihatçılar, 1 Aralık 1913 günü çıkardıkları "Sanayi Teşvik Kanunu" ile "Genelde değeri 1000 lirayı (şimdiki: 150 bin) geçen ve yılda toplam 750 gündelik miktarında işçi ve en az 5 beygirlik bir motor gücü kullanıp, tâbii ilk maddelerle, yarı-mamûl maddeleri başka biçime çe-

viren fabrikaları bazı günâ [tür] m u a f i y e t l e r " vermişlerdi. İki yıl sonra alınan sonuçları nan öğreneceklerdi. Sanayii T e ş v i k kanunundan yararla15'i İzmir'de olmak üzere t o p y e k û n u işletmelerin 63'ü İstanbul'da,

117 tane idi... Türkiye'de ünlü "Hürriyet" devrimine sahip çıkan "Özel S e r m a y e " n i n "Modern üretim" ile ilgisi bu 117 işletmeydi. O zamanlar, imparatorluk henüz sözce olsun Tuna'dan U m m â n ' a dek uzanıyordu. Fakat, istatistik, bütün imparatorluğu kapsamamış, 15 yıl sonra Türkiye'nin başına geleceği sezmiş gibi, sırf Anadolu ölçüsünde kalmış, gerçek araştırmasını ise ancak 7 şimdiki il merkezinde yapabilmişti. modern kapitalist işletmesinin sahipleri korkmakta yüzden kaliteleri sayılarından daha sırlarının bir takım fâş vergilere ilginçti. Durand ile Fuat beyin (İstatistiği yapanların) yazdıklarına göre: "Kurumların çıkmasından] reği gibi zam rumları da, le ta binin ki.. nunun böyle kuşkulanmaktadır."O sanayi ve yeni "Üretim olmasından miktarı gerçekçe çoğunun [açığa ve gemuntaduoraÖyhedef olacaklarından 117 Mösyö

ve yapımların iyi

belirlendirilip

yazılamıyor. "(S.İ.,5) bulunmadığından

"Kurumlardan niyetlerine

bir kayıt defteri

rağmen" (S.İ.,5)

pek anlaşılamıyor. kurşun ki,

"Çoğu patronlar yalnız bir cep defteri taşıyıp, hattâ 100 işçiye yakın kalemle bir duvar üstüne hesapları hizmetlilerinin tutulduğu görüldü. terk

ya sarf ettiği kurumlara ve

ve aldığı parayı kaydediyor, rastlandı

bir fabrikatutulmak-

işçi hesaplarının bütün

hakikaten pek ilkel bir tarzda namusuna "Birçok bir şey yoktur. kurum Esasen ile vekiline

muameleler, ile ve

edilmektedir."

(S.İ.,9)

"Orta halli kurumlarda kredi" diye çalışıyor." (S.İ.,9) özellikler ile ve olan işleri resmi muameleleri

"Sırf kurum sahisahipleri görüldü bırakıp, kendileri katatbiki de (S.İ.,7) az adı geçen

sabit sermayesi Hükümetle

bir dâva

sırf fabrikalarının

uğraşmaktadır.

(Teşvik'i Sanayi) işgüzar dâva

endüstri kurumlarının

bir haylisi hakkında oluyor."

vekilleri

komisyoncular aracılığı

İstatistik,

Sanayii Teşvikten yararlansın, öğüten değirmenlerin sanayi adı

yararlanmasın:

"24 saatte en fazla

100 kental tane torsuz 20 Çünkü: bi

ve süreklice yazımını

10 dan uygun içki,

işçi kullave mo-

nan sabun fabrikalarının işçi kullanan "Konserve,

ve genellikle motor gücüyle birlikte en az 10 kurumlarının sigara kâğıdı, geçen matbaalar,

gördü. "(S.İ.,7) hazır elbise gi(S.İ.,9)

ayakkabı, dalları,

bir hayli sanayi Çünkü: tahsis 10) işçi

kanundan

yararlanamadılar." teknik nakiller,

Gene de Türkiye'deki sanayi üretiminin gerçek durumu istatistiğe geçmiş olmadı. maya (S.İ., yaygın "Madeni eşya sanayii (el koyma, gibi sebeplerle) üzerine ötekiler bir liste gibi adları ve yerleri, cephane yapyazımlanamadı." ortalama olarak pek yetinilİstanbul'da ayrıntılarıyla l913 yılında buna bilgiler

"Yalnız kurumların sayısı küçük

kullandıkları

düzenleyip, dair bazı

bulunan

madeni sanayie

katılmakla

meye mecbur kalınılmıştır." (S.Î.,10) miştir. Ayrıca

Endüstri

kollan

8 yerine

7'ye

indiriliçki-

"bilgi alınamamasından

dolayı genel cetvelden

ispirtolu

ler, ayakkabı, hazır elbise ve çamaşır yapımı kolları çıkarılmıştır." (S.Î.,10) Gene 10 işçi kullanan öteki bölge sanatlarından cevap alınamamıştır. O sadaka verilecek kadar azlık sanayi kapitalistleri üzerine, acınacak kadar eksik devlet ilgisi ve bilgisi şu sonuçlarla özetlenebilir: istatistik yılı işletme sayısı Memur sayısı işçi sayısı Üretim değeri (Krş)
1913 1915 İki y ı l l ı k f a r k Y ü z d e fark 269 282 +13 %+4 666 567 -99 %-13 16.309 13.485 -2.824 %-17,6 670.816.762 757.046.755 +86.229.993 % + 12,8

İki yıllık Sanayi Teşvik Kanunu ile, memur sayısı yüzde 13, işçi sayısı yüzde 17,6 eksilen Osmanlı sanayiin üretim değeri yüzde üretiminin 12,8 artmıştır. 1913 yılı Tahta yapımları ve pamuk ipliği ve dokuma değeri,

2.938.573 kuruş iken,1915 yılı 4.325.981 kuruşa çıkar. İki yılda yüzde 50 artış... Bu gidiş açıkça, Türkiye'de kapitalistçe sermaye konsantrasyonudur. "İşçi azalış sayısının azalışının, aşağı olması, 1915 yılı faaliyette kalan İstatistiği, bulunan işletmelerin s.21, işletmelerinden nispeten 1917) küİst.

oranından

faaliyetten

çük fabrikalar olduğunu gösterir." (Sanayi biz bilmiyoruz?

Yoksa, o sanayi sermayesi "Sosyalist" bir t o p l u m u n zenginliğimiydi de Türkiye, hem de sırf şimdiki sınırları içinde bulunan bütün işletmeleri sayamamış, çok eksik istatistiklere göre, (Reşat altını hesabiyle, 100 milyon lira değerinde sanayi üretimi 150 bugünkü lira) kapasitesine, daha

Birinci Cihan Savaşına girerken ulaşmıştı. İstatistiklere göre 264 işletmenin mülkiyet tipleri şöyledir: Özel kişi mülkü
İşletme sayısı Y ü z d e oranı 214 81

Doğru şirket mülkü
28 10,6

Devlet mülkü
22 8,3

Yarı derebeyi devletin işletme sayısındaki oranı onda bir bile değildir. göçü tistiği, "Bursa'da dolayısıyla 41 1'isi ipek fabrikasından Evkaf ve 11'i 2'si Hazine'i Hassa, ve sahiplerinin İstaMiri emlâk üzerindedir." (San.

1917, s.16) Dokuma sanayiinin %24,6'sı, toprak sanayiinin ço-

ğu devlet sektörü mülküdür.

A n o n i m şirketlerin, üretim dalına göre işletme oranları şöyledir: %100'dür.

Do-

kuma %13,17, toprak s. %29,4, pamuk s. %60, bina s. %75, çimento s. Bu sanayi işletmelerinin Türkiye'ye özel bir d u r u m u da, üzerinde kurulduğu arsa ve emlâke sahip oluşudur: bulunmayan kiralama usulü, olarak g ö r ü l m ü ş t ü r . " (Keza, s.16) Yarı sömürge kapitalizminde modern sanayinin bir karakteristiği de, süreksizliği, istikrarsızlığı ve özel acayiplikleridir. Yalnız değirmenler "Aralıksız bütün yıl" (s.39) dönerler. Matbaa, kutu, çimento işletmeleri de 360 gün çalışırlar. Konservede: 210 gün kadınlar, sonra kutu yapan erkekler çalışarak harem, selâmlığı yürütürler. Tuğla işi 130 günle 250 gün arasında değişir. Yılda 300 gün işleyenler: Makarna, kâğıt, debbağ, sabun, yün ve ipliği, başka dokumalardır. 280 ile 300 gün arasında işleyenler: Şekerleme, tahin, bisküvi, marangozluk, toprak, pamuk ve ipliği işletmeleridir. Palamut 9 ay (230 gün), zeytin ve bira 200 gün çalışır. (1913 yılı bira 330 gün işletilmiş) 1913'TE S A N A Y İ İ Ş Ç İ L E R İ Kapitalizmin aynası, gündelikçi işçi sınıfının durumudur. İşletme başına düşen işçi ve hizmetliler sayısı, 1915 yılı şöyledir: Kimya İşçi sayısı % Tüm işçi top.% 2,4 0,9 Kâğıt 11,2 9 Dokuma 45,8 48 Tahta 4,1 2,8 Debbağ 5,4 9 Toprak Besi 5,8 2,4 25,2 27,8 "Bu sanayiin gelişimine elverişli bir yana bırakılırsa, seyrek ipek fabrikaları

Fakat ortalama dışı kimi işletmelerden, çimentoda: 200-390, tütünde:

226-245, yünde:

1050-1119 işçi çalıştıran yerler vardı. Toptan, Sana-

yi T e ş v i k Kanununa giren işletmelerin sayıları üç yüzü bulmadığı halde, bunların beherine ortalama 60 işçi düşüyordu. Savaş, sayıları ortalama çoğalan işçilerin zararına, sayıları azalan patronların dolayısıyla, 19,6 ruştan yi, tün yararına artış oldu. ve nispetsiz "İşçi gündeliği 1917 yılları bir derecede 1915 yılı genellikle azlığı ile ve çıkmıştır." (İstat. 17,5 ve küçük bir mikpahalılığı ile s.22) 1915 yılı 4 dokuma 10 kusanaTümeaz en tar artmışsa da, 1916 işçilerin fiyatların

"İşçi gündeliği pek değişik olup, kuruş arasında aşağı değişir. bulunuyor ki, da bu arada bunlar:

1913 yılı 4 Şekercilik, çok kadın

1913 yılı yedi sanayi kolunda gündelik konservecilik, işçi kullanan Fakat, tütün

sigara

kâğıdı fabrikaları gibi en verilen ücretlerin

kurumlardır. Herhalde,

kolunun en

bulunması gerekirdi. ipek ve

bu fabrikalarda

mur ve işçiye gündelik,

ayırtedilmesi kabil olamadı.

çok kadın

işçi kullanan

fabrikalarında

ödeniyor...

En olup, bira

büyük

gündelik,

becerikli düşmüş

işçilerin

azlığından

dolayı için

tahta çırak ve

sanayinde

1915 yılı marangozluk kolunda gündelik daha ve çimento fabrikalarında

işler az olduğu

ve genç işçi matbaalar ile bunlarda

kullanıldığından, gündelik oranca

bulunuyor. bayağı Îstat.,

Değirmenler s.23)

işçi kullanılamayacağından,

yüksektir." (San.

İşçiler cephede bulundukları için, işgücü talebinin çoğalması y ü z ü n d e n en y ü k s e k işçi ücretleri şöyledir: 1913 yılı Marangoz ücretleri Kutu işçileri ücretleri Konserve işçi ücretleri 16,3 17,5 kuruş kuruş 19 20-25 1915 yılı 14,2 kuruş kuruş kuruş

20-13 kuruş

Metalürji (madeni sanayi) ücreti 15 kuruşu geçmez. En az gündelik 4 kuruş, (bugünkü Reşat altını 150 liradan) şimdiki 600 kuruş olur ki, çocuk ve kadın işçilerimiz için sendikalarımızın uygulamaya çalıştıkları "asgari ücret" de, aşağı yukarı budur. 15 altın kuruş bugünkü 22,5 lira, 25 altın kuruş bugünkü 38 lira eder. 1965 yılında doktor çıkan kişinin 17 lira gündelik aldığı düşünülürse, kimi kişilerimizin padişahlık çağını özlemelerindeki sır azıcık aydınlansa gerektir. 1917 sanayi kapitalistlerinin en büyük kaygısı, daha ucuz işgücü bulmaktır. En ucuz işgücü, tıpkı Batı uygarlıklarında olduğu gibi kadın, dişi emektir. Kadın gündeliği Konserve sanayinde Konserve sanayinde 1913 1915 4-6 krş. 8-10 krş 4-6 krş Erkek gündeliği 13-20 20-25 krş. krş 2-4 krş Çocuk gündeliği

Pamuk iplik,dokumada 1913

10-15 krş

Onun için, erkek işçiden yarı yarıya ucuz, çocuk gündeliğine katlanan her şeyiyle uysal kadın İsta.) işçiden idiler. pek hoşlanıp, aşırıca "Beyan'ı memnunideyimlendiyet etmekte" (San. rilmesi şöyledir: Erkek işçi sayısı Bisküvi sanayinde Bisküvi sanayinde Konserve sanayinde Konserve sanayinde Tütün sanayinde Tütün sanayinde 1913 1915 1913 1915 1913 1915 324 95 67 43 1071 923 Kadın işçi Sayısı 77 15 14 194 1026 1086 Bu " m e m n u n i y e t " i n rakamla

"Kadın s e r b e s t l i ğ i ' n i n kökü, C u m h u r i y e t t e n onlarca yıl önce kapitalizmin vaş daima dişi e m e k ihtiyacından genelleşmiş memnunluk çalışmaya ve anılmaya alışmış değer. bir doğuyordu: iş olup, "Kadın işçi kullanımı hemen save ustabaşılar genellikle İşçi yalnız yan bu meselesi ev saözellikle sırasında patronlar olması Îstat., ve s.22)

kendilerinden natlarında belirtmeye

bildirisinde bulunmaları (San.

bulunmaktadırlar. kadınların bakımından,

memleketimizin

bir zayıf noktası

Bu işte devlet baba ve politika kabuğu, kapitalist ekonominin emirlerini de, epey geriden kadın Feshane ancak işçi ve ve geciktirerek izleyebildi: bulundurup, İzmit (devlet) sonra 1915'te kadın sayıları fabrikalarında "1913 yılı ancak bir kaç kuorantılı olarak artmış İşbu Îstat.) içinbir an üzere başka sanayiedilmek ise iki çalıştırılmamıştır. rumda fabrikaya önce de günde su

1916' dan

işçi alınmıştır." (San. "Çalışma saatleri, bir saat paydos ilâ

Türkiye işçilerinin çalışma şartları, sanki - y o k sayıldıkları yok edilmeleri olduğu 9-10, gibi 11 amacına kışın, olup, 11 uygundur. Öğleyin öğleyin meselâ düzenlenmemiştir. saat, tâbi yazın

2 saat eksik çalışır. "Deri sanayinde: yarım bir saat yiyecek paydo9 ilâ 9 buçuk saattir." üzesaat, kışın

"İş saatleri olmak (San.

mevsime üzere, s.84)

buçuk, 12 s.44)

İsta.,

Kâğıt işletmelerinde:

"İş saatleri değişmez olmak

re günde

9-10 saattir." (Keza,

1936 Haziran 8. günü çıkarılacak İş Kanunu bu geleneği yasalaştırır. 35. madde: " C u m a r t e s i saat 13'te k a p a n m a s ı mecburi işyerlerinde en çok 9 saat" iş süresi kor; 37. maddenin 1 numaralı bendi " M u a y y e n haddin üzerine z a m m e d i l e c e k fazla çalışma saatleri en çok 3 saat olabilir" hükmüyle iş süresini resmen günde 12 saate çıkarır. KANUN Finans DIŞI S A N A Y İ P A R Y A L A R I kapitalin kemendine girmiş yarı s ö m ü r g e ekonomisinde, işçi Kanun çerçe-

sınıfının gerçek sayısı, resmi istatistiklerin çok üstündedir.

vesine sokulan işçiler, daima kanun dışı bırakılan işçiler yanında bir avuç azınlık olur. Nitekim 3008 sayılı İş Kanununun 2. Madde, A fıkrası der ki: "Bu işçi lerine kanun, mahiyeti itibariyle gerektiren ve vergi yolunda buralarda kaçakçısı işleyebilmesi için çalışan işçilerle işletmelerle günde en az 10 çalıştırmayı bunların dolduran işverenyabancı Kö-

uygulanır."Türkiye'yi

sermaye geleneğinin ebedileştirilmesi ve kanunlaştırılması olmuştur. kü Ortaçağ tefeci-bezirgân ortak yararlarından ekonomisi çıkmadır.

ile kaynaşmış ecnebi sermayenin

Türkiye'de, tefeci-bezirgân sermaye ile yabancı finans kapital

işbirli-

ğince göze batırılmaksızın çalıştırılan işçi sayısı, kanun dışı parya sayısı,

"Büyük s a n a y i " denilen ni bir tek ecnebi bakılırsa, Anadolu'da

işletmelerdeki

işçi

sayısı

ile

kıyaslanamayacak

kertede hem çok, hem bir bakıma santralizedir. Bunun en parlak örneğikumpanyasında 1913 halı yılı şirket dokumak ile Îstat.) kanunları atlatarak en geniş işçi yığınlarını sömürme sayesinde sistemleşti: "Halı imâl ettirdaha sonra katılmasıyla, 1908 yılı 400 bin, görebiliriz: hesabına uğraşan genel "Karpet Kumpanyasının mü16.000 kadar işçi 60.000 çalışmış kadar işçi sayısı talâasına olup, tahmin

olunur." (San.

Türkiye'de bütün usulü, Anayasacı mekle uğraşan 6

hürriyet devrimi ticarethanenin

1 milyon lira sermayeli"şirket kuruldu. kızları bir araya topladı.

(San. Îstat., s.104) Şirket, kadın ve

Doğrudan doğruya yapımevleri ve işçi çalıştırdığı

yerler; hemen bütün Batı ve Doğu Anadolu'nun büyük halı üretimi alanlarını kapladı: İzmir, Burdur, İsparta, Haçin, Kırkağaç, Sivas, Maraş o finans kapital tekeline geçti. O kadarla kalmadı. Aynı şirket, yerli tefeci-bezirgân acente ortaklarının aracılığı ile: "Demirci, Akhisar, Sivrihisar, Niğde, Kula,

Kütahya, Simav, Manisa, Gördes, Uşak, Denizli, Milâs, Akşehir, Sille, İsparta" halı üretimini kontrolü altına aldı. Bu, bir ülkeyi bir kumpanyanın sömürgeleştirmesi, fakat sömürge masraflarından sıyrılması demekti. Finans kapitalin, en ücra köylere dek boynuzlarını sokup küçük üretmenleri sömürüşü korkunçtur. Bir işçi günde 5 - 6 bin d ü ğ ü m atabilir en 1700, Uşak'ta çok. İşçi gündeliği d ü ğ ü m sayısına göre değişir. İzmir'de ruş) ücret ödenir. mak için

2200, Kırkağaç'ta 2600, Sivas, Burdur'da 3000 d ü ğ ü m için 40 para (1 kuKanun sözde "küçük üretmeni", esnafı, köylüyü korukanun dışı bırakır. Bu görünüşün el ve ev küçük sanatlarını

altında: Y e r y ü z ü n ü n en tekelci sermayesine bütün yurttaşlar en ufak sav u n m a gücünden yoksun İstatistik la halı 6.000 çimini rafından uğraşan tezgâhı nüfus sağlıyor işçilere açıkça kadın halı ve varolup, bırakılarak teslim edilmiştir. "Anadolu'nun 25.000 nüfusun "İlk başına her bölgesinde nüfuslu 4 %24'ü Uşak'ta işçi halı halı dokumakkadar toplam geta-

yazıyor: tezgâh

kızlar bulunur. uğraşır ki, (S.İ.,103) (Keza)

1.500

ortalama

hesabiyle

yapımıyla verilir."

dokumakla

demektir."

maddeler,

komisyoncular

Buradaki masum ve milli "Komisyoncu": ajanı, Türkiye üretimini ve çalışanlarının

Ecnebi finans kapitalin yerli

alınyazısını yabancı sermayenin

insafına ve yararına göre sömüren ve sömürten yerli tefeci-bezirgân sermayedir. Böyle bir işbirlikçiliğin Türkiye'yi nerelere sürüklediğini, kritik günlerde en kör gözler bile gördü. Mütareke yıllarında şimdiki müttefikimiz İngiliz emperyalizminin niçin İstanbul'dan Kafkaslara dek her yere el atmışken, başka hiçbir yere değil de, tam İzmir'e, Ege bölgesine peyk Yu-

nan ordusunu çıkartmış olduğu üzerine hiç kimse durmuyor. Yalnız, yangın başımıza patladığı gün, kanlar içinde kıvranarak kahraman yaratmaya çalışıyoruz. Yunan ordusunun Anadolu içlerindeki sefer yönü, İngiliz Karpet Kumpanyasının halı üretim şebekesinin yolları üzerinde açıldı. Bilerek, bilmeyerek değme "ideolog"larımız: "Türkiye'de "Sosyal Sınıflar" yoktur, hele modern kapitalizmin "çağdaş uygarlığı" nerede? İşçi sınıfı bulunmayan yerde..." gibi "megalo idea"ları ince ince doğrasınlar. Kaba gerçek ortadadır. Anadolu, Kuvayi Milliyecilik ayaklanışına bu sosyal yapısıyla girdi. Şimdiki "insan hakları" şampiyonu Batılı müttefiklerimiz, Ege Bölgesinde "Zito V e n i z e l o s " çığlığını yükseltirlerken Sivas'a dek 3000 ilmeği 1 kuruşa attırdıkları dünyanın en tatlı emekçilerini avlamaya çıkmışlardı. zayıf noktası Ancak bu bakımdan: (S.İ.,22) "İşçi meseleleri Paşa"lar daima İzmir'i ülkemizin silâh bir olmuş" tu. "Nâdir patlat-

maksızın teslim ederlerken, ilk silâha sarılanlar, gelenin kim olduğunu nice aydın kişi ve " i d e o l o g l a r ı m ı z d a n sormaksızın iyi bilen o Ege'nin bir ilmiği bir meteliğe atmış adsız ve "yok ki.. Hani, nerede?" denilen finans kapital kurbanları oldu. Ve her şey ondan sonra başlayabildi. Kuvayi Milliyeciliğin niçin o kadar çabuk ve bütün insanlarımızı sardığı da, gene bu e k o n o m i k ve sosyal kıldan ince kılıçtan keskin d u r u m d a n başka hiç bir şeyle açıklanamaz. Çoğu ecnebi, hepsi gayritürk Karpet şirketi gibi 6 tekelci kodaman ile, Türkiye işçilerine sömürge örgütünde "ilk madde" dağıtan en çok altı yüz K O M İ S Y O N C U uşak bir yana bırakılınca, geriye kim kalıyordu? Bütünüyle T ü r k Milleti. Onun için, işçi meseleleri gibi finans kapital meseleleri de ülkemizin d a i m a bir zayıf noktası oldu. Kapitalizm Türkiye'de çoktan başlamıştı. A m a , tersinden başlamıştı. aristokrat Modern kapitalizmin kendi kendini yiyen tekelci finans kapital şirketleri ile kaynaşarak doğmuştu. Yabancı sermaye kendi anayurdundaki işçileri satın almak için, sömürge ve yarı sömürge insanları kalkındırmaya değil, "aşırı" kâr sağmalı y a p m a y a mecburdu. Bu da onu toplum içinde en azınlık bir sosyal sınıfa d a y a n m a k t a n bile yoksun bırakıyordu.

TARIM Yıl tarım

KAPİTALİZMİ

1925. Cumhuriyetin kurulduğu yıl ertesi. A d a n a ' d a İkinci P a m u k üretimi üzerinde iki modern sosyal sınıf açıktan açığa

Kongresi açıldı. Orada, C u m h u r i y e t t e n çok önceleri doğmuş, en önemli karşılaşmıştır: 1- T a r ı m kapitalistleri, 2- T a r ı m işçileri. hazırlattıktan sonra ve çiftliklerini

Tarım kapitalistleri: "Adana çiftçileri "zürrâı" buharlı lokomotifleriyle, büyük küçük traktörleriyle topraklarını T U T M A adı verilen Sürekli T a r ı m İşçisi (daimi ziraat amelesi) ile bir süre

idare ettikten sonra, pamukların çapa mevsiminde işçi ile kendisini karşı karşı bulur." (Adana Vâlisi Hilmi: "Adana Ziraat A m e l e s i , " Adana, Türközü Matbaası, kaldırabilmiş kılıklarıyla 1341) beliren "Yağmurun azlığı, önemi ne ise, o işçi kafilelerinin çiftçisi için, Kuvayi çokluğu, ovanın yıl bütün en derecede bankalardan az veya tozlu çok, yollarında, tatmin en çiftçileri çok para rengârenk edecek bir nasıl olmanın

sayı sunup sunamayacağı seyredeceği de Adana Tekrar analım: kü, ikinci bugünkü

ve işçi gündeliğinin aynı

az arasında

önemlidir. "(Keza kıyasıya

s.58)

Pamuk üreminin

modern sosyal sınıflar yaratışı, dünMilliyeciliğin savaşlar verdiği Pamuk pamuk Adana'sıdır.

iş değildir.

bölge, ziraatın yüzyıldır kapitalistleştiği

ürünü Birinci Cihan Savaşından önce: dücü sosyal sınıfı " Z ü r r â " (Frenkçesi: alır. Türkiye'de işçiyi y u m u ş a k sözcüğüyle inkâr edenler, maskelemekten

1914 yılı 135 bin balyadır. Cumhua g r a r i e n , Türkçesi: pek hoşlanırlar. çiftçi) adını ile çiftçiyi

riyetin ilân edildiği yıl 80 bin, 1924 yılı 160 bin balyadır. Bu üretimin gübu tarım kapitalisti çiftçiyi "köylü" Köylü büyük yanlıştır. A m a ,

karıştırmak, geceyle gündüzü karıştırmaktan daha şey, hep bu köylü ile çiftçi sözcükleridir.

Cumhuriyet kurulalı beri bütün siyasetçilerimizin sistemlice karıştırdıkları

"Çiftçi", teknik kadar T ü r k i y e ve bütün dünya ekonomi ve politikasıyla de günü gününe ilgilenen kapitalist sınıfımızın en önemli bölüğüdür. Çiftçi bilir ki, işçi olmasa, ne ovanın e k m e k gibi toprağından, ne milyonluk s e r m a y e d e n hayır kalır. Onun için en birinci problemi "İşçi derdi"dir. "Pek eski DERT, cihan ni onarım zamanlarda, tarımın sınırlı çiftçisi, ve ve belirli sıyrıldığı de noktalar çevresinde beri kredi, bir uzun kadar, deyimlendirilen sınırını gaz yer ve bu basitlikten gidişine vakitten olduğu herhangi uzun genişletmiştir. benzinin şoför s.4) ve bulmeseleleri-

Bugünkü Adana incelemekte evleri

pamuk piyasasına kırılıverdiği üzerinde 1925,

piyasasındaki

ilgilenmekte,

kambiyo için şikâyet

makinenin

(tamirhaneler)

konuları

maktadır." (Kongre zabıtnamesi,

Matbaai  m i r e ,

İstanbul,

" İ d e o l o g l a r ı m ı z ı n "yok" saydıkları bu sosyal sınıfımız, ortaya çıkardığı meselelerle, köylü yığınlarını koyun gibi kavalla g ü d ü v e r m e y e alışkın eski idareci çobanlarımızı şaşkına çevirmektedir. Tarım İkinci de işçileri: Üretim için, tarım çiftçilerinden de önemli zabıtları hayati için sık sık hatırlatır: meselelerden ortak işinde, ürününü s.5) orak (Hilmi, birisi de işçi için 20 kişilerdir. meselesikızakçılıkta, yıldan beri Pamuk Kongresinin "Tânelerin devşirmekte beri) "Pamuk bölgelerimiz-

incelenimi

tavsatılmayacak çapasında Adana

dir." (s.109) batözlerde, koza olarak

hasadı

harman "Gerçi

pamuk

ve pamuk toprağına

tarlalardan girmiş

pamuk yahut olduğundan,

kullanılırlar."

(Abdülhamit'ten

makinesi

orak yıldır dan bin ve leket larda

işçisi çapa

artık

seyrek beri),

olarak pamuk

aranılmaktadır. ekimleri

Fakat, ölçüde ki

buna en hayat az

karşılık,

15

(Hürriyet'ten

önemli

gelişmiş

olduğun-

işçisine olan ihtiyaç da modern bu olan

artmıştır." (Demek şehirde değildir. geçireceği

Hürriyetten Yılda 30-40 önce kısmen Memarsa-

önce A d a n a tarımı derecesinde sonra öteki hiçbir şey

makineci

kapitalizme girmiştir.) Bunlar kısmen gibi, ve yol

işçilerin hanlarda s.6)

hakkında şehirde, çok boş

düşünülmüş

Seyhan'ın

yanında

misafir kaldıkları

daha

Hastanesi açıkta

çevresindeki (Hilmi,

kabristanlarda

kıyısındaki

kalırlar."

Çukurova'da tarım işçiliği yalnız Adana'yı ilgilendirmez. Doğu illeri Antep, Maraş, Sivas batısında Kayseri, Konya, Antakya, Lâzkiye'yi içine alır. Hemen bütün Anadolu'nun züğürt köylü yığınlarını yerinden oynatır: na tarım işçileri öteden beri doğu 109) vilâyetlerinden "Pamukların Karaisalıdan, ve komşu yayla rinden nistan gelmektedir." (Keza, yörelerinden de derlenimi Serkantı, (derci) ile Kars s. 17) daha "Adaçok bölgele-

yerli işçilerce yapılır.

Karsantıdan,

ve Erme-

işçiler geldiği

olağandır. "(Hilmi,

KANUN

DIŞI T A R I M

PARYALARI

"Pamuk Kongresine" kimlerin katıldığı konuşanlardan bellidir: Hepsi "Kadro"cu ağzıyla - "münevver ve mütefekkir" (aydın ve düşünür) kişiler, yahut "zinde cadelesi çi kuvvetler"dir. yetersiz vakit onu olursa, İki hekim, işi pek anlamaksızın sağlığını "Sağlıktan yalnız "İşdedem vuruyorlar. Sağlık Müdürü (Hikmet Süreyya), Bakanlığın sıtma müaçtığını bulur: tedavi "Fakat işçinin edecek tehdit eden bulunması işçinin sıtma değildir" der. hastalandığı Eğer bu ğildir. Dizanteri, trahom da bundan Bakanlıkça ele alınıyorsa da, kurumların şahsı

gerektir.

yapılmayacak

zarar görecek yalnız

Çiftçi de bu hastalık dolayısı ile asıl ahali de Çukurova ne bölgesine, yarın 100 bin

("sekene'i asliye"de) zaişçi girdiği niçin evinde vakit bunların Sandıkları ürkülüyor yatar veya behas(tehâ-

rarlanacaktır." (Pamuk Kongresi, Zabıt, s.120) "Bugün 30-40 bin işçi girdiği bildirilen sağlık durumu şi ediliyor)... taneye gider. olacaktır?... Bendeniz Bunun (yerliler) için İşçi Yardımlaşma

hemehal gereklidir. İşçinin

anlamıyorum,

bundan

Sekene'i asliye

hastalanınca

evi yoktur. bu

Nereye gidecek?" (s.121)

Başkan, (Sağlıkçıların "Sağlık Müdürü O da rak yaşıyorlar. maskelerle beyin Ve

işe burunlarını sokturmamak için taş atar): çarpmayan bu beyin geçen bir şey benim dikkatimi çekmiştir. bozuluve günkü karşılık biçimde pamuk liflerini soluyaverir: "Fabrikalardaki işçilerin bir karar verilmiş

gözüne

çırçır fabrikalarındaki işçiler, Sağlık Müdürü Sağlık üzerine Müdürü

görmediği biçimde sağlıkları kongrede

yor." (s.127-128)

çeyizlendirilmeleri

bunun deniz sanayi ve leri ricik

behemehal bu

mecburi

tutulmasını tedavi

yalvarmıştım. meselesinin

Bunun

üzerine,

benistiyo-

kongrede

işçilerin

sonuçlandırılmasını başka

rum." (s.132) Fakat öteki kongrecilerin istedikleri, tarım patronlarını, en az patronları varolan (çırçırcılar) şoför ve kadar düşünmekten bir sınava bir şey değildir: kurulu bir fen "Hizmetli uzman si için makinistlerin, bulundukları uğratılmaları." yerde

heyeti önünde sıkı ve Adana darlığı protokol

"Makinist yetiştirilmemakinist mektepgörülmektedir." "Adana'nın bimesken gösteyaİşçinin

de Ankara kadrosunun hastanesinin İşçi,

da iki mektep açılmıştır. dolayısıyla defterine kadarına ihtiyaçlara bakılırsa, hiç

Fakat, yetmediği bir işçiye

(s.107,108)... Arada Dr. Celâl gene işçi sağlığına dokunur: remez. arka gelince ki, üç gün kabristanda belirtir: yattıktan sonra

hastaneye gelir.

tağı kabristandır..." Artık bu çıkılamayacağını affedersiniz

kongre dayanamaz. Suphi bey işçiye Sırası ve iskıl aldırmaz. İşçiye Çiftçiler pek yüksek bilirler tahakküm edelim Bu dileği bu Fa-

"İşçi meselesi hayat meselesi demektir.

-işçi burnundan

pilâvın

yağı kötüdür diye işçiler kaçmıştır. demek istemiyorum: başkan En edilen... çok Bunu baklayı

tibdat yapalım

düşünmek gereklidir: çıkarır:

yıldan açıklayalım."Ve kat, raporda konu

ağzından

"Müsaade buyururişçilerle

sanız fikrimi söyleyeyim. çiftçiler arasındaki "Bir lerden nunda kan lerini ameleye

tartışmayı gerektiren amacını ki, tip güder."

işçi meselesidir. İşçi meselesi: (s. 127) kaşığı bile Bunu da yeter. en

sağlık sebepleri değildir.

ilişkileri sağlamak nasıl işçi gözlük yerine

verelim belirli bir

verdiğiniz görmek Bey: kabul

geri çiftçisoBailişki-

alamıyoruz.

Şekilsiz

isteriz. "Konuşma ve

istemek dertlerine işçilerce beyin inceleyecek öneri

bir dert daha (s.126)... komisyon ki, ile

katmaktır. Akif çiftçiyle gibi çiftçi

Uygulanışları patron

yapılmalıdır." komisyondur genel

buyurdukları

işçilerin

olduğu işçi ve

edilmelidir." önerilerini ilişkileri

(s. 133) düzenlekabul Gab-

Başkan: yecek

"Raporun beyin bir

durumu... hazırlamak

Akif beyin üzere

okuyacağım.

Sağlık Müdürü biçimde

önerileri rapor

arasındaki encümen

ayrılmasını usulü:

edenler el kaldırsın.

Kabul edildi." (s.134)

(Meşhur oyalama

ledenler? G a b l e t m e y e n l e r ? Gabledilmiştir!) Yusuf (kıtlığı) toprağı ilişkisiyle 15'te Şinasi vardır." bulunan azalmış 1'i raporu: (s.157) yalnız bir buçuk Adana "Şimdiki durumda kilometre bugün dönüm her kare yanda işçi fıkdanı ekilebilir devrimi yukarı

"Yirmi bin milyon

genişliğinde Ermeni aşağı yâni

bölgesinin

ancak

kadarı,

işletilmektedir."

" K a d r o c u " "Aydın kuvvetler", işçi hastanın mezarlıkta yatmasını değil, -o nasıl olsa oraya gidecek-, sağlam işçi ile "Zürrâ a r a s ı n d a k i münasebâtı" önerirler. O ilişkileri kim d ü z e n l e y e c e k ? "İşçi komisyon": 6

üyesi, bir başkanı oturup: "Çapa işçileriyle çiftçiler arasındaki çatışmaları (ihtilâfâtı) ayırıp ç ö z ü m l e y e c e k t i r . " O adı "Amele k o m i s y o n u " n d a kimler vardır? 1- Başkan: "Ziraat Odası yanından seçilip mahalli hükümetçe o n a y l a n m ı ş " bulunan " K o m i s y o n u n başkanı görevli (muvazzaf) olup, üyelere de her toplantı için huzur hakkı verilmektedir..." Üyelere gelince: Bunlardan 2'sini gene patronlar (Tarım Odası) verir. Öteki "2'si işçi mümessili olmak üzere en az 15 elçibaşı tarafından seçilir ve birisi j a n d a r ma subayı, ötekisi polis komiseri olmak üzere, geri kalan ikisi de hükümet yanından belirlendirilir." 100.000 işçi adına 2 mümessili Vali bey dek anlatıyor: uzanan gütopElçibaşılar: bu yüzden kimseçoğu göbeğine

Cumhuriyetin ertesi yılı 40.000, sonra seçecek "Başında "Para layıp, lerin sinde olan: 15 elçibaşıyı elinde elçibaşıyı ve merak şemsiyesiyle, isteyen kırbacıyla bulundukları üzere ve

etmişsinizdir.

müş saat kordonu ile kazanmak İşçiler, ve mevsiminde emir

ayırt etmek pek kolaydır.," (s.16) yerde geçinemeyen getirirler elçibaşı miktarın Çukurova'ya (s. 13) beherinden veya ve

kimseleri denilen

işçilik etmek

geçinirler. kazancı,

küçük büyük kafileler durumunda altındadır." o hafta ve işçilerin kadın "İşçiye elçibaşılara çapa her işçiye verilen

kumandası

"Elçibaşıların yüzde

görünür biçimde iki katı dereceibaretel-

çiftlik sahibinden işçilerin

haftalık almaktan öder...

5 kesmekten kısmı için fazla göre

tir." "Patron, çibaşıya dan tam

kazancını Elçibaşıyla pazarlık eder. çocuk olan Fakat bunların

Haftalık tutarını

Elçibaşı işçiden (s. 13,14) altında

de zürrâücretten artan pakışın

işçi haftalığı alır. hediye adı

hak ettiklerini bütün sıkışıklık derecesine

olarak ödeme-

meyi âdet etmiştir." başkaca, ralar çi verirler."

ihtiyaç arttığı zaman,

"Elçibaşılar, arabasına

mevsiminde Adana 'ya hem

gelecek işçilere

ödünç para verdikleri gibi, ayniyat (mal eşya) da verirler. "Böylelikle hem işelçibaşısı kıskıvrak bağlanır, faiz" öder. "Bu de "Ödünç verenin insaf ve Çoğu ba"Bafaiz hesapları da kayıt altına adıyla mürüvveti ile zaman zân olur. sit faizden belirlendirilen çapraşık faiz hesapları...

olduğu gibi, mürekkep para

ertesi yıla

bile devredilecek olursa, görüp "Bağımsızlığını

faize geçerek içinden yardımı" da

çıkılmaz hale gelir." Elçibaşı

zürrâ'dan Elçibaşı,

koymuş" bir pay

işçileri boyuna kumara zorlar. oyun oynayan işçilerden hiç (s.16) Elçibaşı, da efendiler gibi kâhyasıyla

"Bu iptilâyı da elçibaşılar körükkendilerine MANO, çalışmaksızın işçilere "Bakanlık"

lemekte (Nezaret) met'i

ve çünkü

ayırmakta" dır. mahsusa)

ettiği ve patronun

yemek yediği için,

"Özel saygı" (hiz-

uyandırmaktadır." daha ikinci yılı,

Cumhuriyetin feci

bakanından benzin

profesörüne ve kambiyo

dek "aydın borsalarına

kuvvetler"in "imtiyazsız sınıfsız" devletçiliğimizi yönetişleri budur. Milli tekumar m a n o c u s u n d a n uluslararası

dek teşkilâtlı j a n d a r m a subayı ve polis komiseri devletçiliği, İŞÇİ-İŞVEREN ilişkilerinde sınıfsız devrimciliği mi, yoksa açık seçik finans kapital tekelciliğini mi geliştirebilirdi? ÖZEL T E Ş E B B Ü S Ü N "GİZLİ Türkiye Cumhuriyeti FAALİYETİ": "Sosyal DEVLETÇİLİĞİMİZ sınıflar" gibi, toplumun

doğarken,

madde varlığını yaratan işçi sınıfı da vardı. Y o k olan: işçi hakları ydı. İşçi sınıfı y o k değil, olağanüstü y o k s u l d u . Her Cumhuriyet y ı l d ö n ü m ü n d e bir öğün, işçi sınıfına y e m borusu çalarca, "İş Kanunu" muştalandı. Maksat, sızıltıları avutmak, özel sermayeyi o duman perdesi ardında savunmaktı. tandan Daha İkinci P a m u k Kongresinde, meslek gayretiyle işçileri kabriskurtarmak isteyen hekimlere müderris (Profesör) Zühtü bey o

kanunun taslağı ile karşı çıktı: "Bu teâvün mesâi ması izahattan anlıyorum ki, dedi, maksat Adana ve çevrelerindeki işbunu halkın emreden anlamako-

çilerin uğrayabilecekleri hastalıkları tedavi için, kendi gündeliklerinden bir (yardımlaşma) kanunu gereken (o zaman sözcükler sandığı ÖZ yapmalarıdır. Hatırlatırız ki, için, tertip gibi medrese TÜRKÇE keşfedilemediği

"Teâvün-Mesâi"

lâflarıyla

tarılıyor,

İş Kanunununa

"Mesâi Kanunu" deniyordu)

edilmektedir"

(Hilmi, Keza, s.121) 1925 yılında başlayan "TERTİP", t a m 11 yıl süren vardı - geldilerle bir türlü sona eremedi. "Devletçiliğimiz" alın teriyle çalışan yurttaşları öylesine çok ve derin düşünüyordu ki, İş Kanunu 1936 yılı çıkarıldığı zaman dahi, işçi sınıfımıza lâyık "olgunluğa" erişmiş sayılamazdı. Her maddenin kitaptan hayata geçirilmesi için, ayrıca sürüyle talimatnameler, mahkûm tüzükler ve ilh. kayıtlarla beşer onar yıl sonraları beklemek gerekti. T ü r k milleti onlarca yıl, Grek mitolojisinde Danae'nin doldurmaya edildiği dipsiz fıçıya benzeyen özel sermaye fıçısını dolduracağım diye milyarlarını iratçı-tekelci boş fıçıya atıp kurban etti. Yabancı-yerli finans kapital, milletin milyarlarını mirasyedi israfıyla yutup da, memlekette bir türlü Batılı anlamda prosper (gelişen, her işsize ekmek veren) sanayi doğamadıkça da, kapitalizmimizin bu sonu gelmez vurguncu kısırlığı önünde: "Demedik mi bizde sosyal sınıf yok!" marşları, resmi "ideolog"larımıza tükenmez azık oldu. Kendileri de "Hasbi" ideolog sayıldılar. Bununla birlikte, Hindistan veya Mısır, (hatta Sivas Kongresinde pek özenilen ne Filipin) gibi emperyalist sömürgelerinde bile durdurulamayan Türkiye'de de stop edemezdi. "10 kişiden fazla yılı I923 yılı 342 yararlanan ve l921 bütün hayat, yapılsa işçi kullanan 1509 olur." işçileri

sanayi işletmeleri 1913 yılı 269 iken, "1915 istatistiklerince sanayi

teşvikten

sanayi

16.309 s.6, ye'de de

iken,

1927

yılı

sanayi

istatistiklerine Türkiye İşçi

göre, Sınıfının sonra

Türkiye Sosyal

sanayiinde Varlığı", harem,

"Meşgul eşhâs":

256.855'tir." (H.K.

1935) Sanayi teşvik için yapıldığı öne sürülen kanunlar, önce Türkimodern sanayi gelişimini saklamaya motoru bulunan İstanbul'daki motorlarını (Akşam, Fakat verdikleri fabrikalar, fabrikaların değiştirerek "Bize ikinci baltalamaya, muamele önemli beygir çalışan işçi sayısını yaradı: "9 işçisi olan ve 5 beygir kuvvetinmüstesnadırlar... Belediyeye olduğunu başsöylebildirmiş(Resimli

selâmlık usulüyle denince... vurarak, lerdir." diler.

vergisinden bir bölümü...

kuvvetini 14.484 sayı

indirdiklerini çocuk 22.676'dır."

4.11.1933)

istatistiğe

göre...

Ay, s.28, Mayıs 1930) Aslına bakılırsa işçi sayısının "saklambaç oyunu", Saltanattan Cumhuriyete olduğu gibi geçmiş "Mukaddesat"ımızdandı. ğini yapan miktarı İst.) Mösyö Durand, ve İmparatorluk özel "Üretim gibi nice gereği ödenek" olduğunu şöyle anlattı: gerçek Kuvayi olarak Milliyecilik 1915 yılı Sanayi istatistisermayesinin, pek "örtülü (San.

ve yapımların (istihsal ve imalâtın) yazılamamıştır." ölmüş, insanımız fabrikalarımız işçi

belirlendirilip

savaşında

yıkılmış olursa olsun, Batı Anadolu'nun yıkılmasına karşılık, başta Eskişehir-Ankara sınıfımız şöyle yayınına gelmek üzere, Orta Anadolu'da uğramıştı. ile iş yerleri ve dolayısıyla bir çeşit rönesansa Özel Sermayemizin ait ve Cumhuriyet istatistik

çağında "Nâmahrem "liği eksilmeyip arttı. 1927 istatistiğini yapan K. Jakar yazdı: esas "Sanat ve s.2) konu kurumları sermayelerine eksik cevaplar, olamayacak kertede emniyet edilemez gö-

rüldü." (İst.,

27 Mayıs Devriminden sonra "Servet Beyanı" veya "Ödenen Vergilerin a ç ı k l a n m a s ı " gibi basit istatistik önerilerinin üstün sınıflarımızı nasıl şâha kaldırdığı ve bütün geleneksel piyasa partilerini allak bullak edip, tövbe istiğfâra yönelttiği göz önünde tutulursa, finans kapitalimizin Abkoparttırmadığı anlaşılır. burun kıllarını, C u m h u r i y e t çağında da gene dülhamit'e kalmadığı

yabancı finans kapital "yardım"ına dayanarak savunmaktan bir adım geri Bu "Kanuni Devlet" biçimi içinde dört elle sarılınan "Kökü dışarıda gizli faaliyet "in özel sermaye ağalarımıza nasıl bir "devletçiliğimiz" kaftanı sağladığı artık sır olmasa gerektir. Bir yanda domuzuna vergi kaçakçılığı ile karışık, Türkiye işçi sınıfının d o m u z u n a sömürülmesi; fakat öte yanda memleket sanayinin bölük pörçük küçük işletme ülbatakhaneleri d u r u m u n d a tutularak, Türkiye'nin y e r y ü z ü n d e en geri keler arasında emperyalizmin ihtiyat kuvveti d u r u m u n a getirilmesi... Bu akıncı, durum, Türkiye'de yaratıcı, özel sermayeci sınıfın, Batıda 19. değil, yüzyıl 20.

milliyetçi,

ilerici,

sanayici

kapitalizmi

yüzyıldaki

iratçı,

baskıcı,

gerici

finans hasta

kapitalizmi kapitalizm

kendisine doğudaki

örnek bunak

y a p m a k t a n k u r t u l a m a d ı ğ ı n ı ve k u r t u l a m a y a c a ğ ı n ı bir yol daha ve kesince ispat ediyordu. prekapitalizm miydi? Sosyal tu. landı. nün Batıdaki yatalak, ile eşleştirilerek damızlık bir t o p l u m düzeni doğurtulabilir ç ı k m a z a , A b d ü l h a m i t tarafsız devletçilikle gem birlikte başlayan koyu sanayici yeni vurmuş42. i m p a r a t o r l u ğ u n y ı k ı l m a s ı y l a sonuçdevletçiliğimizin olmuştu. derebeylikten devleti çıkıp y e r y ü z ü Türkiye

33 yıllık A b d ü l h a m i t devletçiliği Cumhuriyetle birinci

yılındayız. Y a r ı m yüzyılda, J a p o n y a sınıf b ü y ü k makine

Batıcı " Y A R D I M " olmasa peynir e k m e k s i z aç kalacağı, üçte iki nüfusu işsiz, e m p e r y a l i z m e üs, geri bir ülke d u r u m u n d a bulunuyor. çekle yüz yüze gelişimizin sebepleri araştırılmalı mıdır? Bu acı ger-

T Ü R K İ Y E İŞÇİ S I N I F I N I N Yarım -Brecht'in GERİLEME, diren yüzyılın piyesindeki Allahları

SOSYAL VARLIĞI hattâ "DEVRİMCİLİK" çabalarımız, sosyal gibi yerinde s a y m a k biçiminde-

"İLERİCİLİK"

politik G E R İ C İ L İ K ile karşılaştı.

Bunun sosyal sebebi, Türki-

ye'deki sınıf determinizmidir. Bu kahredici sınıf determinizmini içlere sinbaşlıca düşünüş, devletçiliğimiz biçiminde oldu. Ö n ü m ü z d e duran modern finans kapitale verili sınıf imtiyazve gücünü yürüten devletçiliğin ne olduğu açıktı. 40 yıl önceki can alıcı problem: O devletçiliğin larını gittikçe a r t t ı r m a k ve böylece Türkiye'yi bugünkü d u r u m u n a getirmek mi? Y o k s a , T ü r k i y e işçi sınıfının d e m o k r a t i k e k o n o m i k ve politik insan haklarını tanıyıp, dizginsiz finans kapital s ö m ü r m e s i n i önleyerek, s a n a y i l e ş m e güçlerini artırmak mı idi? Hâkim devletçiliğimiz ikinci şıkkı: T ü r k i y e ' d e işçi sınıfının sosyal varlığını inkâr etmeyi hak bildi. Ve bütün "ideolog "ları o yönde kışkışladı. Bu, önce yanlıştı. T ü r k i y e ' d e m o d e r n bir işçi sınıfı vardı. O l m a s a modern kapitalizm olmazdı. "İdeolog"lar ters y ö n d e n güreştiler: T ü r k i y e ' d e kapitalizmi kalkıştılar. sömürge inkâr ederek, batı işçi sınıfının yokluğunu ispat etmeye Bütün moBu parlak olduğu kadar orijinal o l m a y a n bir sistemdi. emperyalizmlerinde,

hasretlisi

böyle k a p i t a l i z m e ç a t a n

gösterişli faşizmler pek boldu. keli gericilik, m a m a k gibi nal sınıfını

İtalya'da, A l m a n y a ' d a , J a p o n y a ' d a ,

dern ağır sanayi gelişmiş b u l u n d u ğ u için, " N a s y o n a l S o s y a l i z m " maskendi s a n a y i n e s ö m ü r g e s a ğ l a m a k ve kölelerini aç bırakkendi kapitalizmi için olumlu sayılabilirdi. temposunu Bizdeki "nasyoolan işçi memleketi

s o s y a l i z m " devletçiliği, T ü r k i y e ' d e s a n a y i l e ş m e z e m b e r e ğ i yok saymakla, sanayileşme yavaşlatıp,

yabancı finans kapitali ö n ü n d e elsiz ayaksız bırakacaktı.

O zaman, bulunduklarını ye'de den bir işçi yakayı atlatmak için,

hem

milliyetçi hem sosyalist geçinen ilkin yalan

kapıkulu

ideologlara

karşı, " s o s y a l i z m " şöyle dursun, kendi milletlerine ihanet ideolojisi içinde a n l a t m a k için, sınıfının bugün sıyırmak işçinin için, s ö y l e m e m e k gerektiği, Türki"Patron, yarın rakamını dün kazanç vergisini muamele saklar oğlu vergisinsaklar." bulunduğu yaşını kullandığı anlatıldı: işçilerin

gizlemek için,

(H.K. Türkiye'de İşçi Sınıfının Sosyal Varlığı, s.5) denildi. Bu saklambaçları oyuncularına fus yazımı, (TİSSV, s.6) Gene gözükür." 23.316 275.112 1927 (Keza, kişidir."... sanayi yılı s.7) "10 1 "Dört ve daha ziyade kişili işletmelerde "Bir kişilik, bin Bunun, ve ailesi ile 23 bin patronla esnafı 10.941 patron geriye nüfubırakalım. Y a r ı m eksik istatistiklere bakalım: kişilik bir "sanayi nüfusu" bulunduğunu "1927 nüyazar." 299.369

birlikte bir kişilik işletmeler: çıkarırsak, Türkiye kişilik bütün

işçisi kalır. 49'da

l3.666.274

su içinde oranı:

eder." (Keza)

50 kişide 1 sanayi işçisi, elbet ileri A v r u p a sanayi ülkelerine bakarak az bir orantıdır. 180 "Fakat, 1917 yılı zirai karşı oranı yalnız 62'de ve geri bir ülke 2 milyon 900 1'dir." (Hikmet olan bin Çarlık Russanayi işçisi Türya'sında vardı. milyon nüfusa nüfusa

Sanayi işçisinin

Kıvılcımlı,

kiye'de İşçi Sınıfının Sosyal Varlığı, s.8) Kuvayi Milliyeciliğin zaferinden 4 yıl sonra, Türkiye t o p l u m u ne antik ne modern anlamda sosyal sınıfsız değildi. Bu sınıflar arasında sosyal bir tercih yapılsa: Eğer T ü r k i y e kâr etti. 10 bin işveren mi, 275 bin işçi mi tutulmalıydı? Demokra"Çağdaş uygarlık" için için güdülüyorduysa, Teşvik işverenle Kanunu" işçiden 1912'de tik oya vurulsa 1300 kişide 1 patron mu ağır basardı, 49 kişide 1 işçi mi? başka " Ç a ğ d a ş uygarlık" sosyal sınıfı yoktu. Ancak kapitalistler "Sanayi-i Devletçiliğimiz ikisini de in-

çıktı, işçiler için "İş K a n u n u " 1936 yılında çıktı, 1965 yılında bile İş Kanununun uygulanma müsaadesi bekleyen nice maddeleri kitapta uyukluyor. İşçi haklarını, işveren imtiyazlarından bir çeyrek, yarım yüzyıl geride, hem de, sırf kısıtlamak için konu eden bir devletçilik, Türkiye'de kapitalizmden "Ne ye'de çıkarır. 1932 56'sını) (İstanbul, başka sonuç bulur mu? 1300 sınıfların sosyal kişide bir kişi olan değil, yığın patron açıkgöz; patrondan karşılık, ile 50

yapalım: modern Modern Başvekâlet İzmir, derleyip

kat çokluk olan

işçi ise...

kendini bilmez" mi denecek? Bu yokluğunu objektif önemleri göre: işgücünün s.40)

Türkiortaya belirir. (yüzde

durumlarını 3

sınıfların

topografyaları yalnız epey

İstatistiklerine Zonguldak) toplar." (TİSSV,

"Türkiye'nin yarısından

vilâyetinde

çoğunu

Kimi sanayi semtlerinde işçi sayısının nüfus toplamına orantısı şöyledir: istanbul'da A d a n a , Mersin C e b e l b e r e k e t t e [ O s m a n i y e ] Zonguldak'ta İzmir'de A d a n a ve İçel'de Bu yoğun insan yığınımız, "yok" denilmek için 10'da 1 10'da 1 6'da 1 7'de 1 3'te 1 devletçiliğimiz ta-

rafından kanun dışı bırakılır. Onun, en ufak siyaset şöyle dursun, ekonomi teşkilâtı en büyük kuşku konusu yapılırsa kendini ve milli görevini kolayca bilebilir mi? Çünkü karşısında, bütün kurullar ve kurallarca ülke ve evren ölçüsünde imtiyazlandırılıp şımartılan özel sermaye, baştan başa finans kapitalleşmiştir. Bir sanayi kolunda 20 şirket kalsa, üretim serbest rekabetçi kapitalizmin elinden çıkmış, tekelcileşmiş olur: "Bir kolda üretimi, likte, kezileşmiştir. yük kurumun halıcılıkla yapım Hamza 40'ı, bütün ve Bölge dışında, bölge sanayi işçilerinin belki de içinde 5'ine ayrı 10 ayrı Türkiye'nin en büyük şirket, 2 boyâhane yüzde bütün ile 2 39,7'sini içine alan halı birbölgenin büyük şirketlerinin elinde merBu 29 10 bübaşka, işçi, kilo

ilmek fabrikalarıyla yıkama 1 haneden

7 boyahaneden

ve 6 yıkama haneden 4'üne sahiptir. Demek halıcılıkta yalnız 4 yâni işleyen milyon

uğraşır kurum

görülmüyor. 10 fabrikadan yüzde

bin

14 kumpanyanın Zâde,

elinde çalışıyor.

10 ilmek fabrikası

920 bin

kapasitesindedir. bütün

tanesi sırasıyla: varolan milyon 450 bin

(Şark Halı, yüzde üretir. kilo)

Çolak Zâde,

Yılancı Zâde),

fabrikaların

ilmek üretiminin

75,5'ini (1

(Mıntıkamızın Kitabı, s.116, İzmir Ticaret ve Sanayi Odası, İstihb. Md. M. Zeki'den, T İ S S V , s.46) "Bütün %37'sini %1,1'isi 14 (yani larının tanesi, işletmelerin kucağında işçilerin yani %48'ini) %9'u, ve geri işçi %30,5 %0,43'ü toplar unu (yüzde yarımı Bizim değil) geniş bile değil) bütün işçilerin içinde 307'sini kurumsan-

Türkiye'de... topluyordu. biri bile Almanya'da (yüzde

Amerika'da 1921

bütün 13

işletmelerin bin

kurumumuz endüstri

%0,86'sı çalıştırıyor.

işçilerin Demek

anlamıyla (finans önceki

işçilerin Türkiye en

%36,5'ini ileri

benimsiyordu... derecesi 1917'den bütün az orantı ülkelerinden

işçilerimizin ve

tralizasyonu bakımından, ya'dan) 500'den gesinde pek fazla 1929

konsantrasyonu gözükmüyor... kullanan Amerika'da önce, ise bu

kapital (Amerika Çarlık

egemenliği) AlmanRusya'sında toplamının Ege bölkollarında,

sanayi

kurumlar, nispeten

işletmeler işçileri Türkiye'nin endüstri

%45'ini kaplıyordu.

%33 idi. temerküzlü

yılından

yalnız yukarıda işletmenin ni tutar. an altında Bu

andığımız 7 kurum konsantrasyon,

için

işçi sayısı üretim 4 puan

560 dan işçi üstünde,

yukarı idi. toplamının Rusya'nın

Bu

7

işçileri,

karşılık düştükleri

dalları

%37'si8 pu-

Amerika'nın s.49) 1935 yılı: SON

imiş demek." (TİSSV, işçi sınıfı "ÖN

Bugün 1965 yılındayız. sosyal sınıfının ve sınıflarından şimdilik miştir. Yazar, bizden o etüdün sosyal ve başkalarının bilimsel

Demek t a m 30 yıl önce Türkiye'nin özeti verilen etüt yayınlanabilşöyle bitirir: "Burada, işçi geldiği kertede resmi inceledik. iddiasındadır." rakamlara Demek (s.75) SÖZ"ÜNÜ

dolayısıyla elden sözlerine

varlığını, basılı objektif bir

dayanarak olmak

yaptığımız,

araştırma

Türkiye'nin temelindeki sosyal gerçeği bu idi. Politika kiremitliğinde ise büsbütün başka mart kedileri miyavladılar.

B.

POLİTİK E K O N O M İ

TÜRKİYE VE ATATÜRK Cumhuriyet çağında tur. Birinci Cihan kapitalizmin gelişim Milli karakteristiğini bize en iyi anlatanlar, ekonomi politiğe en az önem veren edebiyatçılarımız olmuşSavaşı kadar süren Kurtuluş Savaşından sonra, için Türkiye duman tüten bir yangın yerine dönmüştü. Yalnız A n k a r a

yazılan şu satırlar, Bolu, Zonguldak, Y o z g a t ve hattâ Kayseri için de doğru sayılan açıklamadır: "Vilâyetin girmiştir. Türkler: halkı yerde balık sırasında yakmışlardı. sullukların verimli ziraata tasfiye bağlar avcılığı bütün çift toprakları milli memur, bir kaç Ermeni ithalât ve bankerin ihracat tekeli idiler." veya idi." tüten rehini altında altına idi. Her tehciri ve yokKüçük esnaflıktan kadar bütün asker, etmekle, ölmekte, şehir Rıfkı: İzmir'den parasıyla Rençber, ve zanaatlardan ekonomi vakıfçı ekonomisini kapalı doğru s.419) (Keza, tüccarlığına, "Hıristiyan kesilmekte, mahallelerini harabeler Vatan,

Hıristiyanların derebeyi köklerinden

memleket çarşılar ve Uşak'a Çankaya,

sökmüştük. "Ermeni

bozulmakta,

zeytinler

yabânileşmekte durmakta yalnız vardı. s.420)

Anadolu

kasabalarının

oturulabilir "Sıfıra inen

yıkıntılar..." (Falih

yapılacaktı."

Bu nasıl olacaktı? Türkiye, tarihsel devrimlerden sonraki durumdaydı. Osman Gazi zamanındaki gibi yeniden fethedilmişti. Millet Fatih Kahraman gazilerin ardında ordulaşmıştı. Her şey baştaki ULU KİŞİ'lerden bekleniyordu. En büyük kahraman "Tek a d a m " Mustafa Kemal Paşaydı. kat ediniz. Atatürk bir büyük Türk'tür. O "Sözüme dikkadar büyük bir stratejdir." (F.A.

450) Sırf tek insan kişi olarak onun da bir maddesi ve bir mânası vardı. An-

lamca d ü ş ü n ü ş ve davranışında ister istemez idealistti. Dünyanın kültür üzerine oturduğuna inanıyor, dünyayı ancak kültürle değiştirme metoduna güveniyordu. Gönülce, hayli sıkıca barışmayacağı türk (F.A. bii, kendini Oysa: bütün hasım, alaya "Atatürk, Fâtih bir bizim Rıfkı: Harbiye'de yetişmiş Çankaya, (F.A. ve s.612) Gerçi Ama: 560) düşünüşlü "Elinin bir "Bir gün "Ataidi." Tabizi 543) tatlı olanlar gibi, ister istemez hafifçe kültürlü idi" (Fâlih olduğunu söylemeden alabilecek

Gaziler gibi "Meclis" severdi. geçemem.", suç bağışlamayacağı kadar ince bir kova yoktu."

(F.A.

görüşlü

483) Yeşilaycı suyu. su, neden Neden? Atatürk:

değildi. A h m e t Rasim'in Eşekliğinden. "İçilirken: Gel çocuğum rakı koysalar, Rakıyı buraya, hangisini

şu fıkrasından "Uzakta dedi. içer?... 519) -

hoşlanırdı:

"Bir eşeğin seyrediyordu. bir kova kadehlere "Aman, RA'lara babasının den ca'ya dini

önüne bir kova su,

rakı koysanız,

hangisini içer? bir işçi çocuğu Bir eşeğin Çocuk Bu

önüne -

bir kova olduğunu

önümüzdeki gibi dil SOF"Paşa öğAtaAlmanken-

bakarak:

efendim,

demesin

mi? Atatürk gülerek:

sormayalım

demişti." (F.A. anası defteri göze iyi

hep bilginler de toplansa, tuttuğu Avrupalı Fransızca romanları

her kültür eksiği giderilemezdi. karnında vardı. anladığını kadar çarpıyordu.. yabancı Hoca

mürebbiyeden hattı olduğu Fakat

renmemişti." Karlsbadda geçmiş pek pek Fransızca iyi merak türk'ün

düzeltmesin-

İşaretler, kendi

konuşamadığı etmemişti.. (F.A.

fransızcayı

gösterirdi.

ölünceye

okuyarak

tamamlamıştır." Sakarya

612) izlediği ve odacığında, Fâtih, "Wells'in dilinde 441, etmeye Napolyon'un kumanda tarihi de onu heykeli vasıflarına TürkçügePaşa: bu fi-

savaşını

lâmbayla Muhammed idi.

vardı. hayran lerin ri,

"Peygamber oldukları tarih anlayışına olarak

padişah 613) Yazı

arasında

(F.A.

ısındırmıştı... Kemal herkese ve

Edebiyat'ı 442)

Cedide'den

Namık Kemal mektebine "Lider Mustafa kendi yürümesi için

yakındı." (F.A. yardım

Hükümet

Başkanı

olarak İsmet Ama, s.380)

İyi fikirlerin kirlerin

hazırdılar. (Keza,

hepsini

kendilerine

yaratamazlardı."

Gerçeklik bu olmakla di. Y u k a r ı d a n T e o r i s i " sona dert yanar) çıkmazda? Hayır.

birlikte, sosyal-politik d u r u m gibi,

kahramanın

mizacı ve üslûbu da, "Fikirlerin hepsini kendi" y a r a t m a k eğilimindeykültürle y e r y ü z ü n ü ererken, yenilgiyi "Dili bir 452) çıkmaza ben de Ama düzeltme azmine örnek, " G ü n e ş Dil kabul etmeyen dedi. şu sözlerdir: Bırakırlar mı (Yazara dili bu biz hiç

saplamışızdır, işi başkalarına

bırakamam.

Çıkmazdan bir yana,

kurtaracağız!" (F.A.,

"İyi fikir", "Kötü fikir" ayırdı

bir işi başkasına b ı r a k m a m a k için, en azından beden sağlığı ve ömür mucizeleri gerekirdi. A t a t ü r k ise, bu iki bakımdan bile talihsizdir:

"Eskiden man beş dadır... yatına bul'a ve gelen

beri

böbrek kalp

hastalığı krizi

çekmiş... ile

1919'da ancak rahat bir 2 o

Samsun'a göğüs profesör...

çıktığı zadurumgeçirhaİstansonra haber zedele(F.A.,

altı

saatte bir

bir sıcak

banyo teşhisi

edebilecek.. ağrısı

1924'te içkiye bunlar

konan İlk defa

miş...1927'de

enfarktüs son

krizi...

Almanya'dan devam

Gece

vermek lâzımdı. eski yaşayışına kıskançça

yılın

temmuzunda s.460)

Atatürk,

etti." (F.A.,

Bütün

milletten

saklanmış, geri

ancak ölümden Şimdi hayli idi."

kısmen açıklanmıştı. A m a , kahramanın çevresini saranlar her şeyi iyi biliyorlar ve iyi veriyorlar: öncesi s.463) bile sömürmeyi becermekten ve hayret adım kalmıyorlardı. sağduyusunu izleniyordu. 56 yaşında "Atatürk'ün hâfızasından eşsiz silinip verici adım Nihayet

yen hastalık buhranları... " (F.A.,455) Dolayısıyla "Eserini

"Yarım saat

gitmişti.

neticelendirmeye

ömrü

yetmedi." (F.A.,455)

İNÖNÜ VE ÇAKMAK "Eser" kimlerle yürüyecekti? İstiklâl Savaşının, zafer üzerine parlayan ve büyük kahraman ölünceye dek sönmeyen "Teslis"inde Atatürk'ün gerisinde iki baş kutsallaştırılmıştı: siz başlık eden İsmet Paşa (Sivil Hükümet), Mareşal Fevzi Çak1919 yılı, Sivas'a niçin gelmişti?" "25 Kasım'da Amasya'dan Çakmak) da Sivas'a vardı. Aynı gün, cümlelerle ve Bu ve gelmişti. MüzakeKâzım mak (Askeri güç). Ordu gibi, Türkiye'nin biricik gerçek üstün gücüne rakip"Fevzi Paşa, Cafer İlhami Aralarında relerimizin lam bana dürler. Paşa bâzı sunlu dest en Bey'in başkanlığında bir heyet, Heyetin

Fevzi Paşa

(rahmetli Mareşal Fevzi beraber, ile Fevzi Paşa, iyi de

hararetli bir gününde idi. olmakla göre, Kemal Fevzi Paşa

bu ansızın ziyaretine bir ansonradan açıklamış: Kemal Samder-

verememiş anlattığına "Mustafa

karşılamamıştık.

Karabekir Paşa,

konuşmuştu.

Rahmetli Karabekir'in muhteris iyi bil ki,

geliş sebeplerini şu Şunu

ve Ali Fuat Paşalar,

menfaat düşkünühususta tanıdığım ile

Yalnız sana başa geçerse, hattâ

istinad ediyorlar. ilk işi seni imha en kanaattedirler. Sen bu mümanaat

eğer Mustafa

etmek olacaktır. Mustafa etme Kemal (karşı

kimseler, ve iyzâm

güvendiği İsmet Bey göndermek)

(yâni İsmet İnönü) Kendilerini koyma). Milletin

Şefik Bey de bu götüreceğim.

Fuat Paşaları

(yakalayıp

vazifemdir.

yakalayıp

İstanbul'a

"Karabekir Paşa, şu uğrunda razı masına ölümünü lip tu.

sözlerden bu rica

çok müteessir olmuştu. atılan bir an tahribat ile de uğraşılarak önce iknaa

kurtulututuklangevaz-

her tehlikeyi göze olamayacağını, yer almasını

alarak ortaya gibi kendisinin etmiş verilen

arkadaşlarının

Türk milletinin Anadolu'ya olmuş-

çabuklaştırmaktansa,

saflarımızda Fevzi Paşa

ve paşayı

muvaffak getirmekten

vaziyeti anlamış,

vazifeyi yerine

geçmiş

ve

bizimle

de

konuştuktan

sonra

İstanbul'a

dönmüştü." (General 1953)

Ali Fuat Cebesoy:

Milli Mücadele Hâtıraları, c.l, s.250, İst.

Bilindiği gibi Fevzi ve İsmet Paşaların o zamanki kehanetlerine göre: Karabekir ve Fuat Paşalar zafer üzerine politika alanında " i m h a " edildiler. Yerlerini İsmet ve Fevzi Paşalar aldılar. gedikli Genel Kurmay Başkanı kaldı. davranışıydı. Bakü'yü Fevzi bi, "Kuş ne bir mak'lığı vaad Paşa Dış politikada ve bu reddetmez." olmadı. Türkiye'de dolaşırdı: Pekâlâ pekâlâ, (ikinci Meseleyi şöyle vaad (F.A., etseler Fevzi Paşa, A t a t ü r k sağ kaldıkça "Meselâ, aleyhimize İç Müşir Fevzi Paşa'ya bir ittifak arasalar, Çak(F.A. Genel berisiPaşa'nın geçmezdi." uçurtmayan 5 kilometre 494) Kahramanın arayıp onu (F.A., KurDavranışları t a m bir Osmanlı Paşası göründü: üzerine 668)

bunu

politikada aklından kuş (F.A.,

başka türlü

Atatürk'ün:

"Hiç şüphesiz,

Genel Kurmay gi-

kipert paftalarını uçurtmama"lar "top koyarım.

sattırmamak da

495) A m a Ç a k m a k Paşanın aklından, çok daha ilginç biçimli, memlekette "İzmit körfezinde bir gün hallederim"demişti." Kurmay Başkanı: Yalova'nın

A t a t ü r k ' ü n "alter ergo"su oldu. olup, s.471) Paşanın "İsmet Paşa onun ömrünü öyle bütün

benliği) İsmet Paşaydı. olmamıştır... hayatı içinde hükmetmek

ö l ü m ü n d e n önce d e ğ i ş m e z Başvekildi, ö l ü m ü n d e n sonra " D e ğ i ş m e z Şef" hiç bir zaman kendi normal ihtilâlci meslek Atatürk onu ne olacaksa olur." Milli doğru bulmasaydı,

tamamlayacağına adamı, kahramanları

"O bir nizam kendisinden şöyle İsmet

hiyerarşi adamı idi." (F.A., sürüklemeseydi,

s.472)

tuluş Hareketi yılı, Zeyrek'te, sarlaşırken Köylü Kâzım olalım. ağa,

ne olacağını İsmet Mütareke kalmadı. Birleşelim. (Kâzım

başka hiç kimse daha "Gördün edelim. Çiftlikte mü

iyi a n l a t m a m ı ş t ı r . Hiç liran umudum var?

Kâzım Karabekir Paşanın ağabeysine ait bahçede karamdemişti: istifa olalım. ağa Kâzım... kaç hayatımızı Askerlikten Senin

sürükleyelim."

Karabekir; İstiklâl Harbimiz, s.7) Atatürk kişinin başlıca "Devrim"lerini yürütecek kişi bu idi: "Hiç bir zaman devrimci olmamış", " D ü z e n " (Türkiye'de o zaman var olan prekapitalist sermaye temelli yabancı finans kapital düzeni ve "Hiyerarşi" Daha çok derebeyiliğe has rütbe ve mevki basamaklarına uyuş) adamı, Anadolu'da Bâbil çağından beri yaşaya gelen ağalardan biri "İsmet Ağa!.." Osmanlı de, hemen geleneğinden zafer ertesi, beri, paşalarımızı "Toprak çekiyordu. A t a t ü r k çiftliğini, mütegallibeye aldı. Silifke'de Bodosaki'nin

kaptırmamak için, genç bir gazeteciyi aracı y a p a r a k ihaleyle satın (Milliyet,

1965, Nisan, makale) Ve her ilde örnek çiftlikleri kurmuştu. En

"insanüstü" kişiler de, en son duruşmada, Hazreti M u h a m m e d ' i n dediği gibi: "Mâ ene illâ beşerün misliküm: Ben de sizin gibi insandan başka bir şey değilim" derlerdi.

ATATÜRK'Ü

ÖLDÜREN

NEDENLER

Türkiye'nin son yarım yüzyılına kişiliklerinin damgasını v u r m u ş görünen iki k a h r a m a n d a n birinin "İhtilâlci", ötekisinin "Nizamcı" karakterleri bu bakımdan birbirini t a m a m l a d ı ve sosyal eğilimde ortak yanlarını kaynaştırdı. "Ulu önder", gene tarihsel karşısına çıkabilecek herkesi, önce acı muna eden olmuşlar soktu: ne ve çoğu "Kuvayi Milliye ve zamanı subay kadar kumandan meclise devrimler geleneğine dayanarak, güç k u l l a n a m a y a c a k "sivil" duruuzaktan varsa, yakından s.345) politikayla kadar, temas yaverlerine hepsi sivil

katılmışlardır." (F.A.;

Burada kişi kaprisi değil, enkonsiyanın [iç güdünün] etkisi gibi, derinlere işlemiş sosyal eğilim kendine yol açıyordu. Nitekim, kadim Pers Devletinden beri yerleşik olan: Askeri-sivil güçleri bölme tekniğine uygunca, Atatürk, "Yalnız met yet met bi... ve hemen bütün devlet işlerinden, bir ilgi Paşaya pek Fevzi işleriyle "Yüce H a k e m " rolüne çekildi: Bunun Bazı hakem dışında rolünü s.350) Florya ündür. vs. Hüküşikâoyna"HüküDış gimeselelerde dış politikaya Paşaya, tenkitler başka, pek devamlı Ordu üzerinde Hükümet baş göstermiştir. emanetti. yapmak Bütün Orman ve

İsmet

müdahaleler

maktan politika,

yorulmazdı." (F.A., Çiftliği, Yalova, s.472)

işleriyle

ağrıtmamıştır. dâvalarıyla

inkılâplar Atatürk'

bâzı bayındırlık (imar) işleri, tarih

Bir de dil ve

uğraştı." (F.A.,

En basit dil işinde: "İşi başkalarına b ı r a k a m a m " diyen Atatürk mizacında bir insanın tümüyle devlet işini başkalarına bırakması, kahredici sosyal determinizmdendi. Varolan sosyal "DÜZEN"e ve "HÎYERARŞÎ"ye kart blanş verilmezse yaşanmazdı. sini boşuna harcamasından s.508) anlayanlardandı." (F.a.., "O bir kuru kabadayı değildi. bir şey deniyor. Doğrusu bunun İnsanın kendipek iyi Atatürk topluluğun kazanamayacağını tersidir:

kendini yazık ki harcamıştır. Harcayışının sebebi, dilediğini yapamamasıdır. Kız kardeşi Makbule hanıma gazeteci soruyor: yapmış... Hanım, tercih miyordu. Acaba, bunların lüzum Daha içinde hangisi şu düşünmeye etmiyordu... Daha görmeden "Büyük Atatürk birçok işler için verdi: daha mühimdi?" kabul etniye"Hiçbirini ötekine kendisi cevabı

doğrusu onlardan daha

hiç birini dilediği çapta

çok şeyler yapmak,

büyük inkılâplar yaratmak

tindeydi..." (Milliyet, 16 Kasım 1955: A ğ a b e y i m Mustafa Kemal no:7) Şimdi gericilerin ağzına sakız edilen Atatürk'ün içkiciliğini göz önüne getirelim. Her keyif veren zehir: hayat baskısına enkonsiyan [içgüdüsel] protestoda içki intiharına götüren bulunmak için, taksitle intihar etmektir. Atatürk'ü rememek baskısı. de, Bay Fâlih'in kendisi yazıyor: hiç içmez

içgüdü ne idi? "Daha büyük inkılâplar y a r a t m a k niyeti "ni gerçekleşti"Savaş ve devrim günlerinveya pek az içerdi." (F.A., meseleler konuşulduğu sıralarda

493) Demek Ata'yı içkiye sardıran şey, "Kendini boşuna harcaması", dileğine rağmen "Daha çok şeyler" y a p a m a y a c a k ortamda kıvranmasıydı. Sosyal sınıf eğilimleri önünde tek kişinin trajedisiydi bu. Ne kadar U L U olursa olsun, er geç, kişinin rolü sosyal sınıfların etkisiyle yönetiliyor, yahut eziliyordu. A t a t ü r k ve "Uzun türk'ün Pek biz niz. D ü ş ü n c e ve sınıf alanından iki canlı örnek: düşünceleri: ara sıra bir bir takım düşüncelerini bir dikte ettirmek Atakoyarsın" derdi. için, ettiYa"İyi Kalabalık diktelerde arasında: "-Bunları Kendisine gazetene

gecelerde, âdetiydi. bu

çok defa notları Zaten

"Dikişsizlik",

"Gelişigüzellik" olduğu 473) deniyor.

ertesi gün mesele

kaybederdik.

söylediğimizde:

vakit geçirmektedir." derdi." (F.A.,

pacak o kadar çok şeyi bulunan kimse, vakti boşuna geçirmek ister miydi? Fakat, işte, sofrasında ün alan bir kapıkulu gazeteci bile, Atatürk'ün düşüncelerini sansür edebiliyordu. Atanın "Dikişsiz" sayılan düşünceleri nelermiş? Gerçekten öyle bile olsalar, onları o hâle getiren kimlerdi? Atatürk adam rasındaki sofranıza sin, lerden yok ve sosyal sınıf ilişkileri: "Bu "Yazar adamın Ha, soruyor: ne bayağı Onu da "Etrafındaki bu sofbildiye olduğunu ne sen

ve seviye

karışıklığının Hanım

sebebi ne? Bir akşam, "Aman devrin, duyuran Kahraman

yanındaki hanıma öyleyse,

bir dâvetliyi göstererek:

mezsiniz!" demişti. kızım" cevabını

şaşırarak: Bu

Paşacığım, işte...

alıyorsunuz?" demesi üzerine: vermişti. faydalanmak zaruretlerini sanıyordu.

bilmeztaktik(F.A., nasıl

kendisine

eski komitekâri gelir."

hususiyetlerden ise, sosyal

354) ...Yâni, hanımcağız insanüstü kahramanın çevresini dileğince yaratıp, edebileceğini ilişkilerden bağımsız kalınmayacağını anlatıyordu. Kişi olarak Atatürk, bütün tiksintilerine rağmen, içine düştüğü veya içine işlemiş çevre sınıf insanlarını kontrol altına alamıyordu.

"ZİNDE

KUVVETLER" 1- Kapitalizm,

1917 yılından beri insanlığın önüne iki yol çıkıyordu:

2- Sosyalizm... İkisi ortası gelişen geri ülkeler için, varılacak yol, bu iki rahmetten biriydi. İnsanlık, 7 bin yıl önce ilkel sosyalizmi bırakmış, yedi bin yıl sonra yeniden ele almıştı. Türkiye hangi yolu tutacaktı? F.R. Atay diyor lik ki: eğitimi "Ben Rusya'ya gidip geldikçe, olduğunu, daha çabuk vardırıcı halk ve gençarkadaşlara anlatamıyordum." metotları yetkili

(F.A., 415) Demek o zaman sosyalist metot yolu kapanıktı. Kapitalist metodun bizdeki en az yarım yüzyıllık uygulanışı ise, ister istemez, modern finans kapitalle kaynaşık tefeci-bezirgân düzeninin s p e k ü l â s y o n u ve vurgunculuğu olacaktı. Çünkü: "Türkiye'de sermaye yoktu, sermaye simsar-

ları vardı." (F.A., 421) deniyor.

Biliyoruz:

" S e r m a y e simsarı" da bir ka-

pitalisttir. Şimdiki görevi Batı finans kapitaline simsarlık olduğu için "Kökü dışarıda"; yedi bin yıldan beri tarihsel devrim kahramanlarını kollayıp yola getirdiği için "Kökü içeride" y a ş a y a n bir kurbağa gibi "amfibi" dir. "Devletçilik bir iktisadi 421) meslek Kurbağa olarak nasıl değil, suda bir tarihi zaruret olarak doğda muştur." (F.A., yavrularsa, simsarlarımız

tıpkı öyle devletçilik sularında yavrulayacaklardı; sonra, palazlanınca "karaya" çıkacaklardı. Kahramanın "Simsarlar"ı. 1- A y d ı n l a r (zinde kuvvetler), umulabildiğinden daha aşırıca kişiliksiz kapıkullarından hepsiyle dama kızınca naresiz radan geldiği da adam kubbe çıkan, için başkanıydı. seçilmişlerdi. paytağı Bay Fâlih'e göre, Atatürk "bütün Ecnebi şirketleri İstiklâl olduğu baltalakeli maları halktan değil, a y d ı n l a r d a n g ö r m ü ş t ü r . " (F.A., 407) Onun için gibi oynadı. devletleştiren, vakit, asar görünen Ali "Afyon, kilise kubbesi Çetinkaya, diye Mahkemesinin toplantı İstiklâl idi. yavuz katına sokulabilenler iki tiptiler: 1- Şimdi "Zinde kuvvet" adı verilen "Aydınlar"; 2- Şimdi "Özel s e r m a y e " sayılan bay Fâlih'in

Ali bey Bayındırlık Bakanı demektir, 386)

birinci işi misalonunun [sontaşraiçin "bid'at" Atatürk

Yargıtay giyerek o "Ali

kubbesini yıktırmak olmuştur." (F.A., yenilik] "Vakit" muhabirini İnkılâbı"nı yapıp

Öylesine kovan "da dönünce: Paşayı

keskin

düşmanıydı."Şapka huzurundan Ankara'ya 398)

Mahkemesine şapkasıyla

"Şapka

Bey'de

karşılayıcılar arasında idi." (F.A.,

Nurettin

şapka giymediği

m a h k e m e y e çeken de aynı Ali bey oldu. Hükümet kurma ve değiştirme işleri başka türlü geçmedi. 1924, Cumhuriyet balayı "Pek ci dik. duk. yakında yapmıştır." tedbir Bir Fethi yılında, İsmet Sait Batı Paşaya isyanı liberalizminin döneceğini ne olmuyordu." kurulmuştu. ayrı getirdi. ayrı inançlısı bilerek "Bir Fethi Fethi "Kendisine akşam briç efendili Okyar'dı. Ata: Okyar'ı hiç Atatürk'e Başvekil bir önleyidavetliyBir bunu gel-

"Şeyh aldırmak kaç

kadar sürdü?"

mümkün masası Paşa bir şifre ismet

oyun

Hanımlı, masalarda

vakit geçiriyorait son "rapor... Al

bey,

oynuyorlardı.

aralık yâ ver Atatürk'e Bir cephe di... düşer gibi Fethi'ye götür",

Şeyh

Sait isyanına düştü,

Şark düşüyordu. Fethi bey kanunu

Atatürk yâvere 433) Arada

usulca:

dedi...

(Başbakanlıktan)

İsmet Paşa

Takrir'i sükun Fethi bey

çıktı." (F.A.,

zamanında

A t a t ü r k dipdiriydi.

kahraman

öylesine

tanrılaştırıldı ki, bilinç dışı halüsinasyon ve evham geçirdiği zaman dahi, en büyük politik aydın ni kemiren bir illet kişileri bir işaretiyle yıldırımlara çarptı. "Karaciğeribilmiyorduk... Hâfıza zayıflaması.. Sık sık olduğunu

burun bu rum. evde ni

kanamaları dikkat hem için evin Sonra göze

devri geldi. etmediklerini,

Daima Pek

yanında müeddep kaşımaya

bulunan doğrusu bir

hekimlerin hâlâ idi..

neden Atatürk "Bu Kendisibir seemretti."

âraza

geçiştirdiklerini

anlayamıyo-

kaşınmaları de aynı görünmez baştan

başladı.

efendi

kaşıntıya, teselli

eğilerek kırmızı şüpheye başa

bacaklarını böcekler en

dayanamıyordu. tutturmuştu. olurdu. Hattâ temizlenmesini

varmış" diye ilâçlarla

düştüklerini söyleyenler tesirli

yahatte;

(F.A., 465) Kapıkulu çevre, Fatih Sultan Mehmed'i de böyle tapınçtan öldürmüştü. T e f e c i - b e z i r g â n simsarların ise - C r o m w e l ' e yaptıkları gibi- mukadder sonuçtan başkasını bekledikleri yoktu. İşte o d u r u m d a Fethi beyle denenen girişkinlik İsmet Paşadan öcünü aldı. İçerideki ki Bomonti kasının Bakanlığı leri ni lâsına larımızda talimat İnönü kıpırtı olmasa.. kurdun elmayı Bir türlü kemirmesine benziyordu. Orman O hep da Çiftliği Devletçiliğimizin "İstanbul'daBira Fabri"Tekel Bu

verimleşemeyen

büyük kazanç sağlayacağı." (F.A.)

teziydi

ve hükümet bu fikirde değildir. "(F.A.) "İngilizler bu Hükümet, istediğinden, tezini hükümet "Bir gece köşkü Bakanlar. bir iki denizaltıların hiç şüphesiz tutuyordu... geç İsmet bitiyor.

liberalizmimizdi. avlanması ile yalnız doğrudan olan

iç sızıltı, dış fırsata dört elle sarıldı. İspanya iç savaşında Nyon görüşmekaçırılmadı. ileri sürmüşlerdi.. tutulmamak savaşmamız gitti. köşkü birlikte bizim aksine bir gün "477) teklifibekarasudoğruya anlaşmayı İsmet geçti. "Ata tren. "Gebitti" dedi. Sovyetler Birliği Florya'dan vakitlere karşılıklı İnönü'nün Ertesi bakarak: baş

denizaltılarla görüşünün

Delegelerimiz 475) Florya sofra. Ata, ile, Çaylı

imzaladılar." (F.A., Ankara'da. Sofradan çirenler." "İnönü

kadar Çankaya'da tartışma şikâyeti Oldu "Hususi

arasında

duyuldu:

emirler alıyoruz. "Toplantı (Sofrada izin alacak, Celâl Bayar

arkadaşına

Vekildir." (F.A.,

T ü r k i y e finans kapitalinin biriciği İş Bankası Genel Müdürü Celâl Bayar, Başvekilliğe böyle çıktı. İyiydi, kötüydü, başka. Metot bu idi. Kapıkulluğu gelenekli "Aydın k u v v e t l e r i m i z " den, başka türlü kotarılış da beklenemezdi. 2 - S i m s a r l a r (Özel S e r m a y e ) sosyal sınıfına gelince, "Onların istedikleri bir gözdü, Allah vermişti iki göz!" Kahraman, "zinde kuvvetler"i terbiyeli m a y m u n a çevirsin, yeterdi. Tefeci-bezirgân sath'ımâiline bir yol yerleştirilen memleket, nasıl olsa içeriden yalnızca daha yavaş, dışarıdan yardımla daha çabuklaştırılarak istenilen sınıf sonucuna varılabilirdi. Fâlih diyor. Kahramanın "Avrupa "Kendisine gelip de bir iç hizmet isteyen konağına yerleşerek", özel Devletçiliğimizin şehirlerinde bir devlet Bay görmemiştik" devletçiliğisermaye-

miz devletçilik olarak s ö m ü r ü l ü y o r d u .

cilik

kolu

ise: nesillik

"Çankaya'daki nüfuzlarını zenginlikler edinmek ile zehirliyordu." (F. en parlakça

İŞ hırsı,

PİYASASINDA Çankaya,

satarak, ihtilâlci 414)

bir iki yu-

vurgunda

Çankaya'daki

vasını saray havası

Rıfkı: açan

Kaçınılmaz sonuç yıldırım çabukluğu ile geldi. "Bir v u r g u n l a nesillik servet e d i n m e k " yolunu gidiş, devletçiliğimizdi. Finans kapitale karmış tefeci-bezirgânlığın devletçilik mekanizmasıyla gelişimi iki biçimde aldı yürüdü: rak o y u n u 1- Para o y u n u (Banka tefeciliği); 2- T o p (Arazi spekülâsyonu). PARA O Y U N U

"SİMSARLARIN":

Para oyunu: Antika tefecilik, bu oyuna 7 bin yıllık zemin hazırlamıştı. Daha ilk ateşli Kuvayimilliyecilik çağında iken, uluslararası yabancı finans kapital, gizli casus ağlarıyla Kahraman satın alma cüretine kalkışmıştı. Bay Fâlih'e ve (F.A., başından bir villâ göre: 424) "Gazi, "Kuvayi varlıksız her aile Aylığı devrinde Bu Milliye çocuğu gibi, hiçbir İngiliz Kemal'e zaman büyük hayli sıkıntılı bir öğrenci masrafına adına, ve bir para yetmezdi." -hareketin İtalya'da subay hayatı geçirmişti.

Entellijensi

ayrılmak şartıyla-

Mustafa

vaad etmişti."(F.A., 423)

oyun tutmadı.

Zafer başlayınca, ya-

bancı finans kapitalin yapamadığını, yerli ajanları daha antika ve sınangılı metotlarla, işi "Yurtseverlik" biçimine sokmaya kalkıştılar. Fâlih Rıfkı ile Y a k u p Kadri, ilk Büyük Millet Meclisine adımlarını atarlarken, şöyle bir kanunu imzalamaya çağırılmışlardı: "Hidematı vataniyesine mükâfatan Kemal Pa(yurd çalışmalarına ödül olarak) Gazi Hazretlerine (Mustafa

şa'ya) 1 milyon lira ihdâ edilmiştir." (F.A., 423) Yâni, tefeci-bezirgân sosyal sınıf, "Bakla tarlasında halk çocuğu Mustafa Kemal'e: "Zaferi d e m e k istiyordu.. "İlk aferizm raca katılan ması, için, kesmekle iki rakip İş Cumhuriyet onu çıkmaz biri, karga kovalamış"

kazandın, artık bizim sınıfa geç!"

. Bu aşırıca ivedilikli davranışlar, zafer sonrasında daözel iş) ikisinin için fesaddı, Bir gün de Ankara'da İŞ milli tâkibine gelenleri habir eksiltmesine olduğu göololBu milletvekili salgınının lâzım 1

ha temkinli, daha akıllıca ve " m e ş r u " görünen sistem kılığına sokuldu. (çıkarcı başlamıştır... firmadan Bankasının tarihi işlere ki 425) savunmanın

temsilcisi aynı bir aferizm

rülmüştü...

bir nevi politikacılar bankası pek acıklı

olarak kurulmuş başlangıcı gelmiştir. milyon

muştur." (F.A., kurtarılanlardan let Meclisine lira komisyon lira yonlarca

"Birkaç defa, sokmuş on parasız

bankayı pek ağır ziyanlardan kazandırmak tam bir bir subay emeklisi uzun

kurtarmak

olanları

olarak ilk Büyük Mil28 bin milİş yüzünden atarak,

katılmıştı, almıştı... ziyan

bir demiryol mukavelesinden Devlet bu anlamıştı... Ortaya

mühletli mukavele

edeceğini

teşebbüs

Bankasının me satıcılarını madığı SOFRA Busenin Ve Müdür, hesiz seyi bir da bay arada yapılmıştı:

sermayesini o kadar şahısla Dostu bir Fâlih

tehlikeye

koyabilmek; Rejimden ki, bir gün biri şahsı idi." o

para

kazanmanın kızıp şöyle davet

en yanına

kestirnüfuz sokve

yollarından

biri sayılıyordu. bürümüştü nüfuzlu bir kolayını kolayına devam ücreti on

hava

parası arasında SOFRAya elini

vurmak hırsı,

Atatürk'ün

dostlarından bulup bin lira getirip,

bir pazarlık ettirecek affettirecekti. Umum Şüphis-

Atatürk'ün

öptürerek 426)

(öpücüğün) dürüst

(F.A.,

ediyor: İş

"İş Bankasını kuranlar ve bilhassa yapacağını Yerli (para bize banka yapmalıydı. ve Nüfuz komisyoncuları oyununun benzediğimiz" bir "Galiba Bu etti. icat dünyanın fikri iki Atatürk'ün

kimselerdi...

Devletin

Bankanın oldu)... işi

Yabancı Reasürans Bay imtiyaz edildiği örneğini

asıl

paylaşacaklardı.

hikâyesi.." "Bizim

unutulmaz "Eşsiz örhiç bir yesigorta rabölünteşebüstüne müdüYalnız fazla kalp

anıtlarından rinde

Fâlih: altında

neksiz" devletçiliğimiz reasürans kumpanyalarından hatsızlığından müşlerdi... büse ki 3 rü, gitti. bu sigorta odamda önayak

keşfediyor: değildir. müdürü

İstanbul cepheye Nihayet, masası da sigorta duydum:

birinin dâvası

levanten bütün Pek

şüphe İmtiyaz olanlar "Bu

zamanlardı. kazandılar... neşeli bu servet

Arkadaşları geri Hâkimiyeti

bir mevsim müdür,

kaldı.

başarı zât-ı

Milliye bu

gazetesindebeyefendinin-

oturuyordum... Bu ettiği zarflar hisse başarıdan

Mahmut'un Konu ettiğim

zarf bıraktı: elde Cote tüccar, parası

âlinizin, senedi sonra,

beyefendinin, ve sâmânını bir

dir." dedi.

doluydu. gün

toplayarak Fransa'ya 50.040 lira

d'Azure'e reasürans

yerleşti. imtiyazı (F.A.,

Geçen 428)

tüccardan kadar

yüzünden

şimdiye

ödemiştir."

Bu devletçilikten yabancı finans kapital ajanları kanalı ile y ü k ü n ü yapanlardan, vurgun dışı girişkenlik, sanayi kurmak beklenemezdi. Bay Fâlih, yukarı ki olayları sayarken, elini y ü z ü n ü yıkayıp, " Elhamdülillâh!" çeken 480) Müslüman Milli sonucuna rahatlığı endüstri varıyor. ile: "Ziraat ve Milli ticaret kaynakları bankalar Batı Türklere mal edilmiştir. doğmuştur. Japonya, kurulmuştur." (F.A., rekabet

30 yılda

kapitalizmiyle

eden m u a z z a m sanayi kurdu. T ü r k i y e ' d e 42 yıldır neden henüz Nato güneşine 20 yıl sonra bile d a y a n a m a y a c a ğ ı düşünülen kardan ak bir endüstrinin emeklediğini açıklayamıyor. Yalnız bol bol ağzından kaçırıyor: "Yavuzde demiş, "Köşkün et. Bizim hem en Havuz skandalında ""hükümlü", hem "hüküm giyenlerden 2 otomobil "bir milletvekili almak daha köşkü Çankaya "ile trenkonuşuyordum: Biliyor musun, ekonomik" yapılıyor: ihale

"milletvekili"!.. biri geldi:

devamlı adamlarından

Sıhhi tesisleri falana Sana

ortağımızdır" dedi.

Nasıl yapabilirim?",

yolunu göste-

rirler!" dedi. ucuz kinleri ye'yi best aynı ru

Öğretecek

de

daire hayli

müdürü

(devletçiliğimiz!) bu eve (F.A.,

imiş. 429)

İhale

en tel-

teklif edene yüzünden Fırkada aferizm

yapılmıştır. kestörler

Fakat,

aynı zatın

dair Atatürk'e 348) 1950'den Büyük şiddetlerine

ızdırap büyük bir

çekmişlerdir." rolü hırsla

"Türki"Sersonra nimetler doğ-

kalkındırmak için aferistler salgını partizanları

durmadan takımının daha bir

vergileri

artırıyorduk." (F.A. olmuştur... tepmiştir... bütün

büyük iktidar

paylaşılması,

tekelciliğinin

sürüklemektedir."

(F.A.

430-433)

SPEKÜLATÖRLER:

TOPRAK OYUNU

T o p r a k oyunu: Antika tefeci-bezirgân vurguncuların, para babası olduktan sonra derebeyileşmek için toprak sahibi olmak içgüdülerinin, modern finans kapital gelenekleriyle azıtmasından doğar. Finans kapitalin en parlak toprak vurgunculuğu, alanında Anadolu'ya devlet eliyle kotarılan ilk defa yeni açıkça 376) Clarck, metre şehircilik, galiba Mabayındırlık (imâr) reşal munu Von şu belirir. "Balkan Harbinden sonra devlet merkeileri sürülmüştü." (F.A. George çıkınca, Kurtların Piyango, yanında evine

zini artık İstanbul'dan

aktarmak fikri,

der Golç Paşa fıkra ile başka hoş çâre

tarafından

Kurtuluş Savaşından sonra Ankara'ya düştü. O zamanki Ankara'nın duruanlatır: İsmet olmadığını kurtların "İngiliz Büyükelçisi Paşanın görür. evinden) Evi tutmuş" müsteşarı dönmekten Biraz (Başvekil yürüyerek

birkaç yüz

yukarıda... olarak kar

ilerleyince frak ve

büyükelçiyi Fakat,

bir gülme

bizi parçalaması 371)

bir şey değil... üstünde

parçaladığı

insanlardan

ilk defa

silindir artıkları

kalacak..." demiş" (F.A.

Bu kinayeli fıkranın Cumhuriyet kahramanlarını ne kadar etkileyeceği kolay anlaşılır. Şapka inkılâbının gerekçeleri arasında, bay Fâlih şu anıyı yazar: ları tün ahır. Hamdi, üzere ne müz fer "1908 yılı.. kabuğuna Mustafa Kemal'i, tutarlar." (F.A. Vilâyet binasında 2-3 Hasan oda atının ile Saka'nın başında fes olduğu için 396) idi. atı da İstanbul'da Bugün bu Sicilya çocuk"BüBaaltı zâde Kasayı limon saltanat yıkılmış,

A n k a r a ' d a henüz hiçbir şey kurulamamıştı. A n k a r a ' d a o zamanlar: hükümet şimdiki o zaman Bakanı "Bu Maliye bulur: saraylara bağlı... gitmek lüzum sığmayan üstü için han, Osman kanlıklar, yetiniyordu." (Taşhan'ın) ahıra evine da elinde,

Hasan

Saka'yı, Aman Git bak, gün

dizgini

kalkmak

biraz para!"

"-Anahtarına

yok ki:

açık bıraktım. lâzım?

içinde ne bulursan yaptırdığımız var,

al" (Hazine böyle). bir iki apartmana bakara 40'ı

"Taarruz için döktürdüğüdök"Zaedimasasına

Ankara'da nesi

kadar para!... oldu da

Yeni zenginlerimizin Maaş

bir gecede

tükleri kadar para." Kimin

nesi yoksa azlığından

yüzde

devletin", istifa

genişledik mi?

subaylar durmadan

yorlar. ra yoktu. müşler. le:

Bizzat Mustafa

Kemal kürsüye "Efendim Vekil:

çıkarak orduya bütçede "- İmkân 1 dedi.", biri)

hemen

1

milyon

li-

bulunmasını

istemişti."

imkân?", var efendim, lirayı (F.A. (F.A. 379) arsa Yansen, bir

"Mâliye yakmayı İşte o

Bakanı düşünhâliy-

Daha dün yerine gelen Yakacak yerde zâbitlere Devlet Bütçeden saklayıp Şehir halde Fakat: en 381) güzel ileride bile

demesin mi?", ",Yüz kü-

"Kâğıt parayı

kıymetlendirmek için

her yıl 200'de

milyon

verelim,

510-513) 512)

sur milyonluk bir bütçe." (Şimdikinin "Ankara'yı Herkes, kapılmıştı. nu düşünecek kızdı.

yapacaktı." (F.A. satmak başlıca kadar birini üzere şehirci kuvvetli ve nasıl

edinmek Paşa'ya var

hırsına olduğusordu: mıdır?.. enerjisini göre-

bayındırlıklarının uygulayabilecek "Şark illerimizden

düşmanı

spekülâsyon iradeniz

değildik." Batılı kafasının

"Bir şehir plânını Atatürk bile eriterek

mizacının Fâlih

Atatürk'ün bey,

söndürmüş

olduğunu

siniz." (F.A.

Bayındırlık Komisyonu

başkanı

üyesi vâli...

Gelin "PLÂN"ı "Birçok ra'da ve orada devlet hemen yi 100 bin 1 yakın Atatürk nüfuz Maarif

uygulayalım. eline meselâ, arsasını üzerindeki meskeni Başvekil geçmişti." Cebecide ona için Cadde (F.A. 384) "Ankaalmak Plânı ve için metre Ataetti"Bölge-

arsalar spekülâsyoncuların ticaretinin Vekiline karar Atatürk 3000 karar fazla ilk kaynağı, (Eğitim bulvarı memur vermiştik. verdirerek

ucuz bir arsa Yansen

Bakanına:

Devletçiliğimize!) satmaktı." yerine "bugünkü arsa İsmet

Konservatuarı topluyor Bunun kısımda, itiraz bine Devlet

yapmaya dairelerini yakınında liradan lira

emrediyordu." Paşa: arsaların

kamulaştırmaya

veremem"dedi... da arsa itirazdan

üstündeki Hemen (Arsa "-

karesine türk'ün ler-... Bu bir

koymak lâzımdı.

Emniyet anıtının edinmişlerdi. menetti.

bulunduğu 118

arkadaşları Millet

fiyata

arkadaşlarını

çıkacak). daireleri "Bir

sefer araya

Büyük

Meclisindeki Bir hava ne

spekülâsyoncular: hücumunda..." dediler. 334)

toplanamaz.

Atatürk:

arada

savunurum.

Bundan

çıkar dedi." (F.A. kurtarılabildi mi? yapılmakta lira

Arsalar aslanların ağzından "Büyük için Biz yi Meclisi Meclis Millet oraya (250 binası Meclisinin masrafına katı!) kamulaştırma fazla 20

bugün bin

olduğu

toprakları için ve için.. 2,5 bir plân

almak "milanıt disipsuikast kadar

kadar bir şey eklemek yeterdi. Yıllar geçtiği harcanmıştır.. Vâli: 336) Atatürk'e alamayacağı parası

yaptırmayacağız!," dediler... kamulaştırma İçişleri yerine Bakanlığı (F.A.

yondan yapı olan lininin yapılmak

Mahalle-

nihayetlendirdiği 335) (F.A. daima

Meclis önü kapalı kalmıştır. çoğunu, için süslemek olacağı,

"Bir göstermelik ol"Yuvarlak projesini burada iddiasına

mak üzere parasının tersine, kolay (baltalamak için)..

Atatürk'ün harcıyordu."

geçtiği bulvarı,

Otomobiller

yavaşlayacak. üstüne

sorumluluğu

gitti. ama orada ve

Atatürk bizzat geldi. fikir doğru!" dedi. ve kazalar olmuş Yalnız bu

"-

Yuvarlağı

belki biraz daha nerede [trafik] 387) bir

daraltmak lâzım, tatbik etmemişse, bekolmamıştır memuru

"Kavşak senelerden yuvarlağın fakirlere

prensiplerini

beri seyrüsefer yerde üzere

lemektedir. hiç

bulunduğu verilmek

hiç bir kaza ucuz

bir seyrüsefer memuru evsiz olsa, Bu da

beklememiştir." (F.A.

"Şehir plânında ayrılmıştı. di Ankara maz. ta Ama lar ufak kulübe de

arsalar bölgesi Fakat, yapılanŞim-

arsalar her isteyene parasız da bir mühendisin bir kaçak şehir var!.. bir mahalle..

verilebilecek. altında elinden

kontrolü

bulunacaktı... 338)

Bizim polisin bölge, orada

bir yankesici kaça"Kusur halkYapmadık... milletmahHarcadığımızdan 1 metre arsa fispekülâsduyarsınız,

bir ev.. yuva

bir şehir kaçabilir." (F.A. hemen

mı? Hayır.

Fakir ve işçi evleri için edinmek isteyenlere

hiçe kamulaştırılacaktı... Bir başka

Didinerek

yer gösterilecekti. kaçırdı. en Yerli bayındırlık...

Bir İstanbul milletvekili garaj bahanesile... vekili kat kaçırdı. daha yatının az masrafla 389) lirada 1 vetti." (F.A. apartman yoncularla hemen Ve ken) cek cek Belediye elde göz yumdu. edeceğimiz

dükkân

yeryüzünün

ileri şehir plânını,

"Bir dönümde bir kır evi disiplinine göre karar kıldığını düşünürseniz, fiyatı 20 liraya arsalar çıkarır. lehine 389) (Yunan Birde Müsaadeyi bir plân

aynı yerde bitişik ve dört katlı verenler, değişikliği

sistemi bu ortaktırlar.

hırsızlığa mantıksal Mustafa

hükmediniz." (F.A. sonuç: idare

"Sâbit olmuştur ki, ve LATİN kurmuş, fakat

ordularını inkılâplarını geriler

denize döbaşarabileuygulayabileolmasaydı..."

Kemal, bir idare

ŞAPKA

HARFLERİ ve

kadar

bir kuvvetli

bir şehir plânını

kuvvette

kuramamıştır."

"Hırsızlar

(F.A. 390) Bay çağı Fâlih'in: "Hırsızlar ve geriler" dedikleri, Tefeci-Bezirgânların bizim bize Batı benzeyen Özel toplumumuzda ile Sermayeci Bâbil sosyal

kalıntılarının,

Finans-Kapitali

kaynaş-

masından sınıfımızdır.

doğmuş,

SOSYALİZM YAŞANTISI, SOSYALİZM Tarihte insanlık iki türlü şantısı, 2- S o s y a l i z m d ü ş ü n c e s i . Sosyalizm yaşantısı: O zaman kimse ondan başka

DÜŞÜNCESİ 1Sosyalizm ya-

" S O S Y A L İ Z M " tanıdı:

Medeniyetten önceki insanlığın toplum hayatı idi. d o ğ m a " sosyalist bir t o p l u m d a yaşadığı bir hayat olabileceğini aklına için, getirmiyordu.

herkes "anadan türlü

Onun için t o p l u m d a başka başka düşünce akımları bulunmadığı gibi, ayrı bir "Sosyalizm d ü ş ü n c e s i " de ortaya çıkmamıştı. İlkel sosyalizm yaşayışı, y a ğ m u r u n yağması kadar tabii, olağan şeydi. Bugün y a ğ m u r u n yağışı

sosyalist midir? Y o k s a

kapitalist midir? diye d ü ş ü n ü l e m e z . Aynı

bulutun

altında yan yana y a ş a y a n insanların yan yana duran tarlalarından birisine yağıp, ötekisine y a ğ m a y a c a k bir "sınıf y a ğ m u r u n u " d ü ş ü n m e k ne kadar gülünç ve yersiz gelirse, tıpkı öyle, ilkel sosyalizm için de, hayat demek sosyalizm demek olduğundan, aynı şeye iki ad t a k m a k gibi birbirinden ayrı hayat ve sosyalizm deyimleri ve düşüncesi yersizdi. Sosyalizm aranması yitirildiği düşüncesi: Toplumca yitirilmiş "Sosyalizm bir hayatın, "Düşüncede" görüldü mü, demektir. için Bir t o p l u m d a düşüncesi"

orada iki zıt uçlu bir problem ö n ü m ü z e çıkar: aranmaktadır; 2- A N T İ T E Z :

1- T E Z : Sosyalizm yaşantısı Sosyalizm düşüncesi ortaya

çıktığı için, sosyalizm yaşantısı olgunlaşmaktadır. Bugün Türkiye'nin hiç değilse modern sosyal yığınları içinde sosyalizm düşüncesi gittikçe yaygınlaşıyor. Demek, toplumumuz sosyalizm yaşantısını yitirmiş, başka deyimiyle sınıfsız bir toplum olmaktan uzaktır. Eğer biri kalkar da, Türkiye'nin: "Sınıfsız ve imtiyazsız" bulunduğunu söylerse, insanlarımıza, "Yitirilmiş bir şey yok ki, ne arıyorsunuz?" demiş gibi olur. Sosyalizm düşüncesi, medeniyet kuruldu kurulalı zaman zaman tepmiştir. İnsanoğlu yitirdiği ilkel ve iddiasız sosyalizm yaşantısını kolay kolay unutamamıştır. A n c a k yedi bin yıldır medeniyetlerin üst üste batış, sonra çıkışları, düşüncelerde öylesine bir kargaşalık ve bozgun yaratmıştır ki, en sonunda sosyalizm yaşantısının bu dünyada bir gerçeklik olabileceğine inanç da yitirilmiş, ideal mutluluk, eşitlik, kardeşlik ve huzur yaşantısı dinlerin biçimleştirdikleri Cennet'ten başka yerde olağan sayılamamıştır. Batı ülkelerinde kapitalizm, insan medeniyetini yıkmaksızın, insan yaşayışında devrimsel değişiklikler olabileceğini ispat edince, sınıfsız toplum hayatının bu dünyada gerçekleşebileceği düşüncesi kendiliğinden güç kazandı. A n c a k bu umut, sınıflı bir toplum içinde doğduğu için, kaç türlü sosyal sınıf varsa, ister istemez o kadar çeşitli S O S Y A L İ Z M düşüncelerine kapı açtı. mi, Durumunun sarsıldığını gören kimi sosyal kümeler, kendi çıkarları açısından bir sosyalizm düşüncesini ortaya attılar. küçük üretmenlerin Derebeyilerin sosyaliz-

(köylülerin, esnafların vs.) sosyalizmi, aydınların

sosyalizmi, kapitalistlerin, işçilerin sosyalizmleri ve ilh, ve ilh ortaya çıktı. Her ülkede, hangi sosyal kümeler ağır basıyorsa, onların damgasını taşıyan bir çeşit sosyalizm önerildi. Modern toplumda, Ortaçağ artığı lülerin, esnafların 19. ve ilh.. kümelerin: Beylerin, ağaların, geri geri, köy-

Sosyalizmleri,

insanlığı

Ortaçağa 20.

d ö n d ü r m e içgüdüsü ile davrandığı için, kişi ölçüsünde zorbalık metotlarını öne süren, yüzyılda: yüzyılda: A n a r ş i z m , Nihilizm, hattâ R a s i z m ve Faşizm, N a s y o n a l S o s y a l i z m , Frankizm ve ilh kılıklarına gir-

di. Geri gitmekte çıkar bulmayan çilik, yahut toplumu sadakayla

modern sosyal sınıflardan kapitalistleonarmaya çalışan iyilikseverlik Kendi bilincine

rin sosyalizmi, H ü m a n i t a r i z m denen ve sınıfları "inkâr" eden insaniyetakımlarını besledi. İşçilerin sosyalizmi 19. yüzyıl başında: varamayan işçi sınıfının yalizm, 19. yüzyıl ortasında:

kapitalist hümanitarizmi ile katışık Ütopik Sosve politika krizleri ile sosyal gerçeklik büsBu çeşit çeşit sosyalizmler, elinde Ortaçağ yığınlarını

bütün durulunca B i l i m s e l S o s y a l i z m oldu. yönde işletilebildiler. Naziliğin, finans kapital

zaman zaman kullanımlarını değiştiren sosyal sınıflar elinde, şu veya bu modern insanlığa karşı kullandığı gibi. Yüzyıldan beri, modern kapitalizmin sosyal sınıfları için s o s y a l i z m denince, en azından iki genel kavram ö n ü m ü z e çıkar: 1Toplum bakımından düzen: Kapitalist ekonominin plânsız, anarşik ÜRETİM Y O R D A M I y ü z ü n d e n litik altüstlükleri 2- Ç a l ı ş a n l a r ÜRETİM bakımından bitmez t ü k e n m e z e k o n o m i k ve poKapitalist t o p l u m u n sosyal sınıfların sömürücü

(krizleri, savaşları) giderecek davranış, düzen: çalışan içine düştükleri

İLİŞKİLERİ y ü z ü n d e n ,

maddi, manevi baskı ve emniyetsizlik d u r u m u n u giderecek davranış. Bugün, kapitalist sınıfın bile "plân" ve "reform "suz yemin edemediği göz önünde tutulursa, sosyalizm düşüncesinin sosyalizm yaşantısına kadar yaklaşık bulunduğu ve sosyal ğuna hiç şaşılmaz. TÜRKİYE'DE 30 nevver çimde rine tede yıl ve komik önce; "SINIFSIZ" insanlık" İDEOLOGLAR onun: "Kimi maaşlı, "Dramatik Çünkü liderler ve bu devrimi mübiakım, yedöküntülerince düzülmüş burjuva bir kavramların nasıl ne içinden çıkılamaz

bir kargaşalık taşıdığı kendiliğinden anlaşılır. Ve sağlı, sollu şaşkın bollu-

"kadroculuk" türediği zaman, frazeolojisi" olduğu Türkiye'nin dâvâlarını 4. s. 10, kesin yürütmek 1965) bağlılığını"

mütefekkir bir gericilik

yazılmıştı. için (H.K.:

"İlericilik" palavrası "devletçilik varolan dayanmak" (Eliçin: y o k m u ş gibi eğilimleri runluğu" yalnızca yor,

altında tezinin Eylem

demokratik

kadrosuna s.11)

istemekte

"Belli bir sosyeantidemokratik

sınıf ilişkileriyle göstermekle,

Demokrasi

çocuk kandıracağını

umuyor,

yelpazeliyordu. iri bayraklar altında sahneye dediğimiz çıkan şeyi Neo-ideologlarımız, kuş diline çevirerek:

30 yıl sonra: "Tarih g e r ç e k l e r i m i z i daha iyi d e ğ e r l e n d i r m e k zo"sınıf münasebetleri"

" Ü r e t i m ilişkilerinden d o ğ a n t o p l u m g ü ç l e r i " lâkırdısı biçimine sokukadroculuğun "Bu g ü ç l e r e boş v e r m e k t e o l d u ğ u n u " d a söze ek-

leyerek, lüntüden imişler. veren

o

boş verişe, sınıfsız, kapı

yani

kadroculuğa: Çünkü bir bakın: lâfıyla imiş! s.11)

"Sosyal düzeni

tarihte yer alma "Her türlü sosyal böyaratmak" amacında üretim temeline boş "Kapitalizmden

hakkı" verilmediğini uzak, iki "Toupe" ye buçuk

kınıyorlar. bağdaşık [yüzsüzlüğe]

kadrocular: toplum Toplumun

kulunun Eyl. 4,

Türkiye'de:

sakınılmış olunur" (Eliçin: Bu ağızdan

dolma " m ü n e v v e r ve

mütefekkir insanlık"ımızın

"Yarat-

mak" (!) istediği şey ne olabilir? Sınıfsız t o p l u m " herkesin bildiği SOSY A L İ Z M ' d i r . Kadroculuğa soruyorsunuz: "-Sosyalist mi olacağız?" Mussolini pozuyla: bir Eyl. "Hayır!" diyorlar. sınıfının "Çünkü kapitalist düzenin doğurduğu yürüttüğü bir rejimdir ve o" devrimci (Eliçin; proletarya gerçekleştirip

11) Bunun üzerine:

"- Eh, öyleyse, -sınıfsız toplum yolunu "- O l a m a z ! " diyorlar. "Çünkü altında savundukları o "kırk

açacak olan- şu demokratik kapitalizme olsun n a m u s u m u z l a geçebilir miyiz?" İdeologlar, bu sefer Hitler çalımıyla: o-ideologlarımızın yıllık mâni" ne imiş? 1- D Ü N Y A D A yarı sömürge Kadroculuk: "Bağımsızlığını yeni elde eden da sömürge ve "Devletçilik" perdesi biz Nasyonal Sosyalistiz.. Anladınız mı "Vehbi'nin kerrâkesi"ni? Şimdi Ne-

halkları,

sosyalizm-komünizm

karargâhına

atlayamaz-

lar." (Eliçin, Keza) buyurmuş... Bugün, Mısır'daki sağır Nâsır'ın bile işittiği gibi: "Çin'den Endonezya'ya, Cezayir'den Küba'ya dek, bütün y e r y ü z ü n ü n "bağımsızlığını" atlamış, gerçekten genç elde etmiş halkları O "Sosyalizm karargâhına" 19. geçmiş, Osmanlılardır. Kautsky'lerin çakaralmaz

yüzyıl " M a r k s i z m " kalpazanlıklarına kulak asan ulus yoktur. Emperyalizm silindiri y e r y ü z ü n ü öylesine "tesviye" etmiştir ki, karşısında her millet ister istemez soygunun bütünüyle artığı -söz yerinde ise"Proloterleşmiş "tir; sömürge sofra ile soysuzlaştırılmış emperyalist anayurt proletar-

yalarından çok daha 2- T Ü R K İ Y E ' D E : ologlarımız peştemalına toplum

ileri ölçüde "devrimcileşmiş "tir. "Kadrocu gibi Kemalizm ideolojisi"... (Nedense Neo-idetellâkların sınıfsız kirli bir yâni

Kemalizm

evrimci

bir gelişimi,

kadrocu

büründürmekten

çekinmiyor)

çelişmesiz,

bütününe v a r m a k " vaizinde bulunmuşmuş...

Bugün, bir kaç tatlı

su " i d e o l o g " u n d a n başka hiç kimse, Türkiye'nin çelişmeli, yani sınıflı bir toplumu yaşadığını görmezlikten gelemez. Yalnız ne olmuştur? J a p o n y a : İlkel S o s y a l i z m i n olumlu g e l e n e k - g ö r e n e k kalıntılarından yararlanarak, yeryüzünün ratılan", en ileri kapitalizm olma uygarlığına öforisi ve ulaşmıştır. yapma Türkiye: "yafobisi "eşsiz örneksiz" sosyalizm

altında, antidemokratik derebeyi kalıntılarını tabulaştırarak, 45 yıldır yeryüzünün en geri kapitalizminde bocalamıştır.

Elbet bu geri kalışın bütün "ŞEREF"i devletçiliğimizin d o k u n u l m a z kutsal "KADRO"larına mal edilse bile, o "KADRO"ların hınk deyiciliğini y a p m ı ş " K A D R O C U " cücelere düşemezdi. Ancak, Türkiye'nin ve Dünyanın 30 yıllık gelişiminde, her temel ilkesi olaylarca yalanlanmış bulunan kadroculuk, hiç değilse bu gün artık bir "ideolog"luk değil, belki bir "dangalaklık" örneği diye anılabilirdi. Nasılsa kadrocu geçinmiş beş on ısmarlama kişinin dördü, sekizi, saf dangalak yahut ütopist sayılabilirler. A m a , geri kalan biri, ikisi (Köylümüzün deyimiyle) " Vakıfa ürememiş"lerdir. Tarihin sayılı ütopistleri: Y a n ı l m a l a r ı n d a bile büyüklükleri saygı çeken çığır açıcılardır. 1Hâllac'ı Mansurlar, Şeyh Bedrettinler, Kampanellalar: Zaman-

larında g e r ç e k l e ş e m e y e c e k insancıl bir düzenin ülküsüne müjdeci olmuşlar ve bu uğurda baş vermişlerdir. Kadrocularda o göz var mı? Y e r y ü z ü n de en az yüzyıldan beri bilimsel doktrini kurulmuş, uygulanması denenmiş S O S Y A L İ Z M ' i n erkekliğini giderip, çarşaflı, peçeli harem dairesine iğdiş y a z d ı r m a y a çabalamışlardır. Hepsi, her günlük iktidarın arabasına seyislikle binip türküsünü çağırmış, gizli açık finans kapital servislerinde doyurulmuş 2mamış çıkmış, fırın kapıkullarıdırlar. Owen'lar, Sait-Simon'lar, azgın Charles sınıfı Fourrier'ler: bile Olgunlaşkarşı sosyal

Robert işçi uyarıcı

sınıfı

üzerindeki

işveren

TAHAKKÜMÜ'ne bile,

olmuşlardır.

Kadrocular, var olduklarını

sınıfları y o k m u ş gibi göstermekle, t a h a k k ü m e paravanlık, s ö m ü r ü c ü l ü ğ e kapaklığı etmişlerdir. 3- Kişi olarak Ütopistler, doğruluğuna bir yol inandıkları kendi orijinal görüşlerinden bir daha ömür boyu, ölüm pahasına d ö n m e m i ş yiğitlerdi. Kadroculuğun en y a n ı l m a z Rinpapa edâlı frazeologları, dün "eşek sudan gelinceye kadar" inandıklarına veya inanmış göründüklerine, bugün başka daha tatlı sular bulunca tükürüvermişler, yarın daha başka hava esince o tükürdüklerini de şifâ niyetine y a l a m a k t a n sıkılmamışlardır. Kadroculara "ütopist" demek, büyük ütopistlerin temiz yaşayışlarına ve ruhlarına çamur a t m a k olur. Devletçiliğimiz, KADRO'ların bir post ve külâh kapma sloganı olmaktan çıkmalıdır. Bay F.R. Atay'ın pekâlâ söylediği gibi, Türkiye'de: "Devletçilik bir iktisadi doktrin olarak değil, tarihsel bir zaruret olarak doğmuştur." (F.R.A.: Çankaya, c.2, s.20) Her doktrin öyle: "Tarihsel bir zaruret olarak", doğar. ten tarihselliği, yâni Her zaruret gibi, devletçiliğimiz de, tarihsel olarak: nasıl gelip geçici olduğu izlenmelidir. Bugün bütün "Biyani önce nedenleri doğru dürüstçe açıklanarak konulmalı; sonra gerçekdevletçilerimiz, devletçiliğimizin kaçınılmaz nedenlerini örtbas ederek, tarihselliğinden dokuz doğururca "Doktrin" d o ğ u r m a k çabasındadırlar.

zim bize benzeyen" devletçiliğimizin nedenleri, Kuvayi Milliyeciliğimizin bir tarihsel devrim karakterini taşımasıyla ilgilidir. O nedenler, 30 yıl önce Emperyalizm kitabında ekonomi politikçe, Demokrasi kitabında sosyal politikçe özetlendi. 11 yıl önce, pratikçe bir siyasi parti düşüncesi d u r u m u n a girdi. Devletçiliğimizin aydın tezgâhtarlığı mistifikasyonundan kurtulmasına elveremedi. " M e m n u hal [aşırma] m e y v a " gibi "Susuş k u m k u m a s ı " (conspira-

tion de silence) yolundan unutturuldu. Hele son 5 yıldır, yalnız kaçak intikonusu yapılan düşüncenin az çok biçimsizleştirilmiş suretleri pek çoğaldı. Aslı ise şöylece apaçıktı: "CHP'si, dayandığını mandası", 2Kuvayi TAŞRA Milliyeci "1denemelerle KODAMAN "İngiliz daha ŞEHİR ilk günden hangi insanlara "Amerikan Mil-

biliyordu":

BEZİRGÂNLIĞI

HACIAĞALIĞI

casusluğu" (H.K.:

Kuvayi

liyeci liğimiz, s.8,9) için can atıyordu." Böylece Kuvayi Milliyecilerin önlerine iki ucu tutulmaz bir değnek çıkıyordu. rlardı; hem de v e s a y e t altına sokuyorlardı. O zamana dek hak bildikleri (Bu tezatlı zaruret CHP'nin kavrayışa göre eski üstün sınıfları hem kendi partilerine ana güç sayıyoalınyazısı oldu)... CHP, kendisine maddi, manevi temel, fikir dayanağı, siyaset kaynağı yaptığı zümrelerin oluştan kaypaklığına karşı tedbir almak zorunda idi. Büyük şehirlerin ecnebi nüfuzuna kapılmamasını, taşra hacıağalarının derebeyivâri gericiliğe kaymamalarını istiyordu. A m a , gelgeç olarak içine indiği geniş halk yığınlârına, "Cahil ayak t a k ı m ı " diye yukarıdan bakmayı öğrenmişti. Böyle bir partiye D İ K T A T Ö R L Ü K ' t e n başka idare yordamı "CHP, ri halk mak aylıklı kalmıyordu. dayandığı zorunda bulmak güç, siyasete halde güvenemediği öte toplum gericilik içinde eski idareci zümreleasıl güvenilecek ve askıda zamanın bir Tefeve şu-

bir yandan gütmek çâre Bu gibi

diktatörce yığınlarına

kalıyordu; için,

yandan;

dayanmamak yüzünden,

temelsiz denk

kalıyordu.

Buna

tepkisine

bir güç sağlaeski derleşik

gerekiyordu. askerleri oldu. bu

diktatörlüğü

ayakta

tutacak, Keza,

karıştırılmayan

memurlardan

DEVLET örgütü bilmek için adamı nu ra Prof.

CHP devletçiliği bu idi." (H.K., katlandı. Hükümete az Aydın verdiği zümre:

s.10,11)

ci-bezirgân güdücü sınıf: "Kurtuluş" un bütün meyvelerini tekelinde tutatutuma Prosper bir sanayi günlü raporunda kalkınmada bulamadığı e k m e k kapısını Neumarck, "Haddizatında kimselere ilhamlı) derleşik aynı hâlâ "Ahmet daha yazdı: sahip bu t u t u m d a buldu: 1.3.1950 olan "Tarafsız bilim

çok nüfuzlu Emin önce Yalman şöyle zümre

kimi memurluklar sırf bunlaihdas günlü "Tek edilmişti."... VATAN parti gazerejimi, millet-

bir gelir sağlamak

maksadıyla 39.1.1943 belirtmişti: olmak

(Amerikan tesinde aydınlardan

doğruyu

bir sadakatli

sahibi

maksadıyla,

vekilliğini İşte muhtedisi

bile o

imtiyazlar s.11)

ve

nimetler sağlayan "Bir ara, Bunlar, genişleyen tatlısu

bir arpalık

mahiyetine

koy-

muştur." (Keza, gidiş

önünde:

kapıkullarından devletçilik ve Onların

birkaç siyaset oldu bittisini özen-

[dalavereci] mağribi gibi, o "CHP,

türedi: gittikçe

CHP'nin fuzuli

mal bulmuş dikleri luğu lemde

bir matah

sandılar.

fikirleştirmeye ne

"Kadroculuk", idi." (Keza) "lâ bulduysa, toptan halka

tufeyli devlet kadrocukadar okur yada; bir kauğhüO gözle "Reâya Osmanlı körü hiç de Memurları

duyduğu zaruretle, hepsini yaptı: ediyordu. bir Kanun,

memlekette

zar adam raşmalarını kümetimiz kuruntuyla,

hemen yasak

memurlaştırdı. Beri yanda demekte yeni o

siyasi (apolitik) memurin Türkiye, memuruna görürlerdi: Yukarıdan eğmek "

devlet kapıkullarının politikayla memurlar ise: sakınca uyruklusuna Osmanlı Onlar ve hor kafa "Bizim baktığı çiftçileri yormadan görmüyorlardı.

hükümetidir!" cidden Osmanlılıktan "Sâhib'ül Yüzyıllarca buyrultu gibi,

sömürgecinin

bakıyorlardı... ninde artıkları körüne devlet için: boyun kulları" gibi

çıkmıştı. ilişkilerle

toprak düze-

erz" deniyordu. süre ile kımıldamak

yoğurulmuş görmek

aşağıdakileri

yadırganmıyordu...

(Keza)

Bu gidiş nereye vardı? V a r a b i l e c e ğ i yere. Orası, kadrocu fırın kapaklarının y a n m a d ı ğ ı n ı söyledikleri külhanın zirgân devletin bağımsız yerine maktı. Lâkin, s.11) dini terne nin yıl gelenekli, ne 70 yıllık Batılı şahbaz şeylerin finans kadar davranırsa tabiatına (Amerikan ehvendi. yabancı başka daha içidir. Yedi bin yıllık tefeci-bekapital aykırı Ama, görenekli egemen girmiş "ehven [hafif] olurdu. sadece yeğnik bir t o p l u m d a , eğilimlerden bir şerre gericilik başvurPrusya'da (Keza, "Hiç değilse ilk i şer" idi.

davransın

kalabileceği

(kahramanlık) Yâni beterin bu

dönemi" için

mandasına

bağımsız bir diktatörlük) beterinden yol, ulusal Diktatörlük devriyle,

korunmak için, egemenlik

sömürgeciliğinden tehlikeye ile

kurtuluyorduk.

düşüyordu. yüzleşiyorduk."

katmerleşen

Yunker-Asker-Banker

bizantizmi

Dış kontenjanlardan bilmez, sahibine

ustaca y a r a r l a n m a y ı

bilen

iç finans kapital, "Kendini ve had"Bu 27 sarhoşu Mayıs'tan en"D.P. 6 geçirtilen:

CHP'yi dize getirecek cilveleri ve uzmanları aldırmaz Ve etmek şart oldu." onun yerine

buldu. CHP:

bir sarhoşluğa" kapılınca davul zurnayla s. 18)

temellerine nasıl mayınlar yerleştirildi." (Keza, önce yazılı illâki, z a m â n e iktidarından aldığı

olarak ve d u p d u r u açıklandı. Aldıran bahşişle,

olmamış. Anlaşılan

bizde,

kalın ciltli, kalın sesli b o ğ d u r m a y a "İdeo-

naslar y u m u r t l a m a y a , sol kulağını sağ ayak b a ş p a r m a ğ ı y l a g ö s t e r m e y e , bir doğruyu t a n ı n m a z kılığa s o k m a k için 90 yalana loji" deniliyor.

"NEO-İDEOLOG'LARIMIZ Türkiye'de sosyalizm problemi nedir? Sosyalizm 27 Mayıstan önce YASAK'tı; sonra - söz yerinde ise - Y A S A L oldu (resmi sosyeteye kabul edildi). Bu politik kabuğun içindeki sosyalizm, hangi sınıfın çıkarı bakımından konulursa, ona uygun bir anlam taşır. Öyleyken, bütün gözde sosyalizm düşünceleri, kalıntısı bilerek, bilmeyerek Sosyal sınıf temelini köylü, bırakıp, en üst veya yapının kiremitliği d e m e k olan devlet damına çıkmış bulundular. Ortaçağ ağaların de, "Mukaddesatçılık "ı acente bezirgânların da, esnaf ütopizm liberal anarşizmi de, aydın rasyonalizm veya rasizmi de, sanayici kapitalistlerin nasyonalizmi kozmopolitizmi, kapitalistlerin hümanitarizmi de, işçilerin sosyalizmi de D E V L E T Ç İ L İ Ğ İ sosyalist düşüncenin filozof taşı sayıyor. Bu kaos içinde en çok aydınlatılması gereken şey DEVLETÇİLİK'tir. bir tarihsel Çünkü, başka ülkeler için ne olursa olsun, T ü r k i y e için devletçilik en az beş yüz yıllık (aslına bakılırsa Nemrut öncesi: Beş bin yıllık) ve sosyal olayın geleneğidir. İlk Türkiye devletini kuran O s m a n Gazi devletçi idi; imparatorluğu kuran Fatih Mehmet devletçi idi; birinci A n a y a s a y ı (Meşrutiyeti) ikinci defa devletçi oldu; ilân eden A b d ü l h a m i t devletçi idi; Cumhuriyeti tekeline alan Halk hürriyeti (Abdülhamit'in Partisi devletçidir. Bu ilân ettiği anayasayı) tekeline alan İttihat ve T e r a k k i Fırkası

bakımdan şimdi "Devletçiyiz" derken yeni bir şey söylediklerini sananlar, umdukları Kimi iyi kadar "Orijinal ideolog" sayılamazlar. "Tarih alanında gerçeklerimizi hem yazılmış eksiksiz iyi bilmek, bir çalışma hem ola"Neo-ideologlar"ımız,

değerlendirmek zorunluluğu

rak kabul" (Eylem, kili düşünce

no:4, s.4) edilen araştırmalarında, "sınıfsız", devletçikeşfediyorlar. Kapıkulluğundan patentli olmadığı kadar ya-

liğe göz kırpan, ama gene de "Resmî o l m a y a n ve kürsüler aşırı iki "etakımı" başka için, onlardan düşünce akımına "Doğdu ve g ü n ü m ü z e

şadı" diyemiyorlar. Bu iki akımdan: "Ahmet Hamdi Başar'ın: "İktisadi Devletçilik Doktrini" ne göre "Kemalizm'in sınıfını s.10) deres'e meyince için", çağından tarihsel görevi yetiştirmek imiş. ve Bu Milli ve bizde eksik olan modern sınıfları, burjuvazi ile işçi 4, ondan sonra değin devletçilikten hiçbir diye s.11) kadroya vazgeçmek" düşüncelerini burjuvaya Başar'ın, (Ey.,

"Doktrin"in Birlikçilere hepsini

kurucusu:

"Atatürk'ten başlayarak Adnan Menbenimseteyöneldiği Firavunlar horlayarak deniyor...

kızıp,

"Kapıkulları"

"Bir yana bırakacağız. "(Ey., 4,

kalma Şark Devletçiliğimizden

kolayca vazgeçilebileceğini san-

ması yanılma olabilir, ama dar g o c u n u l d u ğ u n u

burjuva ve işçi sınıfı yetiştirme düşüncesini Geçelim.

hangi kadroya benimsetemediğini, hele kapıkulu teşhisinden niçin o kapek anlayamadık.

"Baş sözcüsü bugün cu Kemalizm ne varmaktadır." kanısını şünceye bağlı "Çağdaş ğumuz rak, culuğu: Bizim tarihsel yavaş Ş.S.A.'den şu uygarlığın yavaş

de Ş.S.A. savunan başka ölüm, iri

[Şevket

Süreyla

Aydemir] bir

olan

kadrobütünü-

ideolojisi" ise,

"Çelişmesiz, kimse dirim lâflar,

yâni sınıfsız

toplum

Neo-ideologlarımız, kalmadı"diyorlar, döneminde kadrocu diline üslûbun 4,

bir yerde: başka süsü

"Bu düolduçıkakadro-

bir yerde:

yüklenmek zorunda olmaktan

ödev" gibi bütün

aydınların

yerleşiyordu..." sözüyle, s.12) Önce modern işçi

"Sosyal tarihte yer almayı hak eder." (Ey., bildiğimiz " K a d r o n u n Kadroları": 1926 yılında

buluyorlar. sınıfımıza

"ideolog" kesilmek istemişlerdi. "Devlet k a d r o s u n a " , -H. bile değil-

pabuçları ellerine verilince, b e n i m s e t m e k " için

Başar gibi "düşüncelerini

sırf karınlarını d o y u r m a k için "Yön" almışlardır. Gerçi "inkılâp

kürsüleri" ne amatör profesör yapılmadılar. "Dönme"likleri engeldi. A m a , bal gibi "Memur" oldular. Hangi "resmi olmayan"?.. En resmi kattan emir alarak " K A D R O " c u l u ğ u Bilmeyenler, Tör], Î.H. ğü hâlde ve gisizlik tek içten ve açmışlar, değerli gene emir alarak kapatmışlardır. Kadri Karaosmanoğ[Vedat Nedim kadrocu Y a k u p

lu'nun "Sefaret Hatıraları "nı okusun. O, öteki Ş.S., V.N. kırılmıştı. Ve sorumsuzlukla.. kadroculuk: davul zurna

[İsmail Hüsrev Tökin] gibilerle bir tutulmayıp sefirliğe sürüldü"Gökalp'i bile unutmuş gözüken bir bilcurcunası içinde bir kaç yıl." (Ey.,

Keza) olsun sürememiştir. Şimdi o politika şamar oğlanlarını "ideoloji" yiğitleri olarak öne sürmek için hangi "düşünce"leri ya da daha üç kavramları karşıt 3) ele alınıyor? Şu: sonra ayrılmıştır: de no: karşı 4, şu 1) "Kadro, sonuca daha önce bizde bazı Dünya Batı, ve 2) yarı varır: pek bilinmeyen, sosyal-ekonomik bugün Sosyalist sömürge meyen" birbirine doğrusu pek bilinçli olarak kullanılmayan Emperyalist sömürge

eleştirdikten karargâha

Sovyetler, halklarının değil,

Her ikisine

ayaklanan s.11).

karargâhı." (Ey., öğrenilmesi

Önce neo-ideologlarımızın kadrocu " s o n u ç " dedikleri şey: "Pek bilinyasak edilmiş "kavramlar "ın devşirme kapıkullarınca t a n ı n m a z kılığa sokulma çabasıydı. dimize güldürürüz. Çarlığı y o k etmiş bir devrimin Dünyadaki "Üç kararilkokulunda o sözcük

gâh" sözcüğü bir kadrocu "Eleştirme "sinin ürünü sayılırsa, develeri kentahrifsiz öğretilir. İlkokul kültürü bulunmayan bir medrese yobazcığı orada yalan yanlış ezberlediği formülü, hırsızlığı y a k a l a n m a s ı n diye ters-yüz edip bitpazarında Formülün babasının aslını malı gibi satmaya kitapları kalkışmıştır. Türkiye'ye Bu yavuz hırsızlığın ev sahibi pozu iki cürete dayanıyordu: 1yazan ilkokul sokulmayanicağından, " M ü n e v v e r ve m ü t e f e k k i r " insanlığımıza kudret helvası

yetine maz,

yutturulan biliniyordu.

kalp

plajyacılığı,

kimse

kadroculuğun

yüzüne

vura-

2- Kadro ideologları, bütün dünyaca doğrusu bilinen formülü t a n ı n m a z hale getirebilecek kadar kalplaştırabileceklerine güveniyorlardı. GERÇEK: Kadrocu KEMALİZMİN SOSYALİZMLE İTTİFAKI sofizmin pozuna değil de, sözüne bakalım. " S ö m ü r g e ve hem sosyalizkarargâhı," hem emperyalizme,

yarı s ö m ü r g e halklarının

me, "Her ikisine karşı a y a k l a n a n " bir hareket miydi? Yoksa sosyalizmle el ele vererek emperyalizme karşı ayaklanan bir hareket miydi? Kadroculuğun en büyük kalpazanlığı burada "ideologlaşır". Çünkü gerçeği tersine çevirmeğe kalkışır. Örneğin, peryalizm): memleketlere kendi bize nun rinde) Kâzım Karabekir Paşa'ya İngiliz subayı getirdi. s.24) sosyalizm Yapılan Ve demişti. bizim ve bulaşmamasıdır. Har. yazdı: Ravlenson (yâni embaşka Paşa, ve "Bahsi Bolşeviklere Bolşevikliğin şunları müttefik gibi mâneviyata bu şifreyi yapılacak şey, Karabekir

müthiş Ama, Kafkasya'ya

propagandacılarını yürüdüğünü

her yana gönderiyorlar." (İst. hesabına iyi bir barış tabii

"Sosyalistlerin Sohum

sağlanmazsa,

düşmanlarımızın havalisinde Kıtaatta s.21)

düşmanı

olduğundan denize

olacağımızı, havadisleri

İtilâf kadrosu(asker birlikle-

döküldüğü

yayınladım.

ve halkta

iyi etkiler yaptı." (Keza, gönderdi: Kazan, için herhangi o dindarlık,

Mustafa Kemal Paşa, A m a s y a ' d a n 23.6.1335 (1919) günü 15. Kolordu Kumandanlığına ahali Öte bunu kabul bunun ilk "Sosyalizmin kavranış ve açıklanış biOrenburg, gelenek bir bir gibi sakıncası suretle kişinin İşbu Kırım işlerle vesaire zâten gibi İslâm ilgili oldüşünüldü... tarafından gizlenerek söymemleketin örneğin ve çimi dahi konuşularak, madığından, yandan, yapılması leşiye milli bâzı teknik esasen memleket teklifin

ederek,

olmayacağı sosyalistler kimliği bu aracılığıyla içeriye

beklenmeyerek, gönderilecek olduğu kabulü para olur... ve ve

derhal bir kaç

havaliden olur.

(mütenekkiren) girişmek, kudreti araçlar terk

değerli

hemen

anlaşmak pek uygun bildirilerek, ve için gerekince

amaç için, silâhlar, ve

hazır ve

şimdilik sınırda olarak ve

kimliği gizli tutmak onunla

olarak,

delegelerinin

gelecek durumlarımız, bir silâh

mühimmat

İtilâf Devletlerinin yüksek bu düşünceleri kulamaçlar (hemaksada ederim." üzerime yararlan-

memleketi defler) ma

etmeleri

kullanmak göre,

veçhile pek yerinde lanacağımız paranız kabil olup

Ve sosyalizm en son

ilgili olan

uğrunda paraca

fedakârlığa vilâyete inba

ihtiyaç olacağına ayrılan [haber] ve

örtülü

ödenekten rica

olmadığının "işlerin

buyurulmasını siyasiyata

M. Kemal Paşa'nın gizli servis şefi Hüsrev Bey, 1 Haziran 1335 (1919) günü Havza'dan istihbârata ait bölümünü

aldım" diyerek, da oldu. katılmasıyla Ulusların olan tamahına, taç olan bir millet içintin rağın

şu

mektubu

kaleme aldı: [yoldan ve bu

"Sosyalistlik Bulgar ve Macarların hırsına ve muhmetin millekarşı bir birleşme en büyük kabul ve vesilesi

bugün

İtilâf kuvvetlerinin

emperyalist salgınına, sapma]

gaddarlık ve itisâfına alışkanlıklarına Almanların bizler için tercih edilmek, kurallara karşı nasıl da

bilgilerine göre pek çok değişikliğe bırakarak, yöne çıkarı ya inşallah -gaddar bir barışı gerektirecektir... bağımsız yaşamak, her şeyden İslam'da, ve silâh, fakat,

yüksek prensipleri bir yana

etmemek yahut topönce sosgelenasıl olup,

dönmeleri, altını ve

pek büyük

Bence

-basındaki aydınlarınüstüne temas belirli

vereceği karar, etmekte derlenip prensipleri çözüntü

toplanırsa,

yalistlerle neklere düşman mak

anlaşılmak, kararlaştırmak

Türk'te değiştirerek sınırdaş

vermemek şartıyla,

kabul olacağını, yanlarını

uygulanacağını bağlamak

saldırılarına

koymayı sağlamak için gerektir."

cephane,

erzak al-

sağlama

A n a d o l u hareketini başarıya ulaştıran en

büyük liderler böyle g ö r m ü ş

ve davranmışlardır. Türkiye kurtuluş hareketi, Sosyalizme "karşı," değil, "Müttefik" olmuştur. On yıl sonra üç buçuk politika muhtedisi [dalaverecisi] kılkuyruğun "ideolog" pozuyla, olanları soktu. Bu mu olmadığı biçime sokmaları, ancak Menderes zamanı uygulandı ve Türkiye'yi 20 milyar dış borçla kritik duruma "sosyal tarihte yer almayı hak eder?"

CUMHURİYETÇİ

FİNANS

KAPİTAL

30 yıl önceki devletçiliğimiz hangi e k o n o m i k ve sosyal temellere dayanıyordu? Bu da hiç değilse 1935 yılında basılıp yayınlanmıştır. "1929 kooperatif, na + tutarı bilânçolarına 13'ü geriye göre, Türkiye'de 166 şirket Bu vardı. Bunlardan (13'ü ecnebi ticaret, Türk lirası + = 7'si ecnebi banka 5 milyon Sterlin Toplam: olmak üzere) + 33'ü bir ya-

bırakılırsa,

133 yerli şirket kalır.

133 şirketin

ödenmiş kapital

78,2 milyon 7,8

54 milyon İsviçre frangı Türk lirası demek olur. bunlar hâkim. NiteŞirketler Komirakamlartüm 133 Milörgütidatopbütün

70 milyon Fransız frangı milyar). İktisat Bakanlığı bu aşağı yukarı

156,8 milyon Müdürü ile

(Bugünkü kim, seri, nuç, la

Türkiye'nin

ekonomi politiğine, "Şirketlerin ve hareketleri, olmak kapitalce üzere dörtte

Şirketler Sigorta deyimlendirirler: (Sermaye

İstanbul

hâkimiyeti şöyle

her yıl ulaştıkları sosağlığının s.3) 63 şirket, elinde tutuyordu. (%75) kurucu, kişilerini

memleketin

ekonomi durumunun

deyimlendirilmesi demektir." "36'sı banka, sayıca üyesi, kapitali olan bu 156 üçte delege ile

27'si sanayi şirketleri milyondan kişinin üye, birini (%38),

şirketin leyen re ladık:

119 milyonunu idiler?

li şirketlerin meclisi

üçünü bütün

girişkinlikler kaç

idaresinde denetmen, maden

Şirketlerin

müdür gibi olmak üzere

50 banka

52'si endüstri,

102 şirketin

kişilerini saydık. re 625 "Gene diki tin yon) (H.K.: 1,8 idare kişicik

Bunlar topyekûn çıktı. bu Demek beş adı tüm altı

444'ü yüz

Türk,

181'i gayritürk finans sarılı kapital bir finans 9,1 ve tekelindedir.

olmak

üze-

Türkiye'de kişinin hâlesiyle Türkiye'de

dolayısıyla "Ma(şimbaşkan 9 şirke600 milnâzır"dır."

ekonomi politik işte itre"i (Üstâdı) yardımcısı

Türkiye'de, milyar) veya 8

hep saygı Bu kişi 9 üyesi

kapital milyon

Bilyoti vardır. kapital'i meclisi idare

var olan kurucu, Aynı milyon ile)

şirkette

kendisi da, 4,4

başkan, kişi bu (şimdiki ve

olarak kaptandır. (kişiliği

meclisindeki

üyeler aracılığıyla dahi şahsan

kapitalli

şirkette

"Hâzır

Emperyalizm, s.75,76) iç yapısı kertede ve şöyledir: ilgilidir. ayrıca doğrudan Oysa "1929 yılı, bir kişi, bu endüstriye alanında, ve Sırf endüstri elektrik sosyetesi dolayısıyla yahut Türkiye enbağlı buPakalTürkiye

Bu finans kapitalin düstrisinin lunan ile şa hemen 3 da hemen ikinci bankalarda,

her kolunda,

dolayısıyla

ilgili olan fabrikası

yabancı şirketi "Maitre" in, bir şirketin + 43

Süreyya yoksun ilgili

(Üstadın)

ilgilerinden dolayısıyla

mamıştır... ğu şirketler: üzere sayısı 1934 tan!). =

Demek, toplam İş

bulundu-

2 yerli (fabrika)

5 yabancı şirket + tüm kendi ana 334 kapitali 1

36 endüstri TAŞ olmak endüstrisi şirketlerinin milyon bin liralık bir şir1,7 milyar) lirayı geçmezken,

kurumdur. Örneğin, 1924 11

Türkiye 224

52'yi geçmez... Bankasının (Demek: yılındaki iştirâkleri (Keza, s. 38) koca -

ket olan bulmuştur.

yılındaki iştirâkleri bin 11 milyon liralık

milyon

492 lirayı

(şimdiki

10 yılda

"yavru" yaratmış her yaş-

"İstanbul'da litika ğini yen, dense bekler. " örneğin:

bir vilâyet halkı; bir veya üstün iki ayakkabı gelmekte ve

kısmen vb. değil

de

belediyenin değirmenin

idare elinden birlikte

ve poekmeısmarişle-

karışmalarıyla her gün

üç kodaman mi?

"Hazır elbise, Çimento

standardizasyonla Hele sırf ileri iç Türkiye'de

lamacılığa

teknikle

şeker üretimleri

rekabet görmedi TürDoy21 içli

yeridir." (Keza,

46,47) 10 yılda 5 buçuk kat büyür. 25 kat genişler... bağlanmıştı. "ecnebi "Türkiye 9 Almanya'da 5 milyon 7 kat.. 14 10 yılda 87 bankaya

"9 büyük Berlin bankası 5 yılda 2 kat, kiye İş Bankası 4 yılda çebank 2-3 Bankası, bankaya dışlı yalnız dünyanın 4 milyarlık kapitaliyle

liralık İş

büyük şehrinde s.246)

muhabir" adıyla içerisinde ise,

bağlıdır (Sermaye hemen

hareketleri, dense %500, 30

bulunduğu

büyük devlet bankasından bırakmamış %25 ile %75 arasıdır.. gerçek kat

başka,

başbuğluk büyük Alman

etmediği kübankasında bakımından demektir.

çük banka

yeridir...

kapital artışı 6 yılda Nominatif kapitali %2000'dir. Alman

İş Bankası 6 yılda kapital artışı: (ödenmiş) fazla çabuk kapitali birikmiş

bakımından

bankalarından

1913-14 Almanya'sında, ve mevduatın yarısını milli banka bankanın mevduatı (yarısını kapitalinin

9 büyük banka, mı elde 126 (dörtte tutuyordu? milyon üçünü) lira %82'sini yalnız 4 yani 9 değil,

bütün 1929 banka iken,

bankalar kapitalinin yılı elinde tüm Türkiye'sinde tutuyordu.

%38'ini 39 yerli 37 milli (İş-Ziraat)

mevduat toplamı 99 milyondu: değil) %76'sını

2 büyük banka milli banka

2 banka elinde 1929 4'ü

mevduatının s.56-58) kurumda büyük en"yerli milli" GerSanayi büyük İkti(iyi endüstri 61)

tutuyordu. "(Keza, aracılığıyla hemen 751 yılı, bütün

"9 büyük Berlin kendini temsil ettirir. düstri şirketleri, ki, ları topyekün 11, 2'si

bankası,

müdür ve memurları

Türkiye'de daha "Ecnebi milli" ve 10,

küçük olmak üzere 8

10 bankanın

elinde derleşiktir. kurumdan gene İş başka kuruma

Türkiye Milli ile Selânik Banka3'ü İş Bankasının, Geri kalan İstanbul 6 o banka, 3'ü 4

İş Bankası Bankasının, Türkiye

üç devlet bankası 20 sanayi şirketine hâkimdir. ilgili 20 de 11 bankalarla tâbi,

çekte Maden göre,

devlet bankalarıyla devlet bankaları

öteki 3'ü yalnız

ortak bulunduğuna Esnaf ile şirketlere

egemendir. Özetlenirse:

bankadan şirketlerinin saatte

İmar Bankası elinde

Bankasına

sat Bankaları

Selânik Bankasına %65'ini bilfiil için denildiği

bağlıdırlar. tutuyor, gibi)

yahut dolayısıyla

olsunlar

"KARIŞIK"bulunuyorlar. "(Keza

FİNANS "Belki oralarda ği" 1929 talinin kasıdır. leri şey 102 yılı

KAPİTAL V U R G U N U dininde birden TESLİS çok dahi Ama "ÜÇÜZCÜL görülür. 4 dört küçük birer midir? ettiği Sanayi) düşen (7 ile bu İş tanrı" bulunduğu için sayısı 39 olabiliyor. Türkiye'nin büyüğü, büyüklerin mülkleri 1929 kâr, ve yılı 5,8 tüm "VahdâniyetçiliTürkiye'de banka İş kapiBanbir (şim4 bübu

Hıristiyan banka

(birizcilliği) %78'ini Öteki 3 öğüterek değildirler. milyon

bankacılığımızda elinde devlet Kapitalin tüm + liradır. bankalar, tutar.

Bankası... RUHU

var olan

yerli-milli bankadan, bankası, RUHU Bu kârın + İş yâni yalnız yarayan kâr değil

dağınık değerbaşka milyon Türkiye'sinde

kapitalleştirmeye liralık (İş

değirmenden

bankalar kapitalinin 2,4 Emlâk +

diki 870 milyon) yük bankanın ÜÇTE BİR 4 büyükler kâr olan kâr

milyonu

(37 milyon elindedir. Ama, 8'de paydır. biri)

kapitalli)

Ziraat

Yâni kapitalce İş Bankasının halde,

kârın

YARISINI alırlar. Bankasına % 13 %70'tir.

asıl ilginç olan, olduğu

toplamından lira,

kapitali bankalar kapital aldığı 1,7 milyon böyle.

toplamının

"Mevduat ta li bankanın kadadır.

1933 olan milyon

Başvekâlet istatistiklerine 144,6 lira, milyon sayıları liranın 31'i O

bakılırsa: 142 milyonu öteki içinde,

"37 mil7 bankapitalküçük mali

tevdiat toplamı 2,9

Geri kalan

bulan 7 banka

kurumlarımızdadır." (Cumhuriyet,

26.8.1933)

ce

on

birde 50

bir (%9) milyonunu,

oranında parası yâni üçte

olan

İş

Bankası, İş

142

milyon ne

mevönemli

duatın toplar. bir tüm lamak temel larına o "Bu

birinden

fazlasını

(%34'ünü) Bankasının (Keza)

bağrında

"Yukarı kâr için olan nasıl ve İş el

ki rakamlar,

tevdiat bakımından belâgatlıca

kudret Türkiye

deyimlendirdiğini ekonomisi

gösteriyor."

çıkar bakımından üzerindeki yabancı Bankasının atmış

üstünlük havadan "Kudretinden kapitallerle ve enerji önüne

gelmez:

İş O

Bankasının kudreti ankaynak"İŞ" siis-

ileri gelir. kaynaşarak (kömür,

-tekelleşmelere maden) Tabii,

bütün kalmaz. kükürt, Limited) (Mısır ilk onun..

memleket ilk madde bulunduğunu Şeker telsiz ile Limited), üretimi telefon, "Hamburg İş göz

getirmek yeter. dokumacılık, en gibi sonra önemli sahaları,

kadarla (İş İş

tümüyle, kibrit ve

kerestecilik, mahreç

gortacılık, ihracat doğruya milyon), İş) gene sömikok, kerin (2.5.1933 artık tütün nüskül kelelerimiz" (Hükümete

monopolu, İskenderiye ve ilh..

standardize doğrudan inşası 2 (Deniz cam, Şeimtiyaz Bankası mi(İzmir'e işleri

Komimport kanat o deniz gerdiği açar);

Bankası

kartalının (Beşiktaş'ta), ve

işlerdir. ve ele

Şimendiferler kurtarma

demiryolu Yeniden, manifatura diye,

kredilerini

şehir bayındırlığı el vererek, 3

ambalâj işi kâğıt,

nakliye

devlet kapitaliyle yünlü için 1933 olduğu kumaş İktisat

ampul, yıl İş

tesislerine beri: vb. hatlı

hazırlık yapar. "Türkiye Cum., Zıngal "Dün ve

akrabasıdır günlü

kahve

Bakanlığından

gazeteler)... egemen en

yılından ekonomi

işinde faal rol oynamaya dolayısıyla kravatlarından, 62-64) bir alaturka saklanmasına [icatçıları] kullanımlara konu bulduğu ayırmayı O kadar iyi "Gene oyunlarının zarara gazetelerden

karar vermiştir (N. muazzam çeşidini rağmen havai

19.1.1933) şirketlerine

İş Bankasının BeB

girişkinlikler en

dek uzanır." (Keza, "Bilânço raporlarını, âletleri kanın cironun atının almaktan Esnaf Bankasının

okuyalım: ait bilânço elde

bir yazarımız idare meclisi başarmıştır. banüzerine yıllık mevdukaetmekarşılık, konsıralarda tüccardan olmalarıdır: raporu ta-

sürüklendiği zamana

etmeyi

1927 yılı idare meclisi raporunda, bankayı dolandıran, yangın s ö n d ü r m e muhterileriyle, bir sürü 25 kötüye vazgeçtiğinden milyon bir lirayı şikâyet kısmını durumun imiş? kurulu aşağıya işlemleri girişkinlik pek yararlı yol ileri açan otomobil mevduatın sürülmüş, rağbet kapitale açıkça gösterilmiş, acenteliğini lirayı, esnafın âdet

edilmiş,

150.000

tasarruf sandığı bulmaması, sunmayı) konu

azlığından

edilerek sandığın (finans kârlı

zançlarından melerine 1927 banka Emin trolcüleri

atfedilmiştir. yok mu eski beylerin bütün

işlerden

edilmesine bu ve

bilânçosu,

olmadığını çok dikkate üyelerinden

gösteriyor. "Şirketin Naci meclisi

değer bir nokta, raporu idare vermiş

belediye

Abdürrahman ve

Zeki

aynen ve

aktardığımız

"Bankanın

defterleri

rafımızdan de nin lice runda ğundan, 90.000 Meclisi amaca ise, lira

birer birer incelenip Azdan doğru emniyetle

denetlenmiş az işe ilerlemekte

ve

hepsinin arz ile başarılı

konulu genel

usul

için-

geçtiği görülmüştür. üleştirimini konu sağlamış açılarak,

başlayan olduğunu daha

bankanın "1928 İdare

işlemleriadaletrapobankayı tanınmış " "İdare hisse-

kazancın Meclisi işlere

bulunduğunu"bildirir. özellikle Volf, bankanın yazı uzun şunları

bankanın zarara

gittikçe geliştiğinden,

aday oldu-

makinesi getirtmek uzadıya söylüyor: tüm arasında çekildim." yanan ait)

yoluyla

sokan

övülür. "Bir gazete yayınlamış "İşleri öğrenince

bir çok zâtların başkanı mi zararla elden

adlarını Alâiyeli

borçluları

Mahmut

çıkararak başında cismi

kurumdan

"Kabak kimin muş!.. böylece ra İsmi var, sandığının boyuna

patlamış?.. yok (çünkü:

Bu

ateşte işçi

zavallı bir

çöpçüler ol"Yardımlaşma ve

sınıfına %5

sermayesi 70.000 Bu ve lirayı

çöpçülerin aşkın ve

aylıklarından birikmiş.. için Yardımlaşma uğramıştır." olmuş? Belediye Muhittin bu işi bulunduğu Manda

kesilerek

sağlanmış için

bir para

Başvurmadıkları

bu pauygun kontrol İstankave Suya heyete kararı

birikmiş kalmış paranın bu sorumluları kullanmadığından (Vali

Sandığı işi de

lâftan

işe geçe-

memiştir.. görülmüş.. Çapulun hakkını bul İlbay rarı genel düştü. Yandı iyi

işletilmesi ne ve

Esnaf Bankasına "Esnaf Bankası mülkiye Başkanı) Üstündağ, zaman ve

verilmesi üzerinde dairesince, genel

acı sonuca

dolayı,

Danıştay

ve Şarbayı Bununla giren yanlışlığa

hakkında itirazını aşımına ne

yargılama uğramış oldu?

verildiği affa

yazılmıştı.

fiarbay birlikte,

göndermiştir. vermekle

esasen

işler sırasında

Danıştay'ın "Balta

inceleme

düştüğü" anlaşılmış.

Demek:

Su ne

oldu? Manda içti.

ne oldu? Ahıra kaçtı.

Ahır ne oldu.

kül oldu!." (Emperyalizm,

s.66-69)

CUMHURİYETÇİ "Finans kapital içinde OLİGARŞİ danlığı vardır.

DEVLETÇİLİĞİMİZ e k o n o m i k ve azlık, arşe: politik buhranlar çağıdır. kumandandan) azlığın Devletin kuman-

çağı,

(Oligos:

Kapitalist devlet, gerek tekniğin sosyalleşme eğilimini önkapital çıkarına Bu uygunca işletmek için, kendisi

lemek, gerekse verimsiz duruma düşen girişkinlikleri özel kapitale y ü k olmaktan kurtararak genel yük masraf kapılarını kapitalistliğe başlar.. Devletin taşıt politikası ve s a v u n m a tertipleri, büaçar. masraflar ve alınan ödünçler y ü z ü n d e n , devlet finans kapitalle sıkı sıkıya bağlanır... Türkiye finans kapitalinin organı olan Fransızca dergi şöyle der: "Birçok tertipten her yeni ülkelerde bir mali hayli yıl bu olduğu iş işlere gibi bizde de devlet, omuz ekonomik ve sosyal ki,

kategorisinin düşen

üstesinden masraflara

gelmek

durumundadır

vermek zorundadır.

Öte

yandan, büyük

milletler emrine bir yük

arasında verdiği olmaktan 195

egemen savaş geri

olan aygıtlarını

emniyetsizlik.. elde etmek, (Economiste (hemen kamu

modern millet d'Orient üçte biri)

tekniğin bütçesine

milletler

kalmıyor." 57

10.8.1935) "1935 Türkiye bütçesi.. doğrudan savunma milyonda milyon milyon masrafı, 46,4 (%23,9) borçlarıdır...

Devlet zarar eden özel kapitalist işletmelerini satın alır: let verimli duruma getirince kapitalistlere teslim planı). Böylece, Sümerbank'a Naci

S a m s u n - Çarkendisi

şamba hattı gibi... Bir de, özel sermayenin kuramadığı girişkinlikleri, devetmek üzere, üzerine alır (Beş yıllık sanayi milyon ödenek verilir. devlet bankasıyla kendisi de kapitalistleşen 1935 bütçesinden 3 10 milyon

devlet, finans kapitalle içli dışlı olur:

1933 yılı, S i v a s - E r z u r u m hattı için İş Bankası, üç idaresinde

birleşerek, A b d ü r r a h m a n

sermayeli teşebbüse girişir. Şeker, kükürt, bakır, kömür, d o k u m a vb. işletmelerinde, devlet İş Bankasıyla elbirliği d u r u m u n d a d ı r . A d a p a z a r Bankası kapital arar: Ona devlet bütçesi " y a r d ı m " eder, ve ilh, ve ilh... "Devlet, tal de sanayi men Ama, ayrıca ERKANl ka li yalnız dür. dürü ve her finans kapitale bu kerte girince, karşılık idarelerinde Meclisinde belli büyük olarak, 25 20 bir olmaz. askeriye finans milli kapi-

devlete

girmezlik

edemez. vardı. 31 şirketin

1929 Bunların Millet

Türkiye'sinde,

kapitalist hevar!

madenler şirketi 38 milli bankada büyük yerli milli

kadar milletveDemek, milletvekili Her ve ki 13

kili saydık.

tane milletvekili bulunuyordu. kaynaşma

devletle finans kapitalin şirketlerde birçok hesaba açıklanmış eski bulunan da

kertesi yalnız "Kamutayın sayın şirkette mülkiye 7 baniçlerinden milletvekiGenel Müeko-

üyeleri"nin

sayılarından üyeleri, bütün üçü İş Sonra,

Yargıtay Bunlardan güden idare

katılmalıdır. kurumu Bankasının işte beri

büyük endüstrimize bankasıdır, tam

egemendir, birisinde Ve Celal, vardır.

demiştik. (15-20

devlet

Bankasında) İş Bankasının

Demek İş hepsinin beş

meclisi,

bir Millet Meclisi minyatürügeçmiş s.76-79) Bayar sıfatıyla, Türkiye

üstünde yıldan müdürü

şaheser:

Ekonomi Bakanı

nomi politikasının

olmuştur."

(Emperyalizm,

Böylece, C. Bayar'ın ilk Başvekil o l m a d a n 2 yıl önce, ikincisinde Cumhurbaşkanı olmadan 15 yıl önce, Y a s s ı a d a y a göçmeden 25 yıl önceki yıldız falını, 1935 yılı çıkan yukarıki inceleme açıklamış sayılabilir. Aynı inceleme, "Sınıfsız T o p l u m " ideologlarına 30 yıl önce gerçeği özetlemişti: yası, yalnız şerefiyle "Devlet kapitalizmi demek, finans kapitalin etmiş Türk önlemeye uçsuz deyimi bucaksız hegemonve "Oligarşi oynayan diktatörlüğünün savunmakla gidişi de temerküz kalmıyor, aydınlatarak demektir" derken, geleceği Çünkü,

DEMOKRASİ'yi

milletinin

çalışıyordu.

Amerika'nın ketlerinden landığı li için, Az Bakanı tan'da, cek düğü han aldığı TİST legesi hacet burg'ta larından üstüne lal Bayar metotlar

ünlü çıkan

New acı

York

Times gazetesi şöyle bunlarda M.

yazıyor: Vickers Driggs,

"Amerikan bunların siparişler 83)

şirkul"Kir-

mektuplar okundu; Türkiye'deki şirketlerinin ama olduğunu yapılan ki: kötü

Armstrong'un

metotlardan büyük

acı şikayet edilmektedir. Türk

olduğunu", İngiliz nüfuzlu, "Eylülde dedi

mümessillerin, şöhretli kadınları kattı." (Emp., kongresinde, Japonya'da, önderinin "Türkiye'nin

kendisine kullanmakta s.82, Alman

gönderdiği almak tereddüt Propaganda Lehisgörülegörciile ETAdene değişHamOdaCeTür-

vesikalarla etmediğinin

hükümetinden

Ankara'da sonra, Göbbels

ispatlanmış

sözüne

Nürnberg ve

"İtalya'da,

Macaristan'da, gözle Türkiye'de finans gelişmiş

Brezilya'da, girişilmiş "mücadele" ne finans 36,3

Portekiz'de idi?

TÜRKİYE'de

mücadeleye

biçimde

bulunuyor. "Nazi peyk eşyanın olması: 29,6 mahsustur." diyordu endüstri finans o Berlin ölüm ki:

EKONOMİK alanda milyonu

Türkiye resmi

kapitalinin kredi yani Alman kurmasına ürünlerini Bankası, Ticaret ait,

kapitaline milyonluk

Almanya'dan devaire endüstri tarımsal İş

(devletçi) Hügenberg var? Ve şube 40 O

siparişlere açıkça Avrupa

"99'lar kendi

konferansında

"Türkiye'nin şımarık

ürünleriyle ayak aynı

melidir."

Türkiye açmakla Odanın

kapitalinin Türk ise

çocuğu üye

direktife

uyduruyor, Odasına İş

"Türkiye

Ticaret

yazılmaları.. "suyun Genel Müdürü yararlanarak)

çıkıyordu.

Politik alanda çıkıyordu.

Bankasının

(Atatürk'ün

döşeğindeki (H.K.:

durumundan

kiye Başvekilliğine Oysa: elinden kazanacak her des kü di rar. hakkı bu, mi, milli hiç ve

Demokrasi, cihan

s.20-23) çıkaran bir cihan emperyalizm savaşından Gerçi, mukadÇünen de.

"Cumhuriyet varlığını bir şeysi kendi vazifesidir.

Türkiye'si, kurtararak olmadığı varlığını

yangınını İkinci karşı değil, gözü

doğmuştur. için, dış düşmana (çılgınlık) Ama,

iliklerine SAVUNMA bugün

kadar barışçıdır... koruması en cinayettir olan uğruna

memleketin

Bir ülkenin, cinnet ve

kahredici si-

lahlara

başvurmaması köleliğe denilmek boyun ister. silah silah başkalarının

yalnız

eğmek olur. Ve

genel olarak savaş denilEMPERYALİST işlerine ve eski yaCumortaya Ticaret

toprağında

ekmeğinde

harpleri

bunlar ancak silah emrinde

fabrikacılarının "Savunma ve engel

Amerika'da

ticaretini inceleyen fabrikalarının 18) sözcüğünün karşı anlaşmasına

komisyon: nasıl

Bakanlıklarının hurbaşkanının

bulunduklarını"

silahsızlanma

olduğunu

çıkarmıştı." (Demokrasi: "Nazi da miştir. bakanı

"Savunma" cihan

"saldırma" güçleri

demek artık

olduğunu edilsöy-

şöyle

deyimlendiriyor:

"KARŞI-SALDIRI

seferber

Almanya

düşmanına

başkaldırmıştır." ( N ü r n b e r g

levi)... Saldırılar, kerlerine bir cihan dir... rin bir

Bütün can kukla afeti çok Dünya

bu

yırtıcılıklar barış bir hayvanın en baş milleti şöven,

ve

demokrasi Alman en

taraflılarını fabrikacı ve

korkutamaz. ve yun-

çekişen asıl Alman olan, olan en

son gerici, kaldırma üstün

debelenişidir. silah suikastçı gibi,

Nazi Almanya'sı, en saldırgan de

asıl Almanya,

değildir;

faşizmin, O

veya olduğu

BAŞINI

YEME belgesidemokrasi apışı 10'u

medeniyeti üstündür. aldıkları tüm fazlası elbet:

barbarlıktan Nyon kararı faşizmi göz yalnız dıyık

faşizmden sıkıştırmadı binde ezilen LARI'na gericiliğin RİYETÇİ s.22-24,

kadar atıp

tutan önünde

faşizm, yüzde O

demokrat devletlearasına sayarken, 10'un (yani: herhangi da çok bir düşmüş ÇIKARCUMHU-

vuruşta mı?...

kuyruğunu

Roosevelt, nüfusunu faşizmin

dünyanın mazlumu, oldukta Ve

faşist devletlerin 999'dan Ve insanlardır.

önünde

tutuyor.

yüzde altına

baskısı YÜKSEK

"Bir şey

müttesi' olur" biz bu ülkede

çabuk patlar!)... mihver (eksen): gaflette KUVVETLERİN

Cumhuriyet

Türkiye'sinin kadar uyanık

MİLLİ

DEMOKRASİDİR. artık var

avlayamayacağı

DEMOKRATİK

olduğuna

inanıyoruz."

(Demokrasi,

Îstanbul,1937)

"İDEOLOG'LARIMIZ VE dışarıda "Demokrat Parti"cilik

GERÇEKLERİMİZ lafı kuşkuyla kovuşturulurken ve kökü çeyrek yüzyıl uzak yadepreşmesine

Demek, bizde DEMOKRASÎ'nin

şanırken, gerçek D e m o k r a s i savunulmuştur.

Bir takım "ne idüğü belirli"

ve dolgun aylıklı " M ü t e f e k k i r ve m ü n e v v e r insanlık "larsa, o günlerde demokrasinin tam tersine giden bir yönü, piyasaya sürmüşlerdir. Onlara göre, Osmanlılığın beş yüz yıldan beri iflas etmiş prensibi hortlayabilirdi: " T O P L U M " un yerine DEVLET'i ve " S O S Y A L SINIF"ın yerine "LÎDER"i geçiren "ideologluk" pozu önemliydi. T ü r k i y e ' d e : ilişkilerinin "Tapılırca etkisini sevilen yok eden) karşı "Bir şeflere gelecek, 1- (Ekonomi temeli ile sınıf lider kadrosu" vardı, 2T. idealist

direnecek sınıflar yoktu. "Emin

Eliçin.: "Türk Devrim İdeolojisinin Uğrakları, Ey. no:4, s.12) "Lider" teorisi, yarı Nazi, yarı İngiliz Entelicensinden yetişmiş Profesör Toynbee'nin "ELİT" (gözde önder) sloganıydı. Geçmiş tarih gibi, son yarım yüzyılın altüstlükleri de, kişiye dayandırılmak istenen oluşların kalplığını yeterce açıklamış bulunuyor... "Direnecek sınıf yok" kuruntusuna gelince: "Karşı gelmek", hiç bir vakit Hasmını yok edesunar. Şark kurYedi bin yıldır, her Tarihsel Devrimde: "Gidene: Beyim, Gelene Paşam!" demekte kös dinlemiş "Şark kurnazlığı"nda: ceği gün ona şölen çekip en Batıdaki mertçe savaş anlamına gelmez. Doğu Derebeyi: büyük dostluk şerefleri

nazlığının alttan güreş metodu, "Sevilen şeflere" herkesten çok "Tapınç tö-

renleri" tuzağı biçimine girer; liğe "İlanı meden aşk" yolundan

her ilerici güç bükülemezse öpülerek, ilerici-

kahramanlar Allahlaştırılıp öldürülür, yahut öl-

mumyalanıp saray mezarına gömülür.

30 yıl önceki "Devletçilerimiz" bugünküler kertesinde " M a s u m bebecik", değillerdi. Gene de, kimseyi aldatmamaları için bütün ayrıntılarıyla "Kadronun K a d r o s u " çizilmişti. Kendilerine verilen "İdeologluk" siparişi geri alınınca, üzerinde durulmaya d e ğ m e z görüldü. Yalnız, olaylar sürüp gittiği için, Finans kapital üzerine verilenler ikide bir yazılı ve basılı biçimde açıklandı. Olayların çabuk gelişimi bütün o "İktisadi Devletçilik" İDEOLOG"larını süprüntü tenekesine attığı gibi, "İdealist ve yiğit öncü K A D R O " y u da dut yemiş bülbüle çevirince, olanların nedenleri bir yol daha özetlendi. "Demokrasi, Türkiye konularını Ekonomi özetledi. ve O Politikası" başlığı Türkizaman (28.9.1937) altında kitapçığı (ANTİ EM P E R Y A L İ Z M + A N T İ F E O D A L İ Z M)

(Endüstri-Toprak-Barış)

ye'de hangi e k o n o m i k politik gerçeklerin tepiştiği " T O P R A K " bölümünün "Farklılaşmaya engeller" ayrıntısında şöyle anlatılıyordu: "İsmet İnönü'nün ması prosesi maya masına engel önünde olmak, "Tarım aldığı 2Politikası", duruma çıkarıldı: İnönü'den Tarımında fakat bugün yediği göre derde 1sonra Türkiye deva gelen topraklarında gösterdi: A2aramak. sınıf farklılaş1FarklılaşSınıf FarklılaşKüçük üretimi [kodaman] savunmuştu: buğdayı değildoğru yer

iki aşama

Olmayınca,

engeller iki biçimde CHP'nin çalışan, Peker, kurtarmak "Zürra, da verdi..: Bankası"nın tüccarlar, ederek kuruş, ve Bunlar Türkiye

Teknik engeller, Ortaçağ

ebedileştirmek... bay Recep "Dün zarardan dedik. karşılığını "Sanayi ciler)!, darik 70-80 100 kuruşa

bonzlarından üretimini şöyle çalışan Vasıf: kadar

50 kuruşa

işçilerin,

maksadıyla tüccar ve programda Burada

ekmeği pahalılaştırmak balıkçılık yerine eken

dir." derken

arazi sahipleri adına süngercilik,

"Çiftçi efendidir, almalıdır" geçmesi, 1931 te-

"Köylü" sözcüğünün "Memlekette olmadıkları tutarak ektirdi. tütün (işçi) tütün tütün

"Çiftçi"nin

"Sümerbank" a arazi sahipleri amele

dönmesi kadar önemlidir. halde, tütün Tütünün 30

(CHP

kongresindeki

tartışmalar)

bir tufeyliler (hazıryiyi(R. Peker:

yüksek faizlerle para ektirdiler."

25.10.1931)

"Önüne gelen mütevazı yıl

maliyet fiyatı bu gibilere kuruştur." (Keza) 20 kuruşa küçük düştü. yoluüreüretdaha

çalışan 200

üretimine

"Tütün Bay nu timde tütünün menler yüksek

önceki

kuruş

iken,1931 atıyor.

Ekiminde Maliyeti satmaya Oysa, durum

Peker de görüyor. ürünlerini

"Maliyet Fakir

fiyatını" ortaya tersine: tütünü köylünün

düşürmenin boyun o

üretimde

değil,

"Mütevazı 30'a yoruyor. bu

çalışan"dediği

eğmesini,

maliyet fiyatının

düşkünlüğüne

Eğer küçük ürünlerin

yok pahasına

satıyorlarsa,

ucuza mut' sul

elde

edildiklerini Türkiye'ye düzeyini

değil, ilkel

ancak bir bir üretim

ve geçim

yalnız

üretmenlerin

kut-la-yeyokdileği

(öldürmeyip bir yaşama

süründüren)

mutsuzluğuna geri geri

katlandıklarını götürmek

göstermez mi?

yordamını,

Türk köylüsüne

tapşırmak, 8-10)

memleketi

değil midir?" (Demokrasi, garlık"ın, yani

Söylevlerde "Çağdaş uygarlık" göklere çıkarılır. kapitalizmin tarıma girmesi önlenir.

Gerçekte:

O "Uy-

Söylevlerde " K ö y l ü Kilosu 80 ku-

m e m l e k e t i n e f e n d i s i " olarak göklere çıkarılır. Gerçekte:

ruşa mal olan tütünü elinden 30 kuruşa alınarak köylü Ortaçağın en yoksul toprak köleleri d u r u m u n d a çalışmaya zorlanır. "Ekonomi Politikadaki bu eğilim, düşünce alanında endüstri alanında çabuk yankılar uyandırdı. başarısı ve o sayede Hele İnönü'nün süre iktidar DEVLETÇİ uzun

katında rakipsiz kalması, belli bir sosyetede (toplumda) Devlet kurumunun varolan sınıf ilişkilerle kesin m ü n e v v e r insanlık" İdeologlarına Görünüşle gözleri "Yarım aydı n" l ığ ı aşağısına: doğru kamaşan bağını, kimi aylıklı " M ü t e f e k k i r ve unutturuverdi. ukalalar çıktılar. daha Kadri)

" K a d r o c u l a r " gibi toy dörtte bir Devletçiliği

beğenmeyerek,

"Aydın"lıktan (Yakup

D e m a g o j i y e düştüler.

mutlak ve biricik hakikat

kertesinde fetişleştirdiler. gidiyor sandılar.

Dünyayı "Yeni

bir O r t a ç a ğ " a

"Eşsiz ö r n e k s i z bir t e z a t s ı z millet" (Şevket Küçük köy ekonomisini (yoksul köylü ürebu feci biçimde komik gericilik frazeKENDİNE HAS SEYRİ [derleme]

Süreyya) dalgasına kapıldılar. ralleştirdiler. Ve işin tuhafı, olojilerini, İÇİNDEKİ kalın KANUNİYYETİNİ,

timini) "Türkiye'nin rasin t e m e l l e r i " (İsmail Hüsrev Tökin) diye katedbütün majisküllerle: T Ü R K İNKILABININ

KADRO T E L A K K İ S İ N E göre tedvin yaftaladılar. gibi Devletçilik Harp de, egemen

İ D E O L O G L U Ğ U " damgasıyla "Oysa, amacı ği, yalist adını örneği", Devletçilik olmamışa olmayacak ğim da gibi, değil, letçilikler aslında aracıdır, vardır: Devlet Buhran

sosyal Faşist

eğilimin devletçiliSosve bire "Kürsü Antalya, söylediBiraz edecek devletçiliği "Eşi

aletidir.

Mutlak bir devletçilik yoktur, devletçiliği, (zorlama bir çağa İşi İ. de Modern ve bir bakıma

bir çok devyoluyla),

devletçiliği,

tek sözle alabilir. de,

Kapitalist devletçiliği İsmet Türkiye'yi amacına gürültüsüyle ile Ortaçağa adıyla daha vardığı

"devletçiliği"... medeni

İnönü'nünkü değil, gün,

gelişme götürür. biten gibi, İnönü Geçen Çekilin yerleri

dünyadaki

"Bismarkizm"dir. tıpkı çok edildi. "Ne Bu önceden

aygıt birden dilsiz gün gayri. işgal

atılır.

Bismarkizm (10.6.1934) istiyorlar? efendiler! bu

dönüverir. bahane biraz

Nitekim şöyle

kapakları"nın

protesto kükredi:

Rasih

insaf gerektir.

İnsaf değil,

yerlerinizi

başkalarına

bırakın.

milletin

çok

yüksek "Demek,

adamları

vardır,

onlar köyde

gelsinler, farklılaşma için, ve

onlar

işgal

etsinler." Çünkü, ilkel düşüp diyordu: da ceolduğuyapan kapi-

(Cumh. örneğin, tarzda de li na çiftçi talisti)

12.6.1934) sübjektif kararlarla işçili dokuma Bursa doğru yetemez. durdurulamaz. köylü Bayar (İnönü şöyle binlerce kombinasına, Onun küçücük Celal de, ve ailesinin

yetiştirdiği pamuk olunca), amacımıza (açık

Başvekil

Sanayicilerine yürürken,

Tarımcılarına

'Herhalde,

sanayimizin gerekli işçi olarak "Böylece, genel

ziraatımızın mümkün tarım

menfaatlerini (ziraat

çıkarlarını) meselesi olur."

uzlaştırmak de,

kaaniim.' (Cumh. kapitalisti) meselesine

25.1.1933)

kullanarak endüstri

(sanayi

çevrilmiş

(Demokrasi,

s.11,12) 1- Kadim müna-

Aynı eserin B- Asıl köylü m e s e l e s i " bölümünde: landırma ve kredi konularında, "Toprağın nasıl:

sebetler, 2- Kapitalist m ü n a s e b e t l e r izlendikten sonra, çiftçiyi toprak1- Ziraat kapitalistlerine, gidi2- Tefeci kapitalistlere geçtiği belirtiliyor; Kredinin, nasıl tefeci eline geçerek üretimi gerilettiği örnekleriyle açıklanıyor ve gerçek olayların şinden ticesi: s.16) şu kaçınılmaz sonuç çıkarılıyordu: + Büyük arazi sahibi + Milli Mücadele Tefeci) Finans kapitalin ki, (Banka "İnönü, nin "Demek her tedbirin objektif nesentezleşmesine varır. bir politikacı genel olarak içgüdüsüyKöylüyü

Her şey,

köy içine işlemesine yarar." (Demokrasi, ateşi içinde yetişmiş Demokrasi demek, Köye

le seziyordu

klasik anlamda

toprak sahibi etmektir. lu, T O P R A K MESELESÎ'ni

Köyde derebeyi artıklarını çözümlemektir.

kaldırmanın tek yo-

Demokrasiyi sokmakla,

Finans kapitali s o k m a k iki bambaşka davadır. Derebeyi artıklarıyla yüklü köye, Finans kapitalin girmesi: mokrasi, 16) k a m b u r üstüne kambur olur." (De-

28 yıl önce Î. İnönü "Toprak K a n u n u " n u " B ü y ü k Meclise" getirirken, bugünkünden cak, lacak, se, 6 yılda sonra ve daha iş az devletçi lira değildi: "Devletçilik esasına ilk 4 yılda gibi tasarıdan olur. İnönü: karşı, ki: gene sadık kalınakurugeçbahtlı olunuz kurulkoyarTahişleme Kara "Emin 100 milyon köyde harcanacak, 1000 kombina

genişletilecekti." modern yeni doğru.

"Düşünüldüğü aşılmaz ve tekniğe usul Yalnız: olan başka

her kombina

Demokrasinin

bir kalesi

toprağımız arkadaşlar, cilik ların

köylümüz O da ve

kavuşur. yeni alete "Nasıl

memleketimizde var. Kredi hizmet

yeter bir çeki"Kanun (H.

vardır" diyor.

kredi kooperatifleri mi

muşsa" sözü caklıların

kooperatifleri demokratik etmekten

göstermedi çıkar

çok yurtseverce hesabına

düşünceleri,

kapitalist ala-

vermemiştir."

sin, R. Saka: S e r m a y e Hareketleri, s.223) (Demokrasi, s.18) Demek, "Aydın kuvvetlerin" iyi dilekleri değil, en keskin "Kanun"ları

dahi, sosyal sınıfların kuvvetlerine ve çıkarlarına göre olumlu veya olumsuzlaşır. "Kombinaların Kooperatiflere dönmemesi için, olmadıkça, yığın davasının kütlelerin teşkilatı ve bilinçli işlek (faal) yardımı çözümlenemeyeceği

hatırlanmalı idi. Çünkü, yukarıda olan her şeyin aşağıdan geldiği, ve bu işin temelinin bir Y I Ğ I N (KÜTLE) işi olduğu: ve köy nüfusundan, "Yeni aletlerle harman makineleri, 10 milyon 354 bin 396 bucak sulama tertipleri" 10 milyon 350 binini ilgilendirdiği besbellidir. A m a , s ü r m e ve

aşkıyla coşan Î. İnönü, bir prensibine daha sadık kalıyor: Yığın işini, yığın dışında koyuyor, gene İNSANI U N U T U Y O R idi." (Demokrasi, s.17-18) Sonunda: Teşkilatlı ve Bilinçli 4 bin kişilik bir sosyal sınıf, dağınık ve bilinçsiz onlarca milyon kişiyi, kanunların rağmına parya durumuna yeniden sokmanın rini yolunu Tarım buldu. Bakanı 18, "Bu defa idi...) yol, Toprak Kanunu söylevlerinin Çok geçmedi: O Başbakan İsmet üzerinden İnönü çeçok geçmedi, "Büyük Demek, çekildi. konudaki düşüncele-

Meclise" ikinci

anlatamadan

kiliyor." (Demokrasi,

1965 yılı İsmet İnönü'nün kaçıncı defadır, büsbütün tavşanın Tüm "Muhalefet" partilerinin Demireller çevresinde dertop

suyunun suyu haline getirilmiş, "Toprak Kanunu "nu "Büyük Meclis"e getirir getirmez: olup Paşayı alaşağı etmeleri güneşin altında hiç de yeni bir şey değildir.

SON SÖZ Hepimizin gözü önünde olup bitti: 26 Mayıs gecesi, saat 24 sularına değin Eskişehir lokalinde kadeh kadeh sövgü saçan D.P., 1 milyonu aşkın "Parti üyesi"; 10 milyona yakın "Vatan Cephesi" ile, "Bütün Türk Milleti "nin ta kendisi sanılan korkunç kalabalıkların kalesi gibi görünüyordu. "Yapma, etme" diyenlerin üstüne oy dolusu, kurşun yağmuru yağdırıyordu. Kulis arasında yaltaklanılarak alınmış özel müsaadesi ile, valisinden karakol görevlisine değin öğütlediği Devlet himayesi ile ve içeride dışarıda her türlü diplomasilerle savunuşu sayesinde iktidara çıktığı İsmet Paşa'nın bile, başına gah atılan taş, gah hazırlatılan linç biçiminde ölümü dikebiliyordu. Eskişehir içki aleminden bir saat sonra, 27 Mayıs gecesi başladı. Sayıları İstanbul'da bir ağzın dişlerini, Ankara'da iki elin parmaklarını geçmeyen beş on genç subay, şu bildiğimiz Rami ile Harbiye arası kadarcık yolu, her zamanki asker yürüyüşü ile 1 saatte aldılar. Tuttuklarından kimilerini daha o sabah bıraktılar. Ertesi günü Yassıadaya kapattıklarının 500 kişiyi geçmediği öğrenildi. Karşılarına tek bilerek direnen kişi çıkmaksızın, kimseciklerin burnunu kanatmaksızın, bu işi yapanları "Bütün Türk Milleti" gözünü açtığı o güneşli sabahlarda çiçek yağmuruna tuttu. Kimdi o, milletin ruhu bile duymaksızın deli gömleği giydirilerek enterne ediliveren Cumhurbaşkanından polis kabadayısına dek 500 kişicik?... 1929 yılı resmi istatistiklerinde 50 kadar Banka, 50 kadar Ticaret, 50 kadar Sanayi ŞİRKET'ini güden hepsi topu 500 Finans Kapitalist saymıştık. Onlar (yahut az değişikleri olan) bu sayın sayılı 500 kişiceğiz. Yassıadada güneş banyosuna yassıltıldıkları gün, kendi partilerinde yazılı, radyolarında boyuna gönüllü aslanlar gibi kükreyip kainata meydan okuyan milyonlarca kişiden BİR TEKİ, penceresini açıp sokağın kaldırım taşına olsun: "Yapma, etme!" diye bağırmadı. Öküz ölmüş, ortaklık bozulmuştu!.. O bir avuç ortaklığın (ŞİRKETİN) bütün marifeti: Milletin hayatında yapma işsizlik ve pahalılık yaratarak, insanlarımızı bir lokma ekmek için birbirlerine düşürtmekti. Bütün gücü: Kardeşi kardeşe vurduran ecnebi entelicenslerinin emrinde borç ve baskı kumpasları kurmaktı. Hangi İhtilal, ne Devrimi, canım? Piknik televizyonunda, rahat nefes alınarak seyredilen, tabancası elinde, "DÜŞÜK" bir gizli ve tehlikeli gangster çe-

tesinin suçüstü yakalanışı ortada... Bir tümen asker, bir namus delisine yaylım ateşi mi açacak? Mermisine yazık. 30 milyon Türk, 500 sapığa karşı "Kanun dışı" davranışa tenezzül etmez. Görmesi, tanıması, aldanmaması yeter. Suçluyu tükürüğüyle boğar... Onun için, Türkiye'de Kapitalizmin Gelişimi: ölümden korkarca (bırakın Sosyalizmi, falan) ancak ve yalnız DOĞRU düşünceden korkar, gerçek DEMOKRASİ sözünden küplere biner. Şimdi, gangsterin (hür veya tutuklu olması bile önemsiz): Eline tabancası teslim edilmeli mi, edilmemeli mi? Bütün meselemiz budur.

BİBLİYOGRAFYA A b d ü l e h a t Nuri T ü r k i y e S e y r ' i S e f a i n A. Bedevi İ d a r e s i T a r i h ç e s i , İstanbul, 1926. Belge, 1341,

Kuran, O s m a n l ı İ m p a r a t o r l u ğ u n d a İhtilâl H a r e k e t l e r i , Hilmi, " A d a n a Z i r a a t A m e l e s i " , A d a n a , T ü r k ö z ü Uzun Mehmet'ten Bugüne

A d a n a Valisi Ahmed Ali Naim,

Matbaası,

Kadar Zonguldak Havzası 1935.

Fuat C e b e s o y , Cevabı.

Milli M ü c a d e l e H a t ı r a l a r ı , İstanbul,

Âyan'ın

C.H.P.1931

Kongresi. Bağdat Demiryollarının İç Y ü z ü , Eylem, no: 1908. 4

Dr. A r h a n g e l o s Gavril, A n a d o l u

E m i n T ü r k Eliçin, T ü r k D e v r i m İ d e o l o j i s i n i n U ğ r a k l a r ı , F. Rıfkı A t a y , Ç a n k a y a Eylem

G a z e t e v e Dergiler: Kadro R e s i m l i Ay Takvim'i 1930.

Vekayi 1877. 1930-3, V a t a n , C u m h u r i y e t 1939-4, 1965, N e w Y o r k T i m e s v.b. Milliyet, 1965, Eco-

La T u r q u i e , İkdam, nomieste

1908. A k ş a m , Time

D'Oriente,

Harp T a r i h i V e s i k a l a r ı Hasan T a h s i n - R e m z i geler, İstanbul, 1929.

(Dergisi). Bel-

Saka, S e r m a y e n i n Ş i r k e t l e r d e k i H a r e k e t i , İ s t a n b u l ' d a n

Hasan T a h s i n - R e m z i Hikmet Kıvılcımlı,

Saka,

Sermaye

Hareketleri. 9/5/1954. M a k s i z m Bibliyotegi, İstan

Kuvayı

M i l l i y e c i l i ğ i m i z , İst.

Hikmet Kıvılcımlı, T ü r k i y e işçi S ı n ı f ı n ı n S o s y a l V a r l ı ğ ı , bul, 1935. Hikmet Kıvılcımlı, bul, Emperyalizm: Geberen

K a p i t a l i z m , M a r k s i z m Bibliyotegi, İstan1974) Politikası Hakkında, 1974.) İsGünün

1935. (ikinci baskı: T a r i h ve D e v r i m Y a y ı n e v i , tst. Hikmet Kıvılcımlı, Demokrasi: Türkiye

Ekonomi ve

Meseleleri no:

1 tst.,

1937.(ikinci baskı: T a r i h ve D e v r i m Y a y ı n e v i ; İst., 1908'de Ecnebi S e r m a y e y e

Hüseyin A v n i tanbul, 1935.

(Şanda),

Karşı İlk A y a k l a n m a l a r ,

İkinci

Pamuk Kongresi,

Kongre Zabıtnamesi,

M a t b a a ' i  m i r e İstanbul,

1925.

Kâzım

Karabekir, Kerim.

İstiklâl

Harbimiz,

Kur'an'ı

Lütfi S i m a v i , G ö r d ü k l e r i m . Marks-Engels, Meclis'i

2 cilt.

Correspondance. Zabıt Ceridesi. Hatıraları, İstanbul,1945.

Mebusan

M e h m e t Ali A y n i , M. Zeki,

M ı n t ı k a m ı z ı n Kitabı, İzmir T i c a r e t ve S a n a y i Odası, İ s t i h b a r a t Md, Paşa, Hatıraları, İstanbul, 1945.

Operatör Cemil Osman Özel Nuri,

Mecelle'i U m u r ' u Belediye, Mazbatası, 1326. Bruxelles, 1926. Gündüz

Bankalar Kurulu

Pierre Brizon,

H i s t o i r e du T r a v i l et d e s T r a v a i l l e u r s , Matbaa'i  m i r e , 1917.

Sanayi İstatistiği, Ökçün, Siyasal

(Osmanlı Sanayii, çeviren: A.

Bilgiler F a k ü l t e s i Y a y ı n ı ) . Meclis'i Mebusanı Açış Nutku,

Sultan A b d ü l h a m i t , V â s ı f Paşa Talat Paşa, Lâyihası. Hâtıratı.

EK:
TÜRKİYE'DE KAPİTALİZMİN GELİŞİMİ ÜZERİNE Sosyalist 30 Mayıs 1967 Dr. Hikmet Kıvılcımlı'nın A n k a r a ' d a Fikir Kulüpleri Federasyo-

nu " F K F " lokalinde verdiği k o n f e r a n s t a n özetler. Bir zamanlar "malumatlı a d a m " çok makbuldü. 20. yüzyılın yarısından sonra insanlık, "Ordinatuer: B U Y U R U C U " ya da "Informatique: Duyurucu" denen elektronik hesap ve akıl makinelerini buldu. Bu makineler sayesinde ilgilendiğimiz bir alandaki bütün buluş ve bilgiler, bir anda önümüze seriliyor. Artık malumat nakli yerine, bu bilgiler arasında bağ kurmak, sentezlere gitmekten başka şey kalmıyor insan düşüncesine. Ben de bu k o n u ş m a d a bazı bağları kurmaya, bazı anları, gelişimin yönünü v e r m e y e çalışacağım. Daha önce konuşan iki yurttaşımızdan birincisi... "14-15. Y ü z y ı l l a r d a O s m a n l ı T o p l u m u " üzerinde konuşmuş. Dün konuşan benim dinlediğim Profesör B. Sadun Aren, y u r d u m u z u n Cumhuriyet çağındaki kapitalizmin gelişimini anlattı. o l d u ğ u n u s a n m ı y o r u m " dedi. Profesör leyeceğim. Birinci tarih basamağımız 1838: Tiımar ve Zeametin kaldırılması. Bu, M a h m u t II'nin Yeniçeri Ocağını Dirlik Düzeninin son Dirlik Düzeni, kalıntıları Osmanlı'nın kaldırmasına kaldırılıyordu. bozulmamış Toprak Düzeninin adıdır. paralel bir olaydır. Böylece Aren: "Sosyal Profesör, "Türkiye Kapit a l i z m e geçişte neden geri kaldı? Bunu ben b i l m i y o r u m . Bilen de Ben bu gecikmenin nedenleri, kapitalizkesin konuşulamaz, tarih me geçişin çağı üzerinde duracağım. konularda s ö y l e n e m e z " demişti. Bu benim d a v r a n ı ş ı m ı n t a m tersi. Ben tarih söy-

1838'de kaldırılan Tımar, küçük dirlikçilere, Zeamet ise 10 bin ila 30 bin arasıda büyük dirlikçilere verilen topraklardı. Bunların rakabesi (mülkiye-

ti) kimsenin değildi. Sencer Divitçi, mülkiyet Padişaha aitti demiş, yanlış. Bunlar Beytülmalimüslimin'indi, yani: ka hiç kimsenin değildi. Osmanlılar A n a d o l u ' d a Düzeni" diyoruz. kan, "Ne Bu Hülefa-yi Raşidiyn devrinde kurulmuş "Miri T o p r a k " düzenini benimsediler. zaman, kim Bu Osmanlı rönesansıydı. veya Buna "Dirlik yayıldığının Müslümanların ortak malı idi, baş-

konuda araştırma yapan tarafından

Profesör Ömer Lütfi Bar-

yapıldığı

a r a ş t ı r ı l m a s ı beyhude" diyor.

Biz öyle demedik, demiyoruz. Mülkiyetinde değildir. Dirlikçi, toprağın toprak düzenindeki ikinci basa-

Dirlik düzeninde iki bölük insan karşı karşıya. Çiftçiler ve dirlikçiler. Toprak, Çiftçi'nin T A S A R R U F U N D A D I R . Dirlik düzeni bozulduğuna, sahibi denirken, koruyucusudur. Maliki anlamında sahibi değildir. Osmanlı mağın adına "Kesim Düzeni" diyoruz. nin son kalıntıları da kaldırılıyordu. İkinci tarih basamağımız: luşu. Bu tarihe 1846. Miras kanununa yeni hükümler konugeçen toprak tasarruf hakkı kadar yalnız erkek evlada 1838'de, Osmanlı T o p r a k Düzeni-

bundan sonra kız evlada da geçecekti. Bu, Beytülmaldeki mülkiyetin kişilere geçişini hızlandırıyordu. Osmanlı mülkiyet anlayışı, zaten bu değişiklikten çok önce bozulmuştu, kanuna kız evlat için giren tasarruf hakkı, uygulamada 1847 yılı mülkiyet hakkı şeklinde anlaşılıyordu. kaybeden beytülmal ve hazinesinin tamsüratle toprağını

takır olduğu görüldü. Şimdi devleti kim finanse edecekti? "Nerden para buluruz?" sorusu ilk olarak beliriyor. Defter Emini Hasan Efendi, "Ödünç alalım" diyor. fereden Borçlanmalara karşı çıkıyorlar: "Keistersek, zayıf o l d u ğ u m u z anlaşılır, Fas'a y a z a l ı m " deni-

yor. III. Selim'in sorumluluktan uykusu kaçıyor. 1849'da ilk büyük Finans Kapital denemesi ile karşılaşıyoruz: i Hayriye. T a m Şirket-

kapitalist müessese. Sadun Aren, kapitalizmi Cumhuri-

yetle başlatmıştı, oysa A v r u p a i manası ile kapitalizmin Türkiye'ye girişi ve başlangıcı işte bu 1849 tarihidir. 1875 nuyu yıllarında Şura-yi kafası 10 Devlet'ten Mehmet Fuad'ın elyazması ile Kokarşılaşıyoruz. İlk olarak e k o n o m i k reform ihtiyacı üzerinde duruyor. bir Avrupalı Halep Ahval-i mesela Maliyesine Dair Risale" yazıyor. ilinde bin Bu risalede

ile ele aldığını görüyoruz. "Devlet-i A l i y y e n i n 1840 yıllarında ihtiyacı için kişilik " a m e l e n i n " memleket

çalıştığını, oysa şimdi bu rakamın 800'e düşmüş olduğunu kaydediyor ve kapitalizme geçişin nice tahriple olduğuna örnekler veriyor. Dirlik düzeninden kapitalizme bu özetlediğimiz yollarla geçilirken (19. yüzyıl ortasında), 3 yıl sonra Batıda büyük Karl Marks, 1853 yılı New-York

Tribune'de T ü r k i y e üzerine yazılarını yayınlıyordu. "Türkiye Lejitimist darsızlığı, STATÜKO'yu da bırakmak ğürtlük adına, maya ve ilk lejitimist Fransız için (meşru (tek İhtilalinden ileri hükümdarcı) hükümdarcı) beri, daima

Bu yazılarından "Türhassas noktasıdır. iktiorazüalözetlenebilir: hemen

kiye'de Milliyetler" başlıklı olanından bir pasaj okuyalım: Avrupa'nın hükümet şu bir Monarşist sisteminin

cümleyle hemen fıkaralık

korumak,

tesadüf nereye o

koyduysa

genel

oybirliğine her ne

varmak, züğürtlük olsun,

ilmühaberi, mesafe s.7)

belgesidir.

Hükümetler,

belgesini

göstererek C.3,

ilerleyiş

medeniyet adına,

olursa

bir parmak boyu (K.M.: Eu.

kabiliyetleri bulunmadığını politika başka

itiraf ederler." üstünde gibi,

Devletler, var ki, yeniden

kabuğu her yeri 8) ezeli (Keza, bir de

"Statüko'yu Türkiye'de Türkiye'de

tanrılaştırırlar. STATÜKO, için bu

Ne yol

dünyanın

gerici parti

statükoyu

kurar kurmaz, Avrupa'yı

bakılıyor ki, Onun Şark için:

adamakıllı değişmiştir." "Ne zaman di ise, mutlak hesaba arkasından

(Keza, hemen

kıvrandıran

ihtilal sancıları Meselesi'nin s.6)

bir an tekrar

azıcık dinçıkacağı

ortaya

katılabilirdi."

Marks'ın belirttiği Türkiye'de değişiklik, antika sermayenin yerine modern Batı sermayesinin imparatorluğu köstebek gibi eşip kazımaya girişmesiydi. "Şark Meselesi" bu idi. İrili ufaklı kaç kapitalist devlet varsa, en az o kadar köstebek. Türkiye'de yuvasını y a p m a k istiyordu. Çünkü kapitalizm, A v r u p a ' d a kendi ücretli kölelerini her gün biraz daha idare edemez duruma sıtma girmiş, klasik büyük sanayi krizleri ile her 5 - 1 0 yılda bir nöbetleri geçiriyordu. Krizlerle ölmemek, işçi sınıfının ihtilalleriyle

d e v r i l m e m e k için, kendi iç ufunetini dışarılara a k t a r m a k zorundaydı. Bunun tek açıkta bağlayıp talan hammadde "İşte, beruhiler hele da, o şükür, kalmış yolu ise, Türkiye gibi eski zengin olarak sömürmekti. yılları) ihtilal boyuna Hükümetlerin politikaları tehlikesinden diri kalan Keza, içine başına geçmiş ile bulunan tam beülkeleri haraca ucuz ederek, s ö m ü r g e l e ş t i r m e k , yani s a v u n m a s ı z pazar,

kaynağı

şimdiki de, o anarşi

(1853 kısa ve o

görüşlü

gömülerek,

Avrupa'yı, yapacağız bebe"Hasta

sıyırdıkları güçlük: s.7)

öğündükleri sıra-

ezeli mesele, yeniden

Türkiye'yi ne

sorusu,

hortluyor." (K.M.: kapitalizmi,

Böyle, A v r u p a ve

kendi e k o n o m i k etkileriyle, yarışıyordu. O yarı

politika

ruhilerinin ne yaptıklarını bilmeksizin, Çin, İran, T ü r k i y e geniş pazarlarına zenginlik kaynaklarına doğru sömürge Adam"larının gövdelerini canavar rekabetiyle parçalarken, Türkiye'yi de

zorla kapitalizmin sektörü içine alıyor, bu zorlu değişiklik Türkiye'yi içinden çıkılmaz zıtlıklarla dolu bir "dış mesele" biçimine sokuyordu.

1854 yılında

Kırım savaşı

patlıyor.

Sayın Aren'in görüşünün tersine, Osmanlı bir

biz yine kesin tarih söylüyoruz. Buna "Tavşana kaç, tazıya tut" savaşı d e m e k yerinde olur. Çarlık ve Padişahlık birbirine düşmüş. çeşit iğneli fıçı içinde. Fransa ve İngiltere'de kurtları "çıfıt "lar: "Kaç, ben kurtarayım" diyorlar. 1856'da yeniden şirket akımı ile karşılaşıyoruz. İzmir, Aydın demiryolunu İngilizler alıyor... Sonra bu kapitalist gelişmeyi d e s t e k l e m e k için bankaya ihtiyaç duyuluyor: Londra'da Bank O t t o m a n kuruluyor. sermaye, garenti de istiyor. İpotek lazım geliyor. 1857'de Yabancı

Muharrem "Arazi K a n u n n a m e s i " çıkıyor. Miri toprakların idaresi mültezim ve muhassıllara bırakılıyor: ki Osmanlı böylece t a m a m l a n ı y o r . Bu Kediye peynir tulumu teslim ediliyor. Esmülkiyete resmen aktarılması söylemeden olayların antarih Kutsal T o p r a k Düzeninin özel gelişimde,

latılması imkansız olduğu için biz de tarihler söyledik. Ö d ü n ç (istikrazlar) faslı başladığına "Genel manın halinde leksliği mandır. ait elemanlar. olarak üretim, kompleksçe kapitalizm kapitalizmin 1858'de ilk olarak 4 milyon altın lira (şimdiBu elemanların nasıl araştırılması yapılmış o gerekir? bir soeleki 600 milyon) alınması ile başlıyor. Bunlar, Türkiye'de kapitalizmin nasıl Marks diyor ki: tekrarlamalardan birlikte o genel ilk.: örgütlenmiştir Kritik, derken kurtulmak için karakterin, ve başka Einleitung) üretiminin tarihsel Kapital kompbir elegirdiği belirtilecektir. yahut başka yutlaştırmadır. kendisi Bununla ortak

belirlenmeler

çeşitlenmiştir." (Zur

Türkiye'de Batı

de, T ü r k i y e çeşidi ödünç

g ö z ö n ü n d e tutularak kendi

şirket ve

biçiminde T ü r k i y e ' y e

günlerde Türkiye'nin de bir kapital elemanı vardı. O antika sermaye idi. Türkiye'de, eskiden beri var olan tefeci-bezirgan sermaye ile tasında sokulan modern s e r m a y e birbirine karıştırılmamalıdır. 19. yy orHepsi or-

tak S E R M A Y E adını taşırlar, ama tarihsel ve sosyal çağlara göre bambaşka üretim tarzlarına karşılık düşerler. Marks'ın deyimiyle: "O için elemanlardan bulunurlar. en kadim hale kimisi Kimi çağ bütün için de çağlara ait en olurlar, modern kimisi çağda bazı çağlar hiç bir ortak belirlenmeler, (Keza) bir üretim tarzının, kapitalist ortak bulun-

duğu gibi, üretim Bu var olan

ortak olabilir.

Onlar olmaksızın

kavranılır

gelemezdi."

bakımdan, Şirket-i

Hayriye ve İstikrazlar Türkiye'de, ondan önce bambaşka

sermaye elemanından

üretim y o r d a m ı n ı n resmen ve su götürmez bir kesinlikle gelip yerleşmiş bulunmasıdır. Bunda "kuşkuya" yer kalmadığı, ondan sonraki gelişmelerle de açıklanır.

1859 yılında insanlık, bilim tarihinde en büyük devrimi yapan iki kitap yayınladı. Bunlardan biri Darwin'in "Nevilerin Menşei" keni] adlı eseridir. [Türlerin KöKarl Marks Bu eserin Bu eser ilk defa canlılar zinciri üzerinde hayat gelişi-

minin kanunlarını gayet net olarak ortya koyuyordu. Aynı yıl ciri üzerinde son sözü, T O P L U M gidişinin kanunlarını açıkladı.

da, "Ekonomi Politiğin Eleştirimi Üzerine "yi yayınladı. O da tarih zinön sözünün son sözü tarih yazımının realist ve idealist metodu üzerinedir. Burada Marks, ünlü Latin şairinin yine ünlü mısralarını alıyor ve diyor ki: "Tarih yazmanın bir idealist metodu vardır, bir de realist metodu." Çıkardığımız gerçekçi sonuçlar: "Güdücü sınıfların çıkarı önyargıları ile az bağdaşacaktır. A m a cehennemin giriş yerinde olduğu gibi, bilimin eşiğinde de, insan şöyle bir mecburiyetle yüzyüze geliyor: Qui si c o n v i e n ogni sospetto Ogni vilta c o n v i e n ehe qui sia m o r t a " (Burada her kuşku püskürtülsün, Burada her korku ölsün!) Gençlerimiz, gerçeği her arayışlarında, insan biliminde en büyük Devrimi yapmış düşünürün çeği kuşkulu bu iki öğüdünü hiç unutmamalı, boyuna kendi kendilerine sormalıdırlar. A c a b a doğrudan korkuyor m u y u m ? A c a b a gerbiçime sokuyor m u y u m ? Korkuyorsam doğrudan: Boşuna bilim çalımları t a k ı n m a y a l ı m . Doğruyu hiçbir zaman b u l a m a m a y a mahkumum. Gerçeği kuşkulu gözlerle izliyorsam: mayacak ikircilik ve tereddüt batağında ışığı t u t a m a m a y a alanında mahkumum. Savaş hiçbir kesin davranışa yol açhiçbir keşif ve icad çok bilim ve bilinç boğulmaya, meydanından

korkusuzluk ve kuşkusuzluk zaferin

ilk şartıdır.

Bu yalın kat kuralı u n u t t u ğ u m u z için, Türkiye'de bilimsel güç sıfır çizgisi üzerinde dolaşır durur. Dünya ölçüsünde, insanlığın ciddiye alabileceği bir tek bilimsel keşif, icat ve doktrin öne süremeyişimiz, zekasızlığımızdan, bilgi kıtlığımızdan değil, korkuyu alçak gönüllülükle maskeleyişimizden ve kuşkuyu bilimsel iffet sayışımızdan ileri gelir. İki yüz yıl boyu boşuna yitirdiğimiz kuşaklar, hep kendi kendisinden veya çevresinden lettiği KORKU ve KUŞKU illetine kurban gitmişlerdir. Güdücü sınıfların çıkarcı önyargılarından ürkmemek, k o r k m a m a k , o önyargıların içimize işpısırıklıklar ve nemelazımcılıklarla e v h a m ve kuşkuya kuşkusuzluğu körü körüne kapılmayla kapılmamak Kızı bilimin birinci şartıdır. Yalnız karıştırmayalım. Laura, Marks'a soruyor: "Beğendiğiniz us nedir?" Marks karşılık veri-

yor. "Her ş e y d e n şüphe"... Marks'ın Özel Dünyası kitabımızda da işaret ettiğimiz gibi, buradaki "ŞÜPHE": Septisizm (kuşkuculuk, Zenon'kari safsatacılık, hiç bir şeye i n a n m a m a k ) değil görünüşe a l d a n m a m a k , gösteri-

şe kapılmamaktır. Dogmatizme

Fikret'in

deyimiyle:

"Şüphe nura doğru

koşmaktır.". Bizde en

düşmemek

parlak palavralarla

kamaşmamaktır. varlığı

çok karıştırılan da budur. "Türkiyemizde 40 yıldır Kapitalizmin inkar edilerek domuzuna K A P İ T A L İ Z M kuruldu. Şimdi " d ö n ü n c e abler, d ö n d ü dolaplar": Son konağına varmış düzene "Özel sektör", yok "Hür teşebbüs" gibi aklıklar, allıklar, parfümlü pudralar sürülecek, yüz yıllık bin bir yabancı sermaye odalığı yerli kapitalizmimizin iç yüzü saklanmak veya şirin gösterilmek isteniyor. Bu alanda ne denli kuşku yaratılabilirse, yurttaşın o denli "Kafadan gayrımüsellah" edilebileceği umuluyor da ondan. Bu belirtmeyi: "Sosyal konularda kesinlikle k o n u ş u l a m a z " gibi iddilara karşı y a p ı y o r u m . Bu iddia, hep kuşkulu sözlerle y e t i n m e davranışını dile getiriyor. Bu davranış, bilimsel iffet kabul ediliyor. Oysa bilim, yakışır. kılıç gibi keskin o l m a y ı gerektirir. Kararsızlık, bilime en az Bir izafiyet meselesi çıkarılmış ve mutlaklığın karşısına konmuş-

tur. Oysa Diyalektik, septisizm değildir. şir, atlayıncaya dek kaliteliğini korur. Her devirde dar görüşle politikacılar,

Kalite değişmedikçe, mutlak ha-

kikattir. A n c a k sayıca birikim atlama yaptığı zaman kalite (nitelik) değikorkudan medet ummuşlardır.

Şimdi "Temel Haklar Kanunu" da korkusuz ortaya

böyle bir dargörüşlülükle çıkarılıyor. iyiliktir de... Bilginlerimiz

Korku hiç bir zaman gelişimi ilelebet tıkayamamıştır. Olayları kuşkusuz ve koymak bir zorunluluktur. Ve korkusuz ve kuşkusuz olsalardı, Menderes'e iyilik etmiş olmazlar mıydı?

Kapitalizm konusu ele alınınca bunun ve Kapitalin tarifi de gerekiyor. Dün konuşan sözcü arkadaş, onu sadece teknik ve mekanik bir olay gibi izah etti. Bu izaha " e k o n o m i k " d e m e k büyük bir yanlışlık olur. insanı sadece e k o n o m i k hayvan haline sokbir burjuva iftirasıdır. Bilimsel Sosyalizmde insan "SosDiyalektik Materyalizmin tuğu, t a m a m e n yal Yaratık "tır. Sermaye nedir? Kapitalizmden önceki sermayeye, Pre-kapital, Önsermaye diyoruz. Osmanlı'nın dirlik ve kesim düzeni zamanlarındaki sermaye budur. Ö n s e r m a y e kesim düzeninde egemenleşmiştir. Modern s e r m a y e Üretim alanında da egemen olan sermayedir. Prekapital, Modern kapitalin düşmanıdır. Mesele bu iki terimin karıştırılışından doğuyor. Onun için neden ilerl e y e m i y o r u z ? Kapitalizm var mı, y o k mu gibi konularla y ü z e y d e uğraşıp duruyoruz. Sınıflı toplumun, yani medeniyetin açışını sermaye yaptı. A m a bu Tef e c i - B e z i r g a n sermayedir, mamen zıttır. Pre-kapitaldir ve bu modern sermayeye ta-

Profesör rum, lim bilen

Aren de

"Türkiye

kapitalizme

geçişte

niçin

geri

kaldı,

bilmiyo"bilin-

olduğunu doğru

sanmıyorum" dedi. savaştır.

Buna

Agnostisizm,

mezcilik" denir. Bu ilme y a k ı ş m a z . Sosyalizm adına ise hiç yapılmaz. Bibilinmeyenlere niçin Türkiye'nin alıştığımız konuları profesörlerimiz Avrupa'da tarafından bilinebildiği, bilinmiyor? Tabii şey, kitapların

yazıldığı, Türkiye'ye geldiği ve ancak o zaman okunup profesörlerimizce öğrencilere anlatılabildiğidir de ondan. A m a bilinenleri örtbas eder. 50 bin, yüz bin belki bir milyon bu çok acıdır. Türkiye'de yazılan,

Tarihten öte, bir de Prehistoire var.

yıllık. Bunun iyice aydınlanışı da Marks ve Engels zamanında yeterlice olmadı. Onlar da her dürüst bilim adamı gibi açıklamalarında fazla ileri gitmediler. Sadece yolu açtılar. Bir metot bıraktılar. Şimdi ben size kollektifçe başarılabilecek bir iş teklif ediyorum. raber araştıralım. Klasik Batı kitapları kapitalizmin doğuşunu aşağı yukarı şöyle anlatır: "İstanbul icat du. de edilmişti. Ortaçağ altın ve Türklerin Feodal anarşi baharat elinde dünyası ve idi. Yüzyıl savaşı yavaş Eski bitmek yavaş Dünya: üzereydi. çözülüp yavaş Matbaa dağılıyorsahneye Du (derebeylik) ansızın, ilhak Kapitalizm konusunu hep be-

kaosundan Derken,

(mahşerinden)

yavaş

Modern

Devletler çıkıyordu.

Denizler ötesin(Hist.

ülkelerini kendisine

ederek büyüdü."

Tr. Et des trav, 131) Bu satırlarda, kapitalizmin doğuş sebepleri açıklanıyor mu. Hayır. Sadece tasvir ediliyor. O tasvir de parçalı ve eksik bırakılıyor. Bugüne değin Batıda kapitalizmin doğuş sebepleri a y d ı n l a n m a m ı ş kaldı. "İlkel Sosy a l i z m d e n K a p i t a l i z m e ilk geçiş: İngiltere" adlı kitabımızda o boşluğu, en çok ihmal edilen insan üretici gücü: Kolektif A k s i y o n bakımından aydınlatmaya yola düştü. yönelişine Fırat ve çalıştık. Tarih, yani Batıya yönelen medeniyet, dalları, Basra körfezinden kalkıp Mısır'a, ardından U m m a n Denizinden Hind'e, İpek Y o l u n d a n Çin'e giden Doğu karşılık, Finike kıyılarından, önce Y u n a n , boylarından Anadolu'ya, oralardan

Dicle

Roma ve Kara A v r u p a bölgelerine yayıldı. Bu birbiriyle sebep netice zincirlemesi bağlı olan gidişler, yani tarihin üretici güçlerindeki gelişim olamasaydı, elbet medeniyetin İngiltere'ye atlaması çok şey getirmez, İstanbul'un fethinin kapitalizmi y a r a t m a y a y e t m e z d i . 500. Yıl dönümü dolayısıyla Fetih ve Medeniyet Batı rönesansı diye bilinen hadise

adıyla 1953'te bir broşür yayımladık. Bu broşürde, Batı rönesansında Türklerin önemli rolünü belirtmeye çalıştık. aslında iki basamaklıdır. Birinci basamak, Haçlı Seferinde Hıristiyan Barbarlar tarafından İstanbul'un birinci açılışı ile oldu. Bu ilk rönesans gelgeç kaldı.

İkinci R ö n e s a n s : ce, iddia ettik ki,

O s m a n l ı l a r ı n İ s t a n b u l ' u fetihleriyle başladı. Batı medeniyetinin doğuşu sağlanmış

BöyleOs-

oldu.

manlıların İ s t a n b u l ' u fetihleri ile başlayan ikinci rönesans, O s m a n l ı İmparatorluğu ö l ç ü s ü n d e geniş t a m a m e n cezri lekete inhisar e t m e d i . niyetinin [radikal, kökten] bir tasfiye olduğu için, Bizans'tan kopan t o h u m l a r bir kaç kente v e y a bir memH e m e n , bütün A v r u p a ' y ı oldu. kapladı. O s a y e d e , samedeman alevi gibi gelip g e ç m e d i . gelişme başlangıcı M o d e r n A v r u p a tarihinin ve Batı

Burada da konu, Tefeci-Bezirgan sermayenin gelişimi önlediğidir. Tefeci-Bezirgan sermayenin aşırı geliri medeniyeti Toprak batırıyor. meselesini halleden Horasan erlerinin başarısı, Rönesansın Kapitalizme geçirmiyor. Tersine bir

izahında önemli bir yer tutar. İstanbul'un fethiyle Bizans bilginleri avrupa'ya saçılmış ve Batı rönesansına t o h u m olmuşlardır. İstanbul'un fethinin coğrafi keşiflerdeki yerini ise burada t e k r a r l a m a y a lüzum yoktur. Akdenizi Türkler tıkayınca, Hind-i Atlas denizinden aradılar. Tarihte "rönesans" çok tekerrür etmiş bir olaydır. de devrimler vardı. tümü Bunlara tarihsel Bilimsel Sosyalizdevrim min tarih görüşünü, Devrim hadisesi belirler. Sosyal devrimlerden önce devrimler diyoruz. Tarihsel böyle olmadı, ile bir medeniyet yıkılıyordu. A v r u p a ' d a e k o n o m i k münasebetlerle toplumu ilgili Kapitalizme

geçildi. Bu nasıl oldu? Elbette Engels, bir olay bu. A n c a k Marks ve Kapitalizm baş döndürücü bir gübakarak tarihi Modern incelemişlerdi.

teknik değişiklikler çağıdır.

Kimi "Marksistler" buna

den tek önemli güç tekniktir sandılar. Bu yanlıştır. Tarih, Marks-Engels'in de yer yer belirttiği gibi. "Üretici güçler "le gelişir. Üretici güçler ise, ikisi maddi ikisi de moral (daha doğrusu: İ N S A N LIK) olmak üzere dörttür: Kapitalizme coğrafi estüerli ilk olarak 1- Coğrafya, 2- T e k n i k 3- Tarih 4- İnsan İngiltere'de geçilmiştir. Bunun, İngiltere'nin Estüerli ile açıklanması yanlıştır.

nehirlere malik olması

nehirler Çin'de de vardır. İnsanlığın İngiltere'deki sosyal devrime sıçrayışının T e k n i k l e izahı da yetersizdir. Zira matbaa, top, vs. çok öncesinden beri biliniyordu. Geriye tarih ve İnsan kategorileri kalıyor. Soru şudur: Tarih nasıl oldu da getirdi, İngiltere'deki insana modern kapitalizmi kurdurdu? Burada elbette tarihin bütün olarak gelişimi içinde kapitalizme doğru atladığı basamaklar gözönüne getirilecektir. Antika tarih basamaklarında insan unsurunun durumu daima tayin edici bir rol oynuyor. O insan ki, bütün izahlarda daima unutulmakta, yahut sele kapılmış saman çöpü sayılmaktadır.

İngiliz saymakta

Magna herkes

Carta'sını

Batı

medeniyetinin Carta

önemli

başarılarından kapitalist insan

müttefiktir.

Magna

davranışı

haklarının gelişiminde temelli bir eylemdir. Zira o sayede "Kral kanunun a l t ı n d a d ı r . " Ve herkes gibi miş oluyor. Bunu mesela Fransa ile karşılaştırırsak, orada ingiltere'dekinin tersine müstebit krallar görüyoruz. İngiliz insanının, Neden? ile dejenere edilememesi, ilkel Çünkü ingiliz insan üretici gücü, barbar aşısı ile sık sık tazeleniyor. medeniyet bezirganlığı sosyalizmin gelenek ve göreneklerinin yaşatılmasını, sürdürülmesini sağlamış oluyor. Modern demokrasiye ilkel tohumlarını veriyor. İngiltere'de Magna Carta bir geleneği yerleştirirken, Fransa'da Barbar geleneğini yitirmiş olanlar, tere kadar sık sık ve y a m a n İngiltere'de aşiret ağaları, Lord yarı burjuva, yani derebeyler saraya teslim oluyorlardı. barbar aşıları y e m e m i ş t i . lordlaştı, burjuvalaştı, oldu. bir çeşit halklaştı. ise derebeyler Fransa'da Fransa Doğu despotluğu çukuruna yuvarlanıyordu. Çünkü kara Avrupa'sı, İngilkanuna uymaya mecburdur. Böylece İnsan hakkı, hürriyet ve saygısı evrensel kanun olarak t a n ı n m ı ş , yerleş-

toprak sahibi

kapıkululaştılar. Derebeylere karşı kral halkla birleşti. Fransa'nın kapitalizme geçişte İngiltere'den 100 yıl sonraya kalışı bundandı.

Bu konuları Türkiye'de kapitalizme geçişin neden olmadığı, neden geç ve belli şekilde olduğunu incelemeye geçişte bir ışık olmak üzere özetledik. Bizde Magna Carta geç ilan edilmiş ve güdük kalmıştır. III. Selim ve A l e m d a r Mustafa Paşa'nın ilan ettiği Sened-i İttifak, tıpkısı ile İngiliz Magna Carta'sıdır. 7 maddeden ibarettir. Tarihi zabıta romanı ile karıştıran kimi hevesliler, her önemli tarih olayı gibi Sened-i İttifak 'ı da anlayamamışlardır. "İttifak": " V ü k e l a - y ı devlet beyninde ve taşra hanedanları m e y a n ı n d a " yapılmıştır. Şartları: Yedi tanedir. 2. Madde: "Asker ve er yazıp t e r t i p l e m e , hepimiz a r a s ı n d a konuşularak mecliste verilen oyların birliğiyle alınmış kararlara göre d ü z e n l e n i r . " 3. Madde: 5. Madde: "Gerek M ü s l ü m ü n l a r malevinin ve g e r e k devlet gelir"Her kim f u k a r a y a z u l ü m ve d ü ş m a n l ı k y a p a r ve telerinin k o r u n m a s ı n a kim karşı korsa, hep birden tespit edilir." miz Şeriat'in y ü r ü t ü l m e s i n e karşı kor ise, o n u n dahi ezilip eğitilmesine elbirliği ile çalışır." 6. Madde: "Ocaklardan ve başkalarından herhangi bir fitne ve fesat olursa. Ocak ise, ocağın kaldırılmasına. Sınıf ise kahr ve tenkil

ve dirlik ve e s a m i l e r i n i n lip karar verilir."

kaldırılmasına, kişi

ise HER NE T A B A K A -

D A N O L U R S A O L S U N tehkikle idam e d i l m e s i n e hep İstanbul'a ge7. Madde: "Fukara ve çiftçilerin (reayanın) korunup savunulması esas olduğuna göre... asayiş ve vergilerde ılımlılık hususuna dikkat o l u n m a k lazım olmağın, zulümlerin ve sataşmaların ve vergilerin kaldırılması hususuna vekela ve hanedanlar aralarında konuşarak ne yolda karar verilir ise o n u n d e v a m ve istikrarına" bakılır. Bu hükümler İngilizlerin Magna Carta'larından az h ü k ü m d a r kısıtlayıcı değildir. Rical lar da, Ayrıca: İttifak'ı imzalayan "Vezirler ( m ü l k i y e ) , Ü l e m a ( İ l m i y e ) ve (Taşra ağaları ve bilcümle (Kalemiye) ve g e r e k H a n e d a n

Ocaklar ( S e y f i y e ) ki topu 25 kişiydi. İngiliz Magna Carta'sını imzalayantuhaf bir tesadüfle, ne fazla ne eksik, tam: 25 şövalye olmuştu. "Yüce Devletin ö t e d e n b e r i Usul, Nizam ve K a n u n u ve T ü m VEKALET-İ MUTLAK'dan sudur etmek Padişahın sureti olmağla"

Padişah buyurultuları, içeride, dışarıda bütün erkan ve V ü k e l a ' y e MAKAM-I deniliyordu. Yani tıpkı parlamenter krallıkta olduğu gibi hükümet ve idare doğrudan doğruya başbakanlığa düşüyor. bir emri olursa, onu da başbakan kanalından geçirmesi gerekiyordu. Bu kadarı, bir kalemde Osmanlı padişahlığını modern burjuva devletine çevirmek oluyordu. Ve bu değişikliğin uygulanması, padişaha daha yükleniyordu: ta olup, Sened-i İttifak'tan daima ve tam 1ola aynı birer nüsha: "Taclı Yüce Katta saklanmakEfendimizin Sened-i kenİttifak belgede... ile kesintisizce yürütülmesine hemen olan Magna Şevketmeab Canta

disi nazaret,i seniyeleri Biçimce arasında hemen

vesselam"deniliyordu

ne fark vardı?

Magna Carta'nın ardında, bir alanda toplantı

yapmış yüzbinlere yakın İngiliz yığınları ayakta ve silahlı bekliyorlardı. 2Magna Carta'yı imzalayan, en ufak bir ihanet önünde hemen yalın kılınç Gaziler), yani bakellesini sözü uğrunda torbaya koymuş şövalyeler (Alpler: Bizans hilelerinde kırışkın kapıkulları idiler.

yalan dolan bilmez barbar şeflerdi...Alemdar'ın karşısında imza koyanlar, Peşinde gelip İstanbul'u sanlar, çapul ülkülü iyi gün dostlarıydılar. Bu olaylar keşif ve icat yapanların Tefeci böyle davranıyor. başlarına gelenleri gösteriyor. Bu

tefeci sermayenin t e ş e b b ü s e karşı oluşunun sonucudur. Kapitalist ise keşfe el koyuyor. Çünkü o üretimde kâr arıyor. Tefeci-Bezirgan, Ali'nin külahını Veli'ye diyerek ticaret kârı faiz peşinde. Üretimle ilgisi yok. Yedi bin yıllık tarihi bunu gösteriyor. Sosyal olaylarda da bir rezonans söz konusu oluyor. Mesela bir radyo, havadaki dalgalardan ancak kendine uyan dalgayı alabiliyor ve alıyor.

Bir toplum olaylardan Bunu

da, bizim

dışında

cereyan ne

eden

olaylardan izahı

ancak kendi için kolaylık

ile

uyan

etkilenebiliyor. Batı'dan aldığımızın olması

bakımından belirtiyorum. Kapitalizmin iki safhası var: Biri Serbest Rekabet, öbürü, ya da ikincisi Finans-Kapital safhası. Finans-Kapital safhası, serbest rekabetçiliğin tersine tekelci bir safha. Bu: Batı kapitalizminin çöküş safhasıdır. Böylece, Osmanlı Batı'ya yöneldiğinde, d e m e k oluyor ki, Finans-Kapitali kayçöküş halinde olan iki toplum birbiri ile temasa geliyordu. Buna sosyal rezonans diyoruz. Yerli tefeci s e r m a y e m i z ile Batı'nın ülkelerin kaderi olarak böyle işliyordu. İşte Türkiye'de kapitalizm, bu determinizm içinde, bu tarihi aşamalardan geçerek gelişmiştir. naşıyorlardı. İşte Batı'ya yönelişimizin bilimsel determinizmi, geri kalmış

Sponsor Documents


Recommended

No recommend documents

Or use your account on DocShare.tips

Hide

Forgot your password?

Or register your new account on DocShare.tips

Hide

Lost your password? Please enter your email address. You will receive a link to create a new password.

Back to log-in

Close